Haberin Kapısı
2023-05-04 16:39:57

​İttihad-i İslam Sancağını'nı düşürmeyen civanmertler

Sabri Gültekin

halilsivasi@yahoo.com 04 Mayıs 2023, 16:39

İttihad-i İslâm Sancağı neyi temsil eder? Allah, Vatan, Namus ve Birliği. Şayet devlet bu sancağı açmış ise, birlik ve beraberlik ruhuyla kenetlenen civanmertler canını fedâ etmek için cepheye koşardı.

3 kıta, 7 iklimde 624 yıl hüküm süren koskoca Osmanlı, 1768-1774’te Rusya ile savaşta mağlubiyeti sonrası önemli toprak kayıpları ile zafiyete düşmesini fırsat bilen 7 düvelin sırtlan sürüleri tarafından 7 cephede kuşatıldı. Çanakkale, Kafkasya, Sina ve Filistin, Irak, Hicaz-Yemen, Galiçya, Balkan Cepheleri’nde âdeta mahşer yaşandı. Trajedilerle dolu “Osmanlı’yı paylaşma” savaşında 240 bin civanmerdimiz esir düşerken, 3 milyon canımız da şehadet şerbeti içti. Bu cephelerde bir nesli, dahası, hâfızamızı kaybettik.

Neden?.. İttihad-i İslâm Sancağı’nın altında toplanıp “Hak ile Bâtıl” mücadelesini hakkıyla veremediğimiz için...

Kurdun sürüyü dağıtması gibi ümmeti dağıtan küffar; yumuşak lokma haline getirdiği Müslümanları o gün bugündür sömürüyor, sömürmekle de kalmıyor; vatanına, malına, canına, namusuna tasallut ediyor.

İçimizdeki gafiller yüzünden, kendi İttihad-ı İslâm’ımızdan yüz çevirip; askerî, ekonomik ve kültürel olarak umut bağladığımız “Bâtıl Batı”nın peşine düştüğümüz günden beri içimiz kan ağlıyor, yüzümüz gülmüyor.

*

İttihad-i İslâm Sancağı’nı kapağına taşıyarak, umudumuzu diri tutan civanmertlerin ruhunu şâd etmek için yola çıkan İnkılâb Basım Yayım Müdürü Hasan Güneş beyefendi büyük vefa örneği göstererek memleketi Kastamonu’nun “civanmert”lerini gelecek nesillere aktarmak için bir eser hazırlatmış. İttihad-i İslâm Sancağı (Allah, Vatan, Namus, İttihad) altında topladığı kahramanları “CİVANMERT- Geçmiş İle Gelecek Arasında Kastamonu’nun Ruh Derinliğinden Yansımalar” isimli kitapla gelecek nesillere aktarmaya gayret etmiş. İnkılâb Yayınları’ndan çıkan eseri kaleme alan İsmail Fatih Ceylan âdeta iğne ile kuyu kazarak tarihin derinliklerindeki kahramanları gün yüzüne çıkartmış.

*

Milattan önce 64 yılından itibaren Roma’nın nüfuz sahası olan Kastamonu yöresi, imparatorluğun 395’te ikiyi ayrılmasının ardından Doğu Roma’nın hakimiyetinde kalır. Bu hakimiyet Türklerin 1071’de Anadolu’ya girmesine kadar devam eder.

100 yıl kadar Danişmendoğulları idaresinde kalan şehir ve çevresi daha sonra 15 yıl kadar tekrar Doğu Roma İmparatorluğu hâkimiyetine geçer. Bu defa bölge, 1213 yılında Anadolu Selçuklu Sultanı Alaaddin Keykubat’ın emriyle Selçuklu kumandanı Hüsameddin Çobanbey tarafından fethedilir.

Çobanoğulları ve Candaroğulları Beylikleri tarafından yönetilen Kastamonu ve yöresi 1460 yılında Osmanlı idaresine girinceye kadar önemli bir ilim ve kültür merkezi olur, çok sayıda ilim, devlet adamı, maneviyat önderi ve kahraman yetiştirir.

*

Meşhur seyyah İbn Battûta 1333 yılında Kastamonu’ya geldiğinde şehrin hâkimi Candaroğlu Süleyman Bey’dir. Seyahatnâme’sinde, “Bu şehir Anadolu’nun en güzel, en büyük beldelerindendir. Yaşamak için her kolaylık var...” diye yazar. İbn Battûta’dan 307 yıl sonra bölgeyi ziyaret eden Evliya Çelebi, “Kastamonu âlimi, şairi ve hâfızı bol olan bir diyardır...” ifadelerini kullanır. Coğrafyacı İbn Saîd ise 1274 veya 1287 yılında Kastamonu yöresinde 100 bin çadır göçebe halkın yaşadığını yazar. Bu da, şehrin iskânında Türkmen veya Yörük adıyla bilinen grupların önemli bir rol oynadığını göstermektedir.

*

Kastamonu denildiğinde kime sorsanız ilk olarak aklına Şeyh Şaban-ı Velî gelir. Meğer Kastamonu “Evliyalar Beldesi” olmasının yanında nice kahramanı bağrında yetiştirmiş, İttihad-i İslâm Sancağı’nı 3 kıta, 7 iklimde dalgalandırmış. Devlet, İttihad-i İslâm Sancağı’nı açtığında (Allah, Vatan, Namus, Birlik) birlik ve beraberlik ruhuyla kenetlenen yiğitler gözünü kırpmadan seferberliğe koşmuş.

Hele İttihad-i İslâm Sancağı’nın açıldığı bizim bir Çanakkale destanımız vardır ki, dünya böyle bir savaş ve kahramanlık sahnesine tanıklık etmemiştir. Bu kahramanların başını da daha bıyıkları terlememiş Medreseli, Daru’l-Fünunlu (İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi), Mekteb-i Sultanîli (Galatasaray Lisesi), İstanbul Sultanîli (İstanbul Erkek Lisesi), Vefa Sultanîli (Vefa Lisesi) ve Dârülmuallimîn-i Âliyeli (Çapa Anadolu Öğretmen Lisesi) öğrenci ve öğretmenleri çekmektedir. Bir de 1885 yılında açılan ve 1963’te ismi Abdurrahmanpaşa Lisesi olarak değiştirilen Kastamonu Mekteb-i Sultanîsi talebeleri vardır.

*

Dünyanın dört bir yanından gelen Avrupalı, Afrikalı, Avusturyalı, Hintli ve Senegalli düşman askerleri, Gelibolu Yarımadası’na havadan, karadan ve denizden ölüm kusmaktadır. Çanakkale Boğazı’nda âdeta “mahşer” yaşanmaktadır. Burası 7 düvelin üzerimize çullandığı Çanakkale Cephesi’dir... Bu savaş, Hak’la bâtılın savaşıdır... Bu zafer, ölümü öldürenlerin zaferidir...

18 Mart 1915’te başlayan ilk saldırı 9 Ocak 1916 tarihinde karşı donanmanın Osmanlı topraklarını tamamen terk etmesiyle son bulur bulmasına amma velâkin canlarını vatanları uğruna seve seve fedâ eden daha bıyığı terlememiş öğrenci ve öğretmenlerin çoğu geri dönemez. Öğrencilerini şehid veren okulların bir kısmı o tarihlerde mezun dahi veremez. Destanların yazıldığı, dramların yaşandığı bu süreç sonrasında, “eğitim hâfızamız”da oluşan boşluk uzun yıllar doldurulamaz.

*

Millî Mücadele’ye Kastamonu’nun Nasrullah Camii’ndeki vaazıyla destek veren Âkif, Çanakkale Cephesi’ni görmediği halde vatanları için çarpışan Kınalı Kuzuları, 15’lileri, “Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhîd’i... / Bedr’in aslanları ancak, bu kadar şanlı idi” diye tarif ederken, 5 bin 500 kilometre uzaklıktan hislerimize tercüman olan Pakistanlı Şairi Âzâm Muhammed İkbal ise, rüyâsında huzuruna çıktığı Hz. Peygamber’in kendisine hediye olarak ne getirdiğini sorması üzerine, Cennet’te bile bulunmayan bir hediye getirdiğini söyleyerek, içinde Çanakkale şehitlerinin kanının bulunduğu şişeyi Hz. Peygamber’e sunduğunu ifade eder. Ve ruhunda hissettiği Çanakkale’yi, “Yalnız bir şey getirdim kutlanmıştır tekbirlerle, / Bir şişe kan ki, eşi yoktur namusudur, / vicdanıdır, / Buyurun, bu Çanakkale şehidinin kanıdır” ifadeleriyle dizelere döker, ölmeyen şehidlerimizi bir kez daha ölümsüzleştirir. Tıpkı bizim Âkif gibi...

*

İşte bu destansı olayların yaşandığı Çanakkale ve Kafkas Cepheleri’ne Kastamonu’dan da 120 talebe, 1914-1918 yıllarında vatan müdafaası uğruna tahsillerinden, hayallerinden ve canlarından vazgeçerek koşar. Bu sebeple 1916-17 ve 1917-18 ders yıllarında mezun veremeyen okul, tarihinde en hüzünlü yıllarını yaşar. 1919’da ise askere giden lise talebelerinden sadece 14’ü geri döner, diğerleri ise şehidlik mertebesine ulaşır.

Balkan Savaşları, Birinci Dünya Harbi ve ardından Mondros Mütarekesi sonrası hengâmeli bir süreçte Anadolu’nun işgalinde, bölgeleri bizzat işgale uğramasa da, Kastamonulular vatanın kurtuluşu uğrunda savaşmayı dinî bir vazife bilerek cepheden cepheye koşar.

Kastamonu bulunduğu stratejik konumundan dolayı Millî Mücadele sırasında büyük yararlar sağlar. Özellikle Ankara’ya “İstiklâl Yolu” diye anılan İnebolu-Kastamonu üzerinden yiyecek, giyecek, para, cephane ve silah nakli yapılır. Eli silah tutan erkekler cephede olduğu için, taşıma işini daha çok kadınlar, yaşlı erkekler, sakatlar ve çocuklar yapar.

Çanakkale Savaşı’nda hepsinin şehid olup erkeği kalmayan “Ersizler” köyü misali, savaşların getirdiği yoksulluk, yokluk içinde bu insanların karda çıplak ayakla, cansiperâne, kağnılarla cephane nakli çalışmaları, yiğitlikleri, fedakârlıkları asla unutulmayacak.

Üzerinde bağımsız olarak yaşadığımız bu toprakları ünlü-ünsüz civanmertlere borçluyuz. Sahip olduğumuz bu değerleri minnetle hatırlamayı ve gelecek nesillere aktarmayı bir vefa borcu kabul eden Hasan Güneş beyefendi, “Civanmert” isimli eserin yazımını yazar İsmail Fatih Ceylan’a tevdî etmiş. Kuruluşa ve Kurtuluşa ev sahipliği yapan, Millî Mücadele yıllarının en önemli olaylarına da sahne olan Kütahya’nın Tavşanlı ilçesine hayata gözlerini açan kalem erbabı İsmail Fatih Ceylan, tarihin tozlu raflarından çıkardığı birbirinden mümtaz ve civanmert ismi okurla tanış eylemiş.

*

Yazar Ceylan, Kastamonulu olup İttihad-i İslâm Sancağı’nın açılmasıyla cepheden cepheye koşan;

*Kastamonu’dan İstanbul’a gelerek, Saray’da odunculuktan Sadrazamlığa yükselmeyi başaran Girit Serdarı “Deli” Hüseyin Paşa,

*Kastamonu Sancağı’nın Osmancık kasabasında doğup daha sonra akrabaları aracılığıyla Saray Baltacıları Ocağı’na girip, Sadrazamlığa kadar yükselerek Rus Çarı 1. Petro tarafından hediyelerle kandırıldıktan sonra sürgün edilen Baltacı Mehmed Paşa,

*Kastamonu’nun Cide kazasına bağlı Hoşalay köyünde doğup, sarayda çuhadarlıktan rikâbdarlığa, silahtarlıktan mîrialemliğe, hazine kethüdâlığından nişancılığa, vezirlikten rikâb-ı hümâyun kaymakamlığına ve dahi en genç Sadrazam olmayı başaran Elmas Mehmed Paşa,

*Kastamonu’nun Daday ilçesinin Sorkun köyünde dünyaya gelen ve genç yaşta İstanbul’a gelerek Saray-ı Hümâyun’da Bostancı Ocağı’na girip, Bostancılık görevine tevdî edilmesiyle Moldavya’da (Boğdan) eşkıyâ takibinde bulunan ve bilahare de Sadrazamlığa kadar yükselen Serdar-ı Ekrem Moldovancı Ali Paşa,

*Aslen Kastamonulu olup, babasının görevi nedeniyle bulunduğu Rusçuk’ta dünyaya gelen ve Şerif Hüseyin’in isyanları, İngiliz Casusu Lawrence’nin saldırıları karşısında “Medine Kalesi’nden Türk bayrağını indiremem” diyerek, kuşatma altındaki Medine’yi askerleriyle çekirge yiyerek müdafaa eden, Surre Alayları’nın asırlardır “Kutsal Topraklar”a taşıdığı değerli hediyelerin büyük bir bölümünü yağmadan kurtararak İstanbul’a geri gönden “Çöl Kaplanı” Fahreddin Paşa,

*1871 yılında Kastamonu Tosya’da dünyaya gelen, Mekteb-i Erkân-ı Harbiye’den mezun olup, yarbayken başarısıyla Almanların dikkatini çeken, mirvilalıktan ferîklik rütbesine terfi ettikten sonra İttihat ve Terakki Hükûmeti tarafından rütbesi düşürülen, tayin edildiği İşkodra Kumandanlığı ve Valiliği görevinde bulunurken Karadağ Ordusu’na karşı mücadele eden, Esad Toptanî Paşa’nın ihanetine uğrayıp şehadet şerbeti içen İşkodra kahramanı Hasan Rıza Paşa,

