Haberin Kapısı

Ruslara Esir Düşen Osmanlılar

TARİH

Ruslarla yapılan muharebelerde Sarıkamış, Erzurum, Galiçya ve diğer savaş alanlarıyla birlikte 60.000-70.000 esir verilmiştir. Esirlerimiz Sarıkamış, Kars ve Tiflis istasyonlarından Azerbaycan, Moskova, Ukrayna, Astarhan ve Sibirya gibi Rusya’da çok dağınık kamplara götürülmüşlerdir.

Ruslar rütbesiz askerleri 30 kişilik vagonlara 50, 60 kişi istif ederek Sibirya'nın en uzak ve en soğuk bölgelerine sevk ettiler. Yaklaşık iki ay süren yolculuk esnasında açlık, bakımsızlık ve tedavi imkânlarından yoksunluk yüzünden esirlerin %50'den fazlası yollarda şehit edildi. Askerler ayakta ancak durabildikleri vagonlarda günlerce yolculuk ettiler. Yol boyunca esirlere ekmek ve su verilmedi. Yolculuk esnasında vagonların açılmasına izin verilmiyordu. Tuvaletin bulunmadığı vagonlarda insan pislikleri ayakaltına bırakılıyordu. Kokunun şiddetinden vagonların yanlarına yaklaşmak imkânı yoktu. Pislikten kaynaklanan ishal ve tifüs yaygın bir şekilde devam ediyordu. Asker arasında her gün dört beş ölüm olayı yaşanıyordu. Cenazeler üç dört gün vagonlardan alınmıyor ya da yolculuk esnasında dağ başlarına atılıyordu.

Her birinde 40-50 esirin bulunduğu iki vagon kapıları kilitlenerek Tiza istasyonuna terk edilmiş, günler süren yürek parçalayıcı feryatlara kimse kulak vermemiş, açlık ve susuzluktan esirlerin tamamı şehit olmuştur. Bu cinayetten bir iz bırakmak istemeyen Ruslar vagonları ateşe verdiler. Ruslara esir düşen Türk vatandaşları, Omsk, Tomsk, İrkutsk, Uralsk, Samara, Kazan, Nijniy Novgorod, Horkov, Bakü ve diğer bazı şehirlerde özel kamplara götürülüyorlardı.

Gaziler Köyü’nden Rafet Şeki, Osmanlı tamamen çekildikten sonra yaşadıklarını şöyle anlatmıştı gözü yaşlı:

“...Zakim ve Göreşken köylerinden topladıkları yediden yetmişe kadar sivil halkı kurşuna dizmek üzere Kolordu Çeşmesi’nin bulunduğu boğaza doğru götürüyorlardı. İçlerinde ben de vardım. Yolda karşımızdan seyisiyle gelmekte olan atlı bir Rus zabitine rastladık. 197 kişilik masumlar kafilesini çeviren 35 Rus askerinin başında bulunanla aralarında şöyle bir muhavere geçti: - Bunları nereye götürüyorsunuz? - Kurşuna dizmeye! - Biraz bekleyin burada. Zabit atını mahmuzlayarak yanımızdan ayrıldı. Üç saat kadar bir zaman ecel teri dökerek bekledik. Nihayet haber geldi. “Geri dönün” deniyordu. Sonradan adının Aydemir olduğunu öğrendiğimiz Türk asıllı bu zabit hayatımızı kurtarmıştı. Fakat bizi serbest bırakmadılar. Eski Sarıkamış’a götürülüp bir ahıra tıkıldık. Gece yarısından sonra oradan çıkarılarak yine itile kakıla tren istasyonuna götürüldük. Ebubekirgilin Mehmed, hasta olan ağabeyi Muhiddin’i sırtında taşıyordu. Biraz sonra öldüğünü anladığımız ağabeyini yere bırakmasını söyledikse de razı olmadı. Geceden bekleyen Rum ve Ermeniler tekrar etrafımızı çevirmişti. Bir kısmı Mehmed’i döverken biri de sopasını sırtındaki ölüye vura vura trene bindirip Kars’a götürdüler. Şehirde kapatıldığımız yerde bizlere yiyecek verilmiyordu. Parası olanınkini elinden almışlardı. Üç gün sonra içine tuz doldurulmuş siyah çamur gibi 150’şer dirhem çavdar ekmeği verdiler. Bu defa susamıştık. Aksakallı ihtiyarlarımızla yedi yaşını doldurmamış yavrularımızın “Ne olur, bir damla su!” diye yalvarmalarına karşı Kars Çayı’nın tezekle bulanmış kısmına müsaade edildi. Temiz suya koşanlarımız süngülerinin ucu ile dürtülüyordu. Aramızda hastalık baş göstermiş; bu yüzden altı arkadaşımızı kaybetmiştik. Hastalananları Tiflis’te indirdiler. Biraz iyiye yönelenler Bakü’deki Nargin Adası’na sürüldü. Tiflis’ten sonraki yolculuğumuzda hastalananların bir kısmı Rostof’ta bırakıldı. Böylece kırıla kırıla Ukrayna’nın Harkof şehrine varabildik. Burada da kaldığımız bir yılda 74 kişi firar fırsatını buldu...”

