Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:
     خُذِ الْعَفْوَ وَأْمُرْ بِاْلعُرْفِ وَأَعْرِضْ عَنِ الْجَاهِلِينَ. وَإِمَّا يَنزَغَنَّكَ مِنَ الشَّيْطَانِ نَزْغٌ فَاسْتَعِذْ بِاللّهِ إِنَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ . إِنَّ الَّذِينَ اتَّقَوْا إِذَا مَسَّهُمْ طَائِفٌ مِنَ الشَّيْطَانِ تَذَكَّرُواْ فَإِذَا هُمْ مُّبْصِرُونَ.                                                                                                                                      
     “(Rasûlüm!) Sen af yolunu tut, ma’rûfu/iyiliği emret ve cahillerden yüz çevir. Eğer şeytanın fitlemesi seni dürterse hemen Allah'a sığın. Çünkü O, işitendir, bilendir. Takvâya erenler var ya, onlara şeytan tarafından bir vesvese dokunduğunda (Allah'ın emir ve yasaklarını) hatırlayıp hemen gerçeği görürler.” (A’râf, 7/199-201)
     Ma’rûf, İslam’ın ve aklın iyi gördüğü; fıtratı bozulmamış herkes tarafından iyi kabul edilen ve iyi bilinen şeydir. Emredilecek şeyler, önce öğretilecek, muhatap tarafından ma’rûf/bilinir hale gelecek ondan sonra emredilecek demektir.
     Mü’mine yakışan, cahillik edenlere karşı cahillik etmemek, cahillikten yüz çevirmektir. Hadîs-i kudsîde de şöyle geçmektedir: “Faziletlerin en yükseği, seninle ilişkisini keseni, senin arayıp sorman, seni mahrum bırakana, senin ihsanda bulunman ve sana zulmedeni senin bağışlamandır.” (Ahmed b. Hanbel, Müsned, III, 438.) 
     Mekke dönemi şartları düşünüldüğünde Yunus Emre ne güzel demiş:
     “Dövene elsiz gerek
     Sövene dilsiz gerek
     Derviş gönülsüz gerek
     Sen derviş olamazsın.”
     Bu âyet-i kerîmelerden çıkarılan ölçüler:
     1. Halk ile muamelende kolaylığı ve kolay tarafını gözet, kolay geleni yap.
     2. İnsanlara zor gelecek, zorluk verecek şeyler isteme, şiddet ve zorluk taraftarı olma.
     3. Affedici ol, herkesin eksiğine kusuruna bakma! Kusurları bağışlamak, özür dileyenleri affetmek senin önde gelen hasletin ve en baş hasletin olsun.
     4. Yönetici olup insanlardan vergi alacağın zaman halka zorluk ve sıkıntı vermeyecek şekilde hayatî ihtiyaçlarından fazla olan mallardan vergi al!
     5. Af tarafını tutayım, affedici olayım derken İslam’ın ve aklın iyi gördüğü ma’rûf ile emretmeyi de terk etme! Yaptığın ma’rûfa uygun, Allah’ın kitabında, kendisini bilen akıl sahipleri yanında yapılması ve yerine getirilmesi gerekli, varlığı yokluğundan hayırlı, olması olmamasından faydalı olduğu kabul edilen güzel ve yararlı bir şey olsun!
      6. Kendini bilmez, Rabbini bilmez cahillerin ahmakça sözlerine, akılsızca işlerine misliyle cevap vermeye kalkışma!
     7. Şeytanlardan veya adamlarından bir tahrik veya bir iğva karşısında kalırsan hem dille hem kalple Allah’a sığın. Zira Allah dille yapılanı işitir, kalple yapılanı bilir.
     8. Şeytandan kalbe geleni anlayan, şeytanların oyunlarına gelmeyen basiret ehli olan muttakîlerdir. Zira muttakîler takva nuruna sahip oldukları için şeytandan geleni o nur ile anlarlar ve oyuna gelmezler.
     9. Şeytana, yanlış anlayış ve yanlış davranışla açık kapı bırakırsan şeytan ve adamları seni dalâlete sürükler ve yakanı da bırakmazlar. Zira her bir yanlışlık şeytanın sana daha da yaklaşmasını sağlar.

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Yorum yazarak Haberin Kapısı Kurallarını kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz demektir. Yazılan yorumlardan Haberin kapısı hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.