Haberin Kapısı
2020-11-03 20:31:17

Liseleri Kaldıralım

İbrahim Halil Er

03 Kasım 2020, 20:31

Çoktandır üzerinde düşündüğüm lise eğitimi sistemi hakkında aykırı bir görüş öne süreceğim. Bu görüş birçoklarınızın tepkisine neden olabilir. Ama unutmayın ki her yeni görüş tepkiye neden olmuştur. Çiçeklerle karşılanan hiçbir peygamber olmamıştır. Ben burada bazılarının yaptığı gibi lise eğitimin ıslahı değil, tamamen kaldırılmasından yanayım. Bunun nedenlerini de aşağıda sıralayacağım.

Eğitimde Hedef

Eğitimin en önemli unsuru bir hedefinin olmasıdır. Maalesef bir lise eğitiminde bu ciddi bir eksikliktir. Yani tek hedef üniversiteye şartlandırmadır. Çocuk üniversiteyi kazanmadığı zaman büyük bir buhrana girmektedir.

Günümüz lise eğitiminde maalesef hedef belirtilmemiştir. Gençler, günlerini geçirmeye veya kız erkek ilişkisine girmeye çalışmışlardır. Liselerde şiddet, alkol, uyuşturucu kol gezmektedir. Bu da lise eğitiminin hedefsiz olmasından kaynaklanmaktadır. Gençlerde hiçbir gelecek kaygısı ve sorumluluk bilincinin oluşmamasının bunda etkisi vardır.

Fakat liselerin kaldırılması bütün bu sorunları ortadan kaldıracak, gençler üniversitelerde hedefe kilitlenecekler ve seçtikleri alanlarda başarılı olmaya çalışacaklardır.

Bugün, dünyada eğitim sistemi büyük bir krizin içindedir. Okulların çok olması, insanların bu okullarda iyi bir eğitim görmeleri cehaleti kaldırmıyor. İnsanlar, daha iyi birer eşkıya, hırsız ve terörist oluyor. Hapishanelere baktığımızda büyük ve karmaşık suçların eğitimli kişilerce işlendiğini görmekteyiz. Bu durum, eğitimin tek başına yeterli olmadığını, eksik bir şeyler olduğunu göstermektedir.

Lise Eğitimi Neden Gereksizdir

Öncelikle Türkiye’de uygulanan lise eğitim sistemi bence tamamen kaldırılmalıdır. Çünkü hiçbir amacı ve hedefi olmayan, gençlere sadece zaman kaybına yol açan böylesine gereksiz bir eğitim, tarihin hiçbir aşamasında uygulanmamıştır. Lise eğitimi hem gereksiz ve hem de masraflı bir eğitimdir. Lise eğitiminin hiçbir amacı olmadığı gibi, günümüzde liseyi bitirmiş olmanın kişiye kazandıracağı hiçbir artı özellik de bulunmamaktadır. Eğer kişi üniversiteye gitmeyecekse lise eğitimi ve diploması onun için bir lüks olmakta ve orda öğrendiği bilgiler, hayatının hiçbir aşamasında kendisine yararı dokunmamaktadır.

Düşünebiliyor musunuz solucanın sindirim sistemini bilmek veya firiglerle ilgili tarihi bilgileri ezberlemiş olmak, ya da trigonometriyi, atomun numarasını bilmek kişiye ne kazandıracaktır. Tamamen gereksiz ve fuzuli bir bilgi verilerek kitap yüklü merkepler (Kur’ani bir deyimdir) yetiştirilmektedir. İnsanların her şeyi bildiği ama aslında hiçbir şeyi bilmedikleri bir sistem. Cehli mürekkep dedikleri durum. Bilen cahiller. İşin ironisi de kimse cehaletini kabul etmiyor. Çünkü bundan 100 seneye göre oldukça çok okumuşlar. Bundan yüz sene önce bu kadar okumuş olan insanlar standart üstü ve bilgin olabilirdi. Şimdi ise birer cahil….

Faydasız Bir İlim

Peygamberimiz bir hadisinde "faydasız ilimden Allah'a sığındığını" belirtiyor. Günümüzde maalesef o kadar faydasız ilim öğretiyoruz ki... Her yıl bir sürü seçmeli ders çıkmakta. Biz öğretmen olarak o derslerin kitabını alıp öğrenip ardından öğrencilere bunu anlatmaktayız. Ne işlerine yarayacaksa...