Askeri esirlerden genellikle erler ve küçük rütbeli askerler Bakü’de bırakılıyor, subaylar ise kaçmalarını önlemek maksadıyla daha ziyade Sibirya’da Çin hududuna yakın İrkutsk’a gönderiliyordu. Savaş meydanlarında esir düşen Türk askerlerinin yaşadıkları zorluklar ve sıkıntı, daha Rusya’ya nakledilmeleri sırasında başlıyordu. Yaralı askerler ile sağlamlar bir arada tutuluyor, sonra genelde Kafkas Ermenilerinin idare ve kontrolü altında bulunan esirler, cepheden ellişer elişer vagonlara bindiriliyorlar ve yine çoğu Ermeni olan askerlerin kontrolünde aç-susuz bir halde gönderiliyorlardı.[3] [4]

Türk askerlerini İsveç Murahhası Graf Londrof şöyle tarif etmişti: ".İzdihamdan, kokudan yanlarına varılmayan, kapıları kilitli ve içerisi tıka basa Osmanlı esirleri ile dolu büyük bir tren 1915 Ocak ayının sonunda Sirzan istasyonuna geldi. İçindeki esirler, insan kılığından çıkmış, açlıktan renkleri sararmış, yanakları çökük, elmacık kemikleri dışarı fırlamış, kımıldayamayacak şekilde yorgun ve kuvvetten düşmüş, elbisesiz, ayakları çıplak, kâinatta mevcut bütün bulaşıcı hastalıklarla müptela bir haldeydi. Bu feci manzara insanların yüzlerini kızartacak ve kalplerini sızlatacak derecedeydi..."

Buna benzer bilgileri Rus Bilim Akademisinden Prof. Dr. Alfina Tahirovna Silbgatullina yazmıştır:

“.Kafkas cephesindeki askerî harekâtın başlangıcından bir hafta sonra ilk parti Türk askerî esirler gelmeye başladı. Sarıkamış operasyonu sonrası ise (1914 sonu-1915 başında) askerî esir sayısı defalarca artmıştır. Rus İmparatorluğu topraklarında onları trenlerle Tiflis ve Bakü’ye naklediyorlardı. Burada sağlık tarama noktaları, lazaretler (sahra sıhhiye birlikleri, hastaneler) bulunuyordu. Hasta ve yaralıları bir süreliğine bu şehirlerde bırakarak, sağlıklı olanları ülkenin içlerine veya Sibirya’ya gönderiyorlardı. 1914-1915, tıka basa esir dolu yük vagonlarından oluşan çok uzun buharlı trenler ardı ardına geliyordu. ”[5]

Her birinde 40-50 esirin bulunduğu iki vagon kapıları kilitlenerek Tiza istasyonuna terk edilmiş, günler süren yürek parçalayıcı feryatlara kimse kulak vermemiş, açlık ve susuzluktan esirlerin tamamı şehit olmuştur. Bu cinayetten bir iz bırakmak istemeyen Ruslar vagonları ateşe verdiler. Ruslar hastalık var bahanesi ile 500 askerin üzerlerinden elbiselerini soydular. Yalnız don gömlek kalan askerler Tiza şehrine varana kadar tamamen soğuktan dondular. İçlerinden yalnız bir tanesi kurtulabildi.

Alman ve AvusturyalI esirler Rusya'nın Avrupa kıtasındaki şehirlerinde tutulurken Osmanlı esirlerinin tamamı Sibirya'ya sevk edildiler. Ruslar rütbesiz askerleri 30 kişilik vagonlara 50, 60 kişi istif ederek Sibirya'nın en uzak ve en soğuk bölgelerine sevk ettiler. Yaklaşık iki ay süren yolculuk esnasında açlık, bakımsızlık ve tedavi imkânlarından yoksunluk yüzünden esirlerin %50'den fazlası yollarda şehit edildi. Asker arasında her gün dört beş ölüm olayı yaşanıyordu. Cenazeler üç dört gün vagonlardan alınmıyor ya da yolculuk esnasında dağ başlarına atılıyordu.

1. Dünya Savaşı’nda Ruslara esir düşen Hüsamettin Tugaç hatıralarında, Rusya’ya nakledilişleri esnasında yaşadıkları ile ilgili olarak şunları anlatmaktadır:

1915 yılının ilk ayının ikinci haftasında idik. Şimdi Kubişef adını taşıyan Samara İstasyonu’na gelmiştik. Bir Rus doktoru yanımıza geldi. Hasta olup olmadığımızı sordu... Şehirde tifüs hastalığı salgın halinde imiş. Esir trenlerini karantina altına almışlardı. Sonradan Rus gazetelerinden öğrendik ki, o sıralarda bu istasyonda müthiş bir dram oynanmıştı. Trenler dolusu Türk esiri karantina var diye bulundukları hayvan vagonlarında kilitli kapılar ardında haftalarca aç ve susuz bırakılmış, hepsi açlıktan, susuzluktan ve hastalıktan ölmüş gitmişlerdi...”

