Hz. Hatîce Olabilmek

Allah Teâla Hazretleri'nin Cebrail'le gönderilen hususî selâmına mazhar olmak, bir kul için şereflerin en yücesidir.

Hz. Hatîce Olabilmek

Allah Teâla Hazretleri'nin Cebrail'le gönderilen hususî selâmına mazhar olmak, bir kul için şereflerin en yücesidir.

22 Ocak 2019 Salı 19:45
Hz. Hatîce Olabilmek

Muhammed -sallallâhu aleyhi ve selem- yirmi yaşını geçmişti ve zaman geçtikçe sefere çıkmaya daha sık dâvet ediliyordu. Birgün hastalığı sebebiyle sefere çıkamayan bir tüccarın mallarını teslim aldı ve yalnız başına gitti. Bu başarısı bundan sonra da aynı tür teklifler almasını sağladı. Genç Muhammed artık Mekke’de el-Emîn olarak tanınıyordu. Bu şöhreti ise kendisine emânet edilen ticâret kervanlarının sâhiplerinden yayılıyordu. Mekke-i Mükerreme’nin en asil, şerefli ve zekî hanımı Hatice bint-i Hüveylid de bu dürüst, emîn ve sağlam karakterli genç hakkında çok şeyler duymuştu. Birgün Sûriye’ye gidecek ticâret kervanını yönetmesi için ona haber gönderdi. Ücreti, onun şimdiye kadar bir Kureyşli’ye ödediği en yüksek fiyatın iki katı kadardı.

Kervan başarılı ve kârlı bir alış-verişle döndüğünde Hatice’nin hizmetçisi Meysere, heyecân ve şaşkınlık içerisindeydi. Gerçekleştirmiş oldukları hârikulâde ticâret bir yana, yolculukları boyunca görüp yaşadıkları, onu derinden etkilemişti. Güvenilir ve sâdık ortakları Muhammedü’l-Emîn’in Allâh tarafından özel bir koruma ve terbiye altında olduğunu yakından görmüş; birçok mucizelere şâhid olmuştu. Meysere, Peygamber Efendimiz’de gördüğü bu fevkalade halleri anlattığı zaman Hatîce hemen giderek bu duyduklarını amcasının oğlu Varaka bin Nevfel’e anlattı. Bunun üzerine o şöyle dedi:

- Ey Hatice! Şayet dediklerin doğru ise hiç şüphesiz Muhammed bu ümmetin peygamberi olacaktır. Ben zâten gelmesi beklenen peygamberin bu toplumdan çıkacağını biliyordum. Onun geleceği zaman da tam bu zamandır.”

Bu hâdiseler üzerine derin düşüncelere dalan Hatîce başından geçen bir olayı da hatırladı: Kureyş kadınları ile berâber bir merâsim için Mescid-i Haram’da toplanmış otururlarken birden ortaya çıkan bir adam yanlarına gelerek yüksek sesle şöyle demişti:

-Ey Kureyş kadınları! Çok sürmez! Aranızdan Ahmed ismiyle anılan peygamber Allâh’ın risâleti ile gönderilecektir. Sizden hangi kadın ona zevce olabilirse hemen olsun!”

Bu sözleri duyunca bütün kadınlar ona taş atmışlar, hakaret etmişler ve ağır sözler söylemişlerdi. Hatice ise onun sözüne karşı başını önüne eğmiş, hiç itirazda bulunmamış, hatta bundan ümide bile kapılmıştı. (bkz. İbn-i Sa’d, Tabakât, VIII, 15)

Hatice, işini bilen ve sıkı tutan, sağlam karakterli bir hanımdı. İleri görüşlülüğü ve basîreti ile, şâirin

Basmasa mübarek kademin rûy-i zemîne

Pak etmez idi kimseyi hâk ile teyemmüm

diye medhettiği bu nâdîde insanın alnında taşıdığı parlak nûru, o günün karanlıkları içinde görebilmişti. Yüce Allâh bu meziyetleri ile birlikte onu daha da şereflendirmeyi ve hayra erdirmeyi diledi. Kavminin bütün erkekleri onunla evlenebilmek için can attığı, servetini saçtığı halde onun gözleri hiç kimseyi görmüyor, sadece bu asil delikanlı ile evlenmenin yollarını arıyordu. Arkadaşı Nefîse binti Ümeyye’yi, hayrân olduğu bu temiz insanın düşüncelerini öğrenmek için gönderdi.

Muhammed aleyhisselam'ın evliliği kabul edeceğini anlayan Nefise, koşarak bu güzel müjdeyi Hatice'ye vermeye gitti. Rasûl-i Ekrem -sallallâhu aleyhi ve selem- ile nesebi Kusay'da birleşen Hz. Hatice Peygamber Efendimiz’e:

- Ey Amcamın oğlu! Akrabam olan kavminin arasında şerefli, emniyetli, güzel huylu ve doğru sözlü olduğun için seninle evlenmeyi arzu etmiş bulunuyorum. Amcam Amr bin Esed’e gidip beni iste.” dedi. (İbn-i Sa’d, Tabakât, I, 131)

Yirmi genç deve mehir ile nikâh kıyıldı, düğün yemeği velîme ikrâm edildi ve tarihin seyrini değiştirecek olan mutlu bir âile yuvası kurulmuş oldu. Hatice, muhterem kocası için bir eş olduğu kadar, aynı zamanda onun en yakın arkadaşı, idallerini ve isteklerini paylaşan bir dostu idi.

Yıllar geçtikçe, diğer akrabaları gibi sütannesi Halîme hâtun da ara sıra onları ziyârete gelmeye başladı. Hatice ona her zaman gereken saygıyı gösterirdi. Bu ziyaretlerden biri, Halîme’nin sürülerinin uzun süren sert kuraklık nedeniyle helâk olduğu bir zamana rastladı. Hz. Hatîce muhterem kocasının sütannesine kırk koyun ve üstünde tahtı ile birlikte bir deve hediye etti. (İbn-i Sa’d, Tabakât, I, 1, 71.) Bu kıtlık yıllarında amcası Ebû Tâlib’in zor durumda olduğunu gören Rasûl-i Ekrem Efendimiz, amcası Abbas ile konuşarak Ebû Tâlib’in birer evlâdını bakmak üzere yanlarına aldılar. Abbâs -radıyallâhu anh- Câfer’i, Sevgili Peygamberimizle Hatîce vâlidemiz de Ali’yi almıştı.

Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem- ve Hz. Hatîce -radıyallâhu anhâ-’nın bu nezih, insâniyet-peyver ve yardımsever hayatları, kendilerini bütün akraba, tanıdık ve Mekke halkına sevdirmişti. Şüphesiz ki bu güzel insanlar Allâh tarafından çok mühim ve bir o kadar da zor olan bir vazîfeye hazırlanıyorlardı.

Şartlar kemâle erip Cebrâil -aleyhisselâm- vahiy ile geldiğinde Allâh Rasûlü çok korkmuştu. Gördükleri ve işittiklerinin kendisini endişelendirdiğini söylediğinde Hz. Hