“Onlar; zararlarından emin oldukları için dostlarını uzak tuttular.

Kendilerine bağlanmak ve kazanmak içinde düşmanlarını yakınlaştırdılar.

Yakınlaştırılan düşman dost olmadı. Ama uzaklaştırdıkları dost düşman oldu.

Herkes düşman safında birleşince yıkılmaları mukadder oldu..."

Ebu Müslim HORASANİ

23 Haziran tekrarlanan İstanbul Seçiminin ardından hemen herkes Ak Parti için “Yolun sonu ya da sonun başlangıcı” gibi ifadeleri kullanmaya başladılar. Ben buna katılmıyorum!

Çünkü bu sonuçlar ne sonun başlangıcı ne de yolun sonu. Ak Parti için sonun başlangıcı 7 Haziran 2015 de yapılan Hakan Fidan’ın da Milletvekili olmak için istifa ettiği Genel Seçimlerdi. Ahmet Davutoğlu, 2014 yılında Ak Parti Genel Başkanı ve aynı zamanda Başbakan olduğu zaman Meclise “Şeffaflık Yasası” adı altında Siyasete Ahlaki değerleri yeniden kazandıracak olan paket yasa tasarısını sundu. Ancak o dönemde henüz daha yeni Cumhurbaşkanı olan ve aynı zamanda Ak Parti hareketinin Lideri olan Tayyip Erdoğan, bu yasanın meclisten geçmesine engel oldu. Çünkü göreve getirilen tüm İl ve ilçe Başkanları, yöneticilerin mal beyanında bulunmalarını ve görevlerini devrederken de aynı şekilde mal beyanında bulunmalarını ve görevleri boyunca hangi iş ile iştigal ettiklerini beyan etmeleri gerekiyordu. Mal beyanı süreleri de 5 yıldan 2 yıla inmesi öngörülüyordu.

Doğal olarak iktidarı elinde bulunduran ya da Belediyeleri elinde bulunduran Siyasi Partiler herhangi bir şekilde yolsuzluk yapamayacaklardı ve sebepsiz zenginleşmenin önüne geçecek bir oto kontrol sistemi gerçekleştirilecekti. Tayyip Erdoğan bu yasaya şiddetle karşı çıktı. Ak Partide ilk fay hattı da tam bu olay ile oluşmuş oldu. Bir tarafta “şeffaflık isteyen, yolsuzlukların, haksız sermaye birikiminin” önüne geçmek isteyen bir Başbakan diğer tarafta ise böyle bir yasanın çıkarılmasına karşı çıkan İktidar Partisinin doğal Lideri olan ve Cumhurbaşkanı Tayyip ERDOĞAN!

Belediyelerde ve diğer Devlet Kurumlarında ihalelerin yapılış şekli, gitgide kendini gösteren Ekonomik kriz, adı yolsuzluklarla anılan 4 Bakanın –Başbakana rağmen- yüce divana gönderilmeyip aklanmaları, Dolmabahçe de oluşturulan Mutabakatı Cumhurbaşkanının –Başbakana rağmen- yok sayması kabul etmemesi ve bunun gibi nedenler Tayyip Erdoğan ile Ahmet Davutoğlu’nun arasında derin bir fay hattının oluşmasına sebep oldu. Tüm bu yaşananlar toplum ve teşkilatlar nezdinde negatif bir karşılık oluşturdu. Tabi bunlara Türkiye genelinde yaşanan Elektrik kesintisi krizi ve sabotaj yapıldığına dair söylentiler ve Savcı Mehmet Selim Kiraz’ın ülkenin en güvenli olması gereken mekânlarından biri olan Adliye Binası içerisinde ve Savcının bizzat kendi odasında şehit edilmesini de ekleyecek olursak 7 Haziran seçimlerinde Ak Partinin bir hezimet yaşaması kaçınılmaz olmuştu.

Bu durumu iyi okuyan ve ona göre stratejik hamleler yapıp ülkenin İktidar Partisi ile Ana Muhalefet Partisini ülke yönetiminde söz sahibi yapacak olan bir nevi toplumsal mutabakat olan Koalisyon Hükümeti formülü başta Devlet Bahçelinin manevraları ve Tayyip Erdoğan’ın da şiddetle karşı çıkmasıyla sonuçsuz kaldı. Devlet Bahçelinin daha sonuçlar belli olur olmaz yeni bir seçime gidilmesini istemesi ve koalisyon görüşmelerinin de neticesiz kalmasının ardından, Cumhurbaşkanı yeniden seçime gidilmesi gerekir diye açıklama yapması ile birlikte ülke yeniden bir seçim atmosferine girdi.