Sarıkamış ve Oltu civarında esir edilen 4000 askerden sadece 400'ü Kars'a ulaşabilmiş diğerleri Rus Kazaklarının cinayetleri ve hastalık yüzünden yollarda kaybedilmiştir. Sarıkamış civarında Hamamlı mevkiindeki esir kampında vefat eden Türk esiri miktarı tahminen 30.000 kadardı. Sarıkamış'tan eski nakil vasıtalarıyla bir ay uzaklıktaki Nermi'ye sevk olunan askerlerin büyük kısmı tifüs hastalığı ile şehit oldular. Nargin adasında hastalanan 700 askerin Tambuk'a nakilleri esnasında 176 asker vefat etti. Sibirya'ya gönderilen Türk esirlerinin üçte ikisi pislik ve gıdasızlık yüzünden kaybedildi. 1916 senesi Ağustos ayına kadar lekeli humma teşhisi ile vefat eden Türk esirlerinin sayısı tahminen 64.000'e ulaştı.[6]

RUSYA’DA ESİR KAMPLARI

Osmanlı esirleri; Kars, Gümrü, Batum, Gori, Aleksandropol, Tiflis, Rostof, Nargin Adası, Ziç Adası, Tambuk, Kamışlı, Nermi, İrbid, Krosnoyarsk, Omusk, Estroniski, İrkotks, Kosturma, Otlaga, Çohluma, Noryevski, Açinisk, Skotof, İstavrapol, Maykop, Tuays, Bielaritzenskaya gibi Sibirya şehirlerinde kurulan kamplarla Rusya Avrupa'sında bulunan Moskova, Nijni, Nevagordo, Petrograt, Şarye, Nikolsk şehirlerinde tutuldular.

Krasnoyarsk şehrinde kurulan kampta lekeli humma şiddetle hüküm sürüyordu. Esirler hasta da olsa tamamen kuru tahta üzerinde yatıyorlardı. Esirlerin durduk yerde şehit edildikleri görülüyordu. Osmanlı esirlerinin üzerlerinden elbiseleri alınmış birçoğu iç çamaşırları ile Sibirya'nın soğuğuna terk edilmişti.

Ruslar ele geçirdikleri yaralıların tedavisi ile ilgilenmediler. Yaralıların büyük çoğunluğu bulundukları yerlerde ölüme terk edildi. Bir hastaneye kaldırılmak bahtiyarlığına erenler buralarda bulunan Ermeni doktorlar ve hastabakıcılardan devamlı surette kötü muamele gördüler. Ruslar diyet yapacak hastalara siyah ekmek vererek ölümlerine sebep oluyorlardı. Hiçbir temizliğin olmadığı hastanelerde lekeli hummadan pek çok asker şehit oldu. Az bir dikkatle tedavi edilebilecek hastaların çoğu bakımsızlık yüzünden ölüyordu.

Esirler arasında lekeli humma, yılancık, kızıl mançuri humması yaygındı. Bu salgın hastalıklara rağmen askerler kucak kucağa yatıyordu. Hastaların üzerine örtecek örtüleri yoktu. Hastanelerde ilaç bulmak mümkün değildi. Ruslar dışardan ilaç sağlanmasına da izin vermiyordu. Birtakım bahanelerle esirlerin birkaç gün aç bırakıldığı oluyordu.

Rusya’daki esirlerin sayısı çok; şartları ise çok ağırdır. Hava soğuk, mesafe uzak, nakliye zahmetli, imkânlar kıttır. Rusya’da bulunan Osmanlı Esirlerin % 20’si hayatını kaybetmiştir. Rus Hükümeti’nin, kamuoyu nezdindeki itibarını yükseltmek için askeri esirlerin sayısını fazla göstermesi ve Türk sivil esirleri askeri esir olarak yansıtmaları gibi faaliyetler de Türk esirlerinin sayısının sağlıklı bir şekilde tespit edilmesini engellemiştir. Bütün bu olumsuzluklara rağmen 1. Dünya Savaşı sırasında Rusya’da bulunan Türk sivil esirlerinin sayısı 100 binden çok olarak tahmin edilmektedir.

Özkan KARACA

----------------------

[1] Ramazan Balcı, Tarihin Sarıkamış Duruşması Tarih Düşünce Kitapları-İstanbul.2008 s. 261

[2] İhsan Birinci, Sarıkamış Kahramanları, Hayat Tarih Mecmuası, Hayat Yayınevi, İstanbul, sayı:1, Şubat

1967, s. 88-89.

[3] Ramazan Balcı, a.g.e. s.267

[4] Alfina Tahirovna Silbgatullina, Uluslararası İlişkilerin Güncel Sorunları, Rus Bilim Akademisi, Bakü,

2008, Sayı:1, s. 65-69.

[5] Ramazan Balcı, a.g.e. s.278

[6] Ramazan Balcı, a.g.e. s.278

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.