*Soyu Gagavuz Türklerine kadar dayanan, İstanbul’da doğup Fatih Mekteb-i İdâdîsi’ne girip, Manastır Askeri İdadisi’ni bitirip, Harp Okulu eğitimine devam ederken 2. Abdülhamid muhalifliğine soyunan, Kurmay Okulu’nu ikincilikle bitiren, kolağalık görevindeyken Bulgar, Rum ve Arnavut çetelerine kök söktüren, İttihad ve Terakki ihtilal hareketlerine dahil olan, 31 Mart Vak’ası ile Sultan 2. Abdülhamid’in tahtan indirilme sürecinde Talat ve Cemal Paşa ile aktif rol alan, Balkan Savaşı bozgunu, Selanik’in savaşılmadan Yunan’a verilesi, Bab-ı Âli Baskını gibi olaylardan sonra pişman olup Sultan 2. Abdülhamid’in İslâm Dünyası’nı birleştirme siyaseti için Teşkilât-ı Mahsusa’yı kuran, Harbiye Nâzırlığı döneminde ülkesini kara bulutlar kaplayan, Osmanlı’nın kurtuluşu için ittifak arayışında Almanya’ya sarılan, Ruslara karşı başlatılan Sarıkamış Hârekatı’nda büyük bir drama imza atan, Bolşevikler tarafından şehid edilen “Hürriyet Kahramanı” Enver Paşa,

*Enver Paşa’nın küçük amcası olarak 1882’de İstanbul’un Beşiktaş semtinde dünyaya gelen, Dicle Nehri’nin kıyısındaki Kut şehrini kuşatan İngilizleri büyük bir bozguna uğratarak Kût’ül-Amâre Zaferi’ni kazanan, 1934 yılında Soyadı Kanunu’nun çıkmasından sonra Mustafa Kemal Paşa tarafından Kût'ül-Amâre Zaferi nedeniyle “Kut” soyadını alan, yeğeni Enver ile birlikte Mustafa Kemal Paşa tarafından sınır dışı edilen, Kût’ül-Amâre kahramanı Altıncı Ordu Kumandanı Mirliva (Tuğgeneral) Halil Kut Paşa,

* Ailesinin Kastamonu’nun Taşköprü ilçesine bağlı Yazı köyünden geldiği İstanbul’da 1883 yılında doğan Kafkasya kahramanı Hâlid Paşa,

*1884 yılında Kastamonu’nun Daday ilçesine bağlı Kelebek köyünde doğan, 30 Ağustos 1922 Meydan Savaşı sonrasında Yunan orduları başkomutanı generali Trikopis’i ve beraberindeki subay ve askerleri esir alan Hâlid Bey,

*1889 yılında doğan ve Enver Paşa’nın kardeşi olan, son rütbesi Yarbay olmasına rağmen vefat edinceye kadar “Nuri Paşa” olarak anılan, Trablusgarb’dan Kafkasya’ya koşuşturan, “Yâverân-ı Hazret-i Şehrîyâri”lik payesiyle Padişah Yâveri olan, Birinci Dünya Savaşı’nın sonlarında Azerbaycan’a hâkim olan Rus ve Ermeni birliklerinin Mart Olayları adı ile anılan Müslüman katliamları yapmaları üzerine, Kafkas İslâm Ordusu adında Osmanlı, Azeri ve Dağıstan askerlerinden oluşan bir ordu ile Azerbaycan’ı işgalden kurtarma harekâtı başlatan “Bakû Fatihi”, millî ve yerli silah sanayisinin temelini atan ve ürettiği silahlarla “Filistin Dâvası”na verdiği destekten dolayı Siyonistlerin düzenlediği sabotaj sonucu şehid düşen Nuri Killigil,

*İstiklâl Harbi’nin en şiddetli günlerinin yaşandığı 1921’in Aralık ayında kağnısına yüklediği cephaneyi taşırken hayatının baharında donarak şehadete erdikten sonra Kastamonu’nun sembollerinden biri hâline gelen Şerife Bacı gibi kahramanların hayatına dokunmuş. Bu civanmertlerin asilliklerini, cömertliklerini, âlîcenaplıklarını, mertliklerini, yiğitliklerini ve inandıkları yolda canlarını fedâ edişlerini âdeta yaşadıkları döneme götürerek anlatmaya gayret etmiş.

Yeni neslin bu civanmertlerden öğrenecekleri çok şey var.

Ruhları şâd olsun.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.