19 Ağustosta Siirt’te PKK’NIN yere döşediği mayınların patlaması ile birlikte Türkiye kaotik bir ortama sürüklendi ve bu ortam 1 Kasım Seçimlerine kadar devam etti. Ülke genelinde oluşturulan “Ülke dış güçlerin saldırısı altında” algısı halk nezdinde karşılık buldu ve Ak Parti o zamana kadar ki aldığı en yüksek oyu alarak seçimlerden birinci parti olarak çıktı. Ancak 7 Haziran seçimlerinin sonuçlarını iyi okuyamayan Tayyip ERDOĞAN faturayı Ahmet Davutoğlu’na keserek, parti içerisinde oluşturulan (bir rivayete göre kendi kurduğu) adına #Pelikan denilen hayali örgüt yayınladığı Pelikan Bildirisi ile Başbakan Davutoğlu’nu istifaya götüren sürecin fitilini de ateşlemiş oldu.

Başbakanın istifası ile Parti içerisinde ki çıkarcı guruplar tasfiye edilememiş o günden bugüne kadar adeta farenin Geminin ana omurgasında ki tahtaları kemirmesi gibi bu çıkarcı guruplar Ak Partiyi bitirmiş ve bugünlere gelinmesine sebep olmuşlardır. Yaşanan israflar, halkın gözünün içine adeta sokarcasına sergilenen ahlaksızlıklar, seçim dönemlerinde Kamu araçlarının arsızca parti hizmetinde kullanılması, yolsuzluk, hırsızlık, Devlette yapılan istihdamda liyakatsizlik, adam kayırma, Devlet kurumlarının adeta aile şirketlerine dönmesi, Devlet Görevlilerinin birer Parti temsilcisi gibi hareket etmesi tüm bunlarla birlikte yaşanan Ekonomik Kriz ve krizin iyi yönetilemeyip suçu hep başka taraflara atarak işin içinden sıyrılmak istenmesi halk nezdinde Ak Partinin itibar kaybetmesine ve seçimlerin mağlubiyet ile sonuçlanmasına sebep oldu.

İşin diğer bir ilginç tarafı ise şu; Ahmet Davutoğlu döneminde Ak Parti ve Tayyip Erdoğan aleyhine sert bir muhalefet politikası izleyen Devlet Bahçeli, Ahmet Davutoğlu’nun istifası ile birlikte birden söylemlerini yumuşattı ve daha itidalli ve daha dikkatli bir dil kullanmaya başladı. 7 Haziran Seçimlerinden sonra Koalisyon hükümeti kurulmasındansa yerine yeniden seçim yapılmasını isteyen Devlet Bahçeli, 15 Temmuz Darbesinden hemen sonra OHAL ile yürütülen Fiili Başkanlık sürecinin hukuki zemine oturtulması gerektiğini söyleyerek Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemine giden sürecin önünü de açmıştır. 24 Haziran 2018 Cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi kurulan Cumhur İttifakı ile Devlet Bahçeli ve Pelikan Yapı arasında adı konulmamış olan ittifak ete kemiğe bürünmüş oldu.

