Gel artık Kebuter. Kan kalmadı kalbimizde. Kırkımız çıktı da korkumuz bitmedi. Bir haber getir ötelerden, mavera muştusu. Bir bengisu...

Öyle derin bir tufandır ki yaşadığımız eczamız dağıldı. Birlik bizden gider oldu. Hakikat derdimiz tükendi, dengemiz bozuldu. Silindi yolun izleri . Yolumuzu yitirdik. Yolsuz olduk. Sanki bir dalgalı denizde bir sağa bir  sola yalpalanan gemi gibi gövdemiz. Gözümüz yıldızlarda, gönlümüz sende Kebuter. Size bir şey olmaz, geminiz abanozdur demeyesin sakın. Tam da bundan gemimiz su almakta Kubuter. Biz tahtaya, çiviye ve suya güvendik. Emanet edilen tepeden çoktandır indik. Oğullarımız dağlara çıkıyor emniyeti taşta ve toprakta gördüğünden. Yüceliği bilmiyorlar ve yalnız yükseklikte bildiklerinden kurtuluşu kayaların başına çıkıyorlar Kebuter. En iyi sen bilirsin yükseklerin cüceliğini ve cüceleştirdiğini. Haydi gel artık Kebuter. Yüksekten düşmeden bizi düşün biraz da çabuk gel...

Sen değil misin Nuh'a karayı gösteren ve Cudi'den haber veren. Sen değil misin gemiyi selameten sefineye indirmekte kılavuz olan. Berekete burak olan gemiye. Nicedir kanatlarının seslerini beklemekteyiz bir yangın sıcağında Meltem gibi. Bize bir zeytin dalı ile dönmenin hasretindeyiz selamet yurdundan bir nişane ile..

Sen de buralısın Kebuter, bizden biri. Nuh'un elleriyle ötelere yer ve yurt bakmaya gönderdiği sen değil misin ?  Gel artık bir olalım. Çıkar bizi çamurdan ve çukurdan. Bilmez misin bir olunca tam oluruz. İki olan yarımdır. Üç olan hiçtir...

Gel bekletme bizi artık Kebuter. 

Bin aydan hayırlı gece hürmetine gel. 

Baksana bir halimize. Ne halimizi bilmekteyiz ne mahallemizi. Ehl-i hal olanımız azaldı. Biz hakikatin ancak bilgisini sever olduk o da ancak anlatmak için bir başkasına gururla.

Anlamadan aldanarak...

Gel Kebuter. Bizi koruyacak örümcek ağlarının önüne bir yuva kur efendimizi koruduğun gibi.

Kabe'nin üzerinde uçmazsın biliriz ama kalbimize kanat vur. Kalbimiz kanatlansın yol göster de bize.

Biz seni Hızır bekler gibi bekleriz yeşil düşlerimizde. Huzurumuz kalmadı Kebuter gel bizi huzura çıkar. Hazır kıta arkandan kanat vuralım huzurda hazır olmak için. 

Kalbimize çiçek tohumları saç. Saç ve kalbimizi geldiğin kapıya aç. 

Yer bizi yemeden gel. 

Yer çekimi öyle güçlü ki Kebuter hepimiz dünyaya bağlandık. Nice yalan sevdalarla dağlandık. Ayaklarınızın altında asırlar geçiyor da anlayamıyoruz bu anları. Senin nice anıların vardır Kaf dağının derin vadilerinde kaybolanlardan yana. Yana yana seni beklemekteyiz Kabuter yanılgılardan kurtulmak için...

Bakma gözlerimizin ufuklara asılı kaldığına. Biliyoruz içimizdesin sen. Lakin biz bizde değiliz. 

Tükeniyoruz tükettikçe elimizdekileri ve elimizde olmayanların arzusundan.

Bilgimiz arttıkça görgümüz azaldı. Ukalalığa akıl güç yetiremiyor. Sevecek birini arayoruz da sevilecek biri olmaya yani kendimizi tamamlamaya katlanamıyoruz. Olma arzusu alma arzusuna karıştı ve verdikçe olunduğunu unutuldu Kebuter. Bedenler arzu ile yanarken ruhlarımız üşüyor. Benlik bitirirken bizi tevazu ile çoğalmaya nefisler izin vermiyor. Damla, denizi görmediğinden kendini derya sanıyor. Bir bilse deryayı damla, bir bilse ummanı katre utancından yok olmaz mı hiç. Hiçliğini anlamaz mı hiç? Hiçliğini bilince damla inci olmaz mı hiç? Toprak tevazu ile ademin mayası olmadı mı? Ve olmadı böbürlenerek yanan ateş şeytana maye. Şimdi yanan toprakların yurdu oldu dünya. Narsizm narın anahtarı değil midir Kebuter? Ölüm öyle uzak ki bize ab-ı hayat olamayor. Diriltmiyor ölüm bizi. Olmadan elimizde muhabbet 

madeni, Adni yani cenneti istiyoruz. Yahut bilmeden Rıdvan'ın senin rızana ermek olduğunu cennet bahçelerinde dolaşıyoruz hülyalarda... aşk maşukun rızasından başka nedir Kabuter?

İsimlerin imamesi olan Rahman hürmetine gel Kebuter gel...

Gelmezsen başa kalkan ve tahakkümü hilafet sananlarla biz nasıl  yol alalım. Rahman'ın kulları merhametten bihaberler. Kendine rahmeti yazan hürmetine gel Kebuter.

Dünyanın darlığından mana mevsimine uçalım birlikte. Özümüze dönsün yüzümüz.

Yücelerden bakalım bizi kuşatan sahibi olduğumuzu sandıklarımızın cüceliklerine...

Beyaz bulutlar arasında ufkun ebem kuşağına ulaşalım. Kıralım kalbimizi kuşatan ağları. Kopan bağları bağlayalım ve vuslatın süruruyla ağlayalım...

Gel ey Kibrit-i ahmer...

Gel Kebuter...

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Yorum yazarak Haberin Kapısı Kurallarını kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz demektir. Yazılan yorumlardan Haberin kapısı hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.