İslam ilim literatüründe ilimler Farzı Ayın, Farzı Kifaye, Müstehap ve Haram ilimler şeklinde sınıflandırılmaktadır. (ilmi anlamda ilimlerin tasnifi çok uzun bir konu ama kısaca böyle) Farzı ayın ilimler, her müslümanın öğrenmesi gerekli olan ve günlük hayatında lazım olacak ilimlerdir. Farzı kifaye ise toplumda bazı insanların bilmesi ile diğer insanların sorumluluktan kurtulduğu ilimlerdir. Mesela Tıp ilmi bunlardan birisidir. Müstehap ilimler çoktur. Yani öğrenilmesinde zorunluluk yok, ama öğrenildiğinde güzel olan ilimlerdir. Haram ilimler ise temelde insanlara zarar veren veya faydasız ilimlerdir. Sihir, büyük vs.gibi.

Düşünsenize birçok lise mezunu işsiz var çevremizde... Birçok lise mezunu amele de var... Hayatları boyunca kullanmayacakları bir bilgi ile donatmışız... Lüzümsüz bilgiden Allah'a sığınırım...

Üretken Bir Çağın Lüzumsuz Bilgilerle Geçiştirilmesi

Eğitimdeki diğer bir handikap da insanların ömürlerinin üçte birinden fazlasının saçma bir eğitim ve meslek öğrenmeyle geçtiğidir. İlk, orta, lise, üniversite, ihtisas, askerlik ve evlilik gibi aşamaları geçen birisinin yaşı 30’e ulaşmaktadır. Bu döneme kadar gencin bakımını ailesi veya devlet sağlamaktadır. Bu aşamaya ulaşıncaya kadar kişi hayatı boyunca bir kere bile ihtiyaç duymayacağı, kullanmayacağı saçma bilgilerle kitap yüklü merkeplere dönüştürülmektedir. Bu da eğitim sistemimizdeki açmazların başında gelmektedir.

İnsanın en üretken çağı, saçmalıkları öğrenmekle geçirilerek, belkide insanları bir yarış atı haline getirerek asli görev ve fonksiyonlarından uzaklaştırılmaktadır. Bu süreç daha da kısaltılabilir. Kişilerin ne olacağı daha erken yaşlarda tespit edilerek yetişmek istediği alana yönelik eğitim verilerek daha genç bir çağda hayata atılabilir.

Bir diğer nokta da lise çağındaki gence çocuk muamelesi çekildiğinden maalesef o da kendisini çocuk görmekte ve çocuk gibi davranmaktadır. Halbuki onlar erginlik dönemine girmiş birer yetişkindirler. Onlara yetişkin muamelesi yapıldığında onlarda yetişkin gibi davranacaklar ve davrandıkları gibi düşüneceklerdir.

Kaynak ve Zaman İsrafı

Örneğin lise eğitimi tamamen lüzumsuz bir eğitimdir. Burada verilen bilgilerin daha az yoğunluğu ilköğretimde verilmektedir. Aynı bilgilerin lisede tekrarlanmasının hiçbir akli mantığı yoktur. Bu uygulamayla milyarlarca kaynak, sermaye israf edildiği gibi, milyonlarca gencin de en güzel yılları heba olmaktadır. Yapılması gereken en doğru yöntem, ilköğretimin kalitesinin artırılarak, gence temel eğitim verildikten sonra doğrudan ihtisaslaşmaya yönelmektir. Böylece gencimiz bir dört yıl kazanacaktır. Düşünebiliyor musun? Yirmi yaşında doktorlarımız, mühendislerimiz ve öğretmenlerimiz olacak. İnsanlar daha erken bir çağda üniversiteyi bitirdiklerinden iş hayatına atılarak daha verimli olacaklar. Okul bittiğinden daha erken çağda evlenerek, çocukları ile aralarındaki makas fazla açılmamış, kuşak çatışması fazla doğmamış olacaktır. Ayrıca, uzun yıllar bekar kalarak cinsel sorunlarla karşılaşmamış olacaklardır.

Bu aşamanın ekonomiye verdiği kaybıda düşünürsek varın siz hesaplayın.. Bir lisede en az 30 öğretmen 5 personel var.. Her öğretmen ve personelin 1200ytl aldığını sosyal haklar ve emekli sandığı ödemesi ile 2000ytl masraf yaptığını hesaplarsak bir okulun sadece öğretmen parası ayda 60000ytl eder. Bunun elektrik, su, yakıt ve diğer masraflar da hesaplandığında rakam daha da artacaktır...

Boşa harcanan bir para. Bu parayla çok daha kaliteli eğitim verilebilinir... Ayrıca, bu para ile insanlara iş imkanları da sağlanabilir...

Lise Müfredatının Gereksiz Hantallaştırıldığı-Emperyalist Politikalar

Bu lise programları ve müfredatları tamamen batı orjinli. Büyük olasılıkla sömürge ülkelerine uyguladıkları programlardır. Biz missisipinin uzunluğunu ezberlemekle meşgulken onlar petrolümüzü ve kaynaklarımızı çalmayla uğraşıyorlardı. Yani zihnimizi boş şeylerle dolduruyorlar. Böylece genç ve dinamizmimizi çalıyorlar. Artık bu uykudan uyanma vakti gelmiştir.

Uykudan uyanmanın yolu lise bölümlerimizi tamamen kaldırmaktadır. Ya da ilk öğretim 4, orta öğretim 2, lise 2 olmak üzere sekiz yıla sığdırabiliriz. Zaten lisede öğretilen bilgiler ortaöğretimin bir tekrarından başka bir şey değildir. Bir öğretmen olarak lise öğrencilerinde edindiğim intiba, zoraki bir eğitimden geçtikleridir. Öğrenciler, okumamak için direnmektedirler.

Günümüzde biz topuzun ucunu iyice kaçırmışız. Lisede yoğun bir şekilde her ilimden bilgiler vermekteyiz. Halbuki kişinin hiç kullanmayacağı bir bilgiyi vermenin ona bir şeyler katmayacağı gibi onu sadece aptallaştırmış olacaktır. Her şeyden biraz bilen ama hiçbir şeyi derinlemesine bilmeyen bir geçlik veya bir nesil yaratıyoruz.

Liseler, Gençleri Aptallaştırma Yeridir

Ben yıllarını eğitime adamış birisi olarak sistemin ağır müfredatı altında ezilen çocukları gördükçe içim cız eder. O kadar ağır konular verilerek kendi yavrularımızı aptal yerine koyuyoruz. Tamamen ezberci bir gençlik istiyoruz. (Bazıları son yapılan müfredat değişikliğinde bunun ortadan kalktığını söyleyebilirler. Bu müfredatı iyi biliyorum. Müfredatının en büyük eksikliği, Türkiye şartlarına uymamasıdır. 40-50 kişilik sınıflara göre değil 20-25 kişilik sınıflara göre yapılmıştır. Ayrıca müfredat, veliye büyük bir yük yüklemektedir ki her veli bu konuda donanımlı olmadığından çocuğunu yeterince bilgilendirememektedir. Bu da Etüt Merkezlerine yönelmeye yol açmaktadır. Konu çok derin.... Bu değişiklik ilköğretim alanında yapıldı. Liselerde değil.) Eğitim sistemini halledememiş bir ulus büyüyemez. Eğer üç kuruş paranız varsa onu bir fabrikaya yatırırsanız bir kaç aileyi ama eğitime yatırırsanız belki de bir ulusu kurtarırsınız.

Gençlerin zamanlarını çaldığımızı, o güzel yıllarını heba ettiğimizi ve hayata geç attığımızı görmüyoruz. Bu işin temel mantığında gençlere güvensizlik gelmektedir. Yani 18-20 yaşlarında doktor olur mu? öğretmen olur mu? mantığı. Halbuki yeri geldiğinde 19 yaşında İstanbul'u fethettiğimizi övünerek anlatırız. Neden 19'unda başarılı insanlar yetiştirmiyoruz... Liseyi bitirip üniversiteyi kazanan bir gencin yaşı 20'ye dayanır. 5-6 yıl üniversite yaş olur 25-26, Askerlik yaş olur 28, iş arama, evlilik yaş olur 30. Otuzundan sonra eli para gören ve hemen ardından çoluk çocuk telaşı ile koşuşturan bir hayat...

İnsan ömrü kısadır. Neden bu ömrün en üretken çağı tamamen boş şeylerle geçiştirilmektedir. Neden hayata daha erken bir çağda atılması sağlanarak topluma gençlik aşısı aşılanmamaktadır.

Bence artık nasıl ki kapitalist sistemin sonu geldiğini görüyorsak, bu mantaliteyle verilen eğitimin de sonu gelmiştir. Bu ilköğretim, lise ve üniversite aşaması Allah'ın emri değil.. Kul yapımı ve çağ dışı bir uygulama...