24 Haziran seçimleri ile hayata geçen Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi tam 1 yıl içerisinde halk nezdinde itibarını yitirmiş 31 Mart Seçimlerinde İstanbul ve Ankara’nın Ak Partinin elinden çıkmasına neden olmuştur. Daha önceki seçimlerde seçim sonuçları birkaç saat içerisinde neticelenirken 31 Mart seçimleri İstanbul nezdinde uzun bir süre neticelenmedi. 1 Nisan akşamı adına Pelikan Yapı dediğimiz Ak Parti içerisine çöreklenmiş menfaat şebekesi elinde ki Medya ve Sosyal Medya gücü ile adeta bir iç karışıklık provası yapmış asılsız haberler yayarak bir yandan Ak Parti seçmenini diğer yandan ise CHP seçmenini tahrik etmeye çalışmıştır. Ne var ki aynı akşam Devletin sağduyulu kurumları, gerek valilik gerek kaymakamlık ve de gerekse emniyet düzeyinde gerekli açıklamalar yapılarak bilgi kirliliğinin önüne geçilmiştir. Israrla seçimlere şaibe karıştığı yalanı topluma servis edilirken, toplumun iki kutba ayrılarak tehlikeli bir noktaya gelinmesi istenmiştir. Bu tehlikeyi gören Tayyip ERDOĞAN “YSK’NIN vereceği karara herkes saygı duymalıdır” diyerek Balkon konuşmasına da hiç kimseyi yanına almayıp tek başına çıkması İstanbul’u kaybettiğini kabullenmesiydi. Ancak Pelikan Yapının ısrarla seçimlere şaibe karıştığını dile getirmesi ve Devlet Bahçelinin de mevcut oy farkının Belediye Başkanı seçilmesine yeterli olmayacağını çünkü şaibe söylentilerinin ayyuka çıktığını ve bunun bir BEKA sorunu teşkil ettiğini söylemesi Tayyip ERDOĞAN’IN da söylem değiştirmesine yol açtı.

Ak Parti tarafından geçersiz oyların yeniden sayılması teklifinin kabul görmesi ve yeniden sayılmasının ardından aradaki farkın kapanmaması Ak Partiyi bu sefer Oyların tamamının sayılması için YSK ya teklif götürmesine sebep oldu. YSK tarafından oyların tamamının sayılması yönündeki Ak Parti teklifinin kabul görmemesi neticesinde Ak parti Olağanüstü itiraz yolunu kullanarak bu sefer seçimlerin yenilenmesi yönünde itirazda bulundu. İtirazın neticeleneceği kararın açıklamasından önce Tayyip ERDOĞAN’’IN teşkilatına ve tabanına yönelik “herkes YSK’NIN vereceği karara saygı duymalıdır” tarzında açıklamasına Devlet BAHÇELİ “İstanbul seçimlerinin yenilenmesi bir BEKA sorunudur” diyerek Cumhur İttifakını bitirmekle üstü örtülü bir şekilde tehdit etti.

23 Haziran Seçimlerine giderken MHP teşkilatlarının kurulan birkaç stant dışında neredeyse hiç çalışmaması, Pelikan Medyasının ayrıştırıcı üslubu, Parti sözcülerinin ısrarla Muhalefet Partilerini Terör Örgütleri ile işbirliği yapmakla itham etmesi, YSK kararında “HIRSIZLIK” yapıldığına dair en ufak bir ifadenin dahi olmaması ama buna rağmen Ak Parti sözcüleri, Binali Yıldırım ve Tayyip ERDOĞAN’IN ısrarla hırsızlık yapıldığını söylemesi halk nezdinde hiçbir karşılık bulmadı. Seçimlere birkaç gün kala Terörist başı Abdullah Öcalan’ın mektubunun Devletin kendi ajansında okunması ve birinci haber olarak servis edilmesi ve hemen ardından Osman Öcalan ile yapılan röportajın Devletin kendi kanalı TRT de yayınlanması Ak partiye tarihi hezimeti getiren nedenler oldu.           

Hülasa söylemek istediğimiz husus şudur; 7 Hazirandan bu zamana kadar ki gelen sürece bakacak olursak Ak partinin aslında seçimlerden galip çıkarken aslında içten içten çürüdüğünü ve her galip geldiği seçimde aslında yenildiğini net bir şekilde görmekteyiz. Ve bu yenilgilerde Devlet Bahçeli ve Pelikan Yapının başat bir rol üstlendiğini çok rahat söyleyebiliriz. Görünen o ki, bu süreç bundan sonra hızlanarak devam edecek ve Ak Partiyi ANAP’TAN daha hazin daha beter bir sonuçla karşı karşıya bırakacaktır. Çünkü yenilginin nedenlerini kendi iç bünyesinde sorgulayıp bulacağına hala başka tarafları suçlayarak kendini günahsız gösterme derdinde ve tasasında olduğu net bir şekilde ortadadır.

Gelecek yazımızda ise nasip olursa Seçimlerin Saadet Partisi açısından sonuçlarına değineceğiz.

Selametle kalın….

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Yorum yazarak Haberin Kapısı Kurallarını kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz demektir. Yazılan yorumlardan Haberin kapısı hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.