Liseler Aptallaştırma ve Zekayı Köreltme Yeridir

Pırıl pırıl zekalı bir gençlik geliyor. Ama biz bu zekayı nasıl kullanacağımızı değil, nasıl aptallaştırır diye düşünüyoruz. Halbuki günümüzde çok yoğun uyarıcılar olduğundan insan zekasının 10-15 yaşlarında kavrayacağı bililer 7-8 yaşlarında kavranılmaktadır. Hatta yoğun uyarıcılar nedeniyle insanlar daha erken ergen bile olmaktadır.

Liseler birer hapishane, öğretmenler ise birer gardiyana dönüştürülmesin…

Lise Yerine Üniversiteyi Okumak

Halbuki bu liseler kaldırılsa gençler bu işkencelerden kurtulacaklardır. Lisede harcadıkları dönemi üniversitede harcayacaklar, daha akademik ve ihtisasa yönelik bilgi edineceklerdir. Üniversite, gençlere bir hedef vereceğinden gençlerin gelecek kaygıları daha aza inecek, hedefe yoğunlaşacaklar, derslere daha iyi konsantre olabilecekleri gibi okullardaki şiddet olgusu da kendiliğinden ortadan kalkacaktır.

Düşünebiliyor musunuz? 18- 20 yaşlarında doktorlarımız, mühendislerimiz ve yetişmiş elemanlarımız ortaya çıkmış olacak, toplum daha dinamik olacaktır. Halbuki lisenin olduğu sistemde gençlerin hayata atılmaları 30’lu yaşlara ulaşıyor. Bu dönemlerde dinamizm ölmüş, gelecek kaygısı ağır basmış, hayatın ellerinden kaymaması için mücadele etmektedirler.

Liselerin Kalkmasının Faydaları

Liselerin ortadan kalkması ile devletin ve ailelerin üzerindeki büyük bir maliyet de ortadan kalkacak. Devlet liselere harcadığı masrafı üniversitelere harcayarak daha kaliteli eğitim verecektir. Mevcut liseler de üniversitelere veya ilköğretimlere devr edilerek kalabalık sınıflar ortadan kalkacak, çocukları lisede okutmak için köyden kente gönderen ailelerde bu külfetten kurtulacaklardır.

Liseler sadece devlete değil, ailelere de büyük bir yüktür. Her aile birkaç çocuğunu lisede okutmakta, dünyanın masrafını yapmaktadır. Ardından üniversiteye hazırlık kursları… Bu masraf artmaktadır. Halbuki liseler kalktığında aile üzerindeki bu külfet de kalkacaktır. Belki de aile bu kadar masraf yapmasına karşın, çocuk üniversiteyi kazanmayarak bütün bu masrafların heba olmasına yol açacaktır. Kullanmadığı bu bilgileri de zamanla unutacaktır…

Liselerin kalkmasını faydaları saymakla bitmez. Liseler, sadece gençlerin zamanını çalmakta, onları köreltmekte ve oyalamaktadır. Devlet, lise ve askerlik ile gençlerin neredeyse 6 yılın gasp etmektedir. Halbuki hayatımız o kadar da uzun değil.. Her şeyi bilmek zorunda değiliz. Bilgileri uzmanları bilsin. Biz hangi alana yoğunlaştıysak o alanda en iyisi olalım diyorum.

Her şeyi bilen değil, bir şeyi çok iyi bilen insanlara ihtiyacımız vardır. Çağımız eskisi gibi her şeyi bilen insanlara değil, uzmanlara ihtiyaç duymaktadır.

Lise Eğitimi Ölmüş Durumda

Biz öğretmenler, artık bilgi öğretmek bir yana çocukları 40 dakika sınıfta tutabiliyorsak kendimizi başarılı görüyoruz. Zaten nottan başka da hiçbir yaptırım gücümüz yok. Birbirimizi aldatmanın anlamı yok... Türkiye'de Lise eğitimi ölmüş durumda...Batıda alternatif eğitim modelleri tartışılıyor. Hatta bazı ülkede uygulamaya geçilmiş bile. Almanya'da çocuklar, ortaöğretimden itibaren ilgi ve yeteneklerine göre bir alana yönlendiriliyor. Üniversiteye gidecek olanlar daha ilköğretimde seçiliyor. Bizde ise tamamen sömürgeci bir eğitim. Gençlerin zamanını ve hayatını çalan bir eğitim.

Lise çağı, gençlerin cinselliği keşfettikleri çağ olduğu içinde korkunç. Özellikle karma eğitimde iş daha da feci.... Ayrıca, hayatta hiç bir zaman kullanmayacağımız bir bilgiyi öğrenmenin ne anlamı var? O kadar ömrümüz uzun mu? Bırakalım insanlar ihtisaslaşsınlar. Zaten ihtiyacımız olan bilgileri bir şekilde öğrenmiyor muyuz?

Meslek Liseleri Yerine Meslek Yüksek Okulları

Günümüz Türkiyesinde Yök ile sistem (Danıştay) arasında meslek liseleri sorunu girmiş durumda. Ne yapılırsa yapılsın sistem imamhatiplerin önünü kapatmak için katsayıyı dayatmaya çalışacak.

Benim tezim şu.. Liseler kaldırılırken meslek liseleri de tamamen kaldırılsın. Bunun yerine meslek yüksek okulları veya meslek fakülteleri açılsın. Her iş kolunun bir fakültesi olsun. İnsanlar, meslek lisesi mezunu değil üniversite mezunu olsunlar. Üniversite mezunu tornacımız, esnafımız olsun. Burada mesleki eğitim yanında kişinin genel görgü ve bilgisini artırıcı bir eğitim vererek insan kalitemizi artırabilir, meslek lisesi sorunu ve katsayı ile uğraşmamış oluruz.

Tüm Öğretmenlere Akademik Kariyer İmkanın Verilmesi

Liselerin kaldırılmasının yanında tüm öğretmenlere herhangi bir sınava girmeden doğrudan akademik kariyer imkanın verilmesi de ilköğretim’deki kaliteyi artıracaktır. Düşünebiliyor musunuz? İlköğretim derslerine tarih doktoru, matematik profesörün girdiğini… Öğrenciler, kendilerine ders veren öğretmenin yetkinliğini görecek, bir prof. veya doktordan ders aldıklarını bilecek ve daha iyi konsantre olacaklardır.

İşin öğretmen tarafı da önemlidir. Öğretmenler, mesleki bilgi ve performanslarını artırmış olacak, bir öğretmen değil bir akademisyen olduklarını düşünecek ve kendilerine olan güvenleri artacaktır.

Neden akademik kariyer yapma imkanını sınırlandırıyoruz. Kimin parasını kimden saklıyoruz. Artık şu akademik kast sisteminin kırılmasının zamanı gelmedi mi?

Akademik kariyer yapan bir öğretmen, yeri geldiğinde veya başarılı olduğunda bölgelerindeki fakültelerde de derse girebilecekler veya tam tersi olacaktır. Bu eğitimdeki kaliteyi artırmış olacaktır.

Lise Yerine Üniversite

Gençler, lise ile kaybedecekleri zamanı doğrudan üniversiteye girerek değerlendirebilirler. Burada SBS sınavlarını bir üniversite sınavına dönüştürebiliriz. Üç yılın sınav ortalamaları ile kişiler girecekleri bölümleri seçebilirler. Burada bir yıl yabancı dil ve bir yıl da alan bilgisi ile ilgili derinlemesine bilgi verilebilir.

Örneğin bir hukuk öğrencisine edebiyat, tarih, coğrafya, osmanlıca bilgileri hazırlık sınıfında verilirken, bir mühendislik öğrencisine de matematik ağırlık bir hazırlık sınıfı oluşturabilir. Böylece hem okuyacağı fakülteye hazırlanmış ve hem de lisede alanıyla ilgili öğrenmesi gereken bilgileri öğrenmiş olur.

Liseleri gereksiz görmem, liselerin müfredatının tamamen insanın hayatında işine yaramayacağı bilgilerle şişirildiğini bildiğimdendir. Böyle gereksiz bilgilerle vakit kaybetmek yerine direk üniversiteye başlansa ve üniversitelerin de kalitesi artırılsa daha yararlı olunmuş olunur. Hatta üniversitelerin ilk yılı ingilizce hazırlık şeklinde değerlendirilerek gençlerimizin ingilizce öğrenmek için uğraşmalarını ve para harcamalarıda engellenmiş olunur.

Neden Türkiye’de İnsanlar Matematik Derslerinde Başarılı Değiller?

Liseleri tartıştığımız bir yerde matematik dersindeki bu soruna da bir göz atmamız bence doğru olur. Görebildiğim kadarıyla insanlarımıza maalesef matematik öğretemiyoruz. Okullarımızda en çok verdiğimiz ders matematik olmasına rağmen bu derste istenen başarı sağlanamamaktadır. İnsanlar özel derslere ve dershanelere matematik öğrenmek için tonlarca para dökmelerine rağmen öğrenememektedirler.

Burada bir yanlışlık yok mudur? Ya insanlarımız aptal veya sistemde bir yanlışlık var. İnsanların aptallığı bir iki kişiyle olur. Çoğunluk anlamıyorsa işin sistem yönünde bir yanlışlık olması gerekmektedir.

Benim görebildiğim üç eksiklik vardır:

1. Öğretmen Yönü: Matematik öğretmenlerin alan bilgilerinin yetersiz olması. Ayrıca, matematik öğretmenlerinin pedagojik açıdan da yetersiz olması onların yeterince öğretememelerine neden olmaktadır. Ayrıca, matematik öğretmenlerinin insani yönlerinin de gelişmemiş olmasından kaynaklanmaktadır. Okullardaki bu öğretmenlerin ekserisi derslerini nasıl öğretebilir veya sevdirebiliriz kaygısından uzaktırlar. Nota şartlanmışlardır. Ya da öğrenci avındadırlar.

2. Kitaplar: Matematik kitap ve müfredatının Türk insanlarının seviyesine göre olmamasıdır. Özellikle kitaplarda kullanılan dil, tercüme bir dildir. İnsanların algılarının dışında bir dil kullanılmaktadır. Ayrıca, müfredat da tamamen müstemleke bir müfredattır.

3. İlköğretimde Yeterli Bir Eğitimin Alınmamış Olması: Bir çok kişi ilk öğretimde yeterli bir matematik eğitimi almadığından lisede de temel olmadığından başarılı olmamaktadırlar. Hatta liseye gelmiş ve hala dört işlemi bilmeyen sürüyle öğrenci bulunmaktadır…

Son Söz

Aslında söylememiz gereken tüm sözleri söylediğimizi düşünüyorum. Ama yinede şunu tekrar etmede yarar görüyorum ki lise eğitiminin artık sorgulanmasının zamanı geldi de geçiyor. Buna radikal bir yaklaşım gösterilmesi gerekir. Ama mantıken düşünüldüğünde eğitim çağımızı bu kadar uzatmanın hiçbir mantığı yoktur. Önemli olan, zaman kaybetmeden istenen uzmanlık seviyesinde insanlar yetiştirmektir. Bu uzmanlık seviyesine ulaşmak için de lise müfredatına gerek yoktur.

-------------------------

Ekler

Ek 1: Lisede Okutulan Dersler

Ek 2: Liselerde Neler Oluyor “Basından Derleme”

3 okuldan 1'i uyuşturucu ile tanıştı

Eğitim Sen'in araştırmasına göre, İstanbul'da her 3 okuldan, İzmir'de ise her 4 okuldan 1'i uyuşturucu ile tanıştı. Eğitim Sen, ortaöğretim kurumlarında karşılaşılan şiddet olaylarına yönelik yaptığı araştırma sonuçlarını, çocuk ve gençlerdeki şiddet ile okullarda meydana gelen olayları araştırmak üzere kurulan Meclis Araştırma Komisyonuna sundu.

Türkiye genelinde yapılan; 250 okulda, 650 öğretmeni kapsayan araştırmaya göre İstanbul, Ankara ve İzmir ile Akdeniz Bölgesindeki okullarda, keyif verici haplara rastlanma oranı daha yüksek.

Liselerin yüzde 26'sında keyif verici hap görülürken, uyuşturucu maddeye rastlanan okul oranı yüzde 12. Araştırmaya göre, okulların yüzde 20'sinde yönetici ve öğretmenler, öğrencilere saç kesme cezası veriyor.

Yöneticilerin yüzde 10'u, öğretmenlerin ise yüzde 18'i okulda sopayla dolaşıyor. Öğretmenlerin dayak atmasına, okulların yüzde 39'unda rastlanıyor. Araştırmaya göre, 2006 bahar eğitim ve öğretim yılında, öğrencilerin yüzde 90,69'u birbirine küfretti, yüzde 88,18'i kavga etti, yüzde 88'i sigara kullandı veya bulundurdu.

Her 4 okuldan 3'ünde öğrencilere okul dışında sataşma, her 3 okuldan 1'inde ise bıçaklı-silahlı kavga yaşandı. İstanbul'da, okulların yüzde 50'sinde öğrenciler arasında bıçaklı kavga meydana geldi. Okul içinde kız öğrencilere laf atma, rahatsız etme oranı yüzde 56,44, okul dışında ise yüzde 69,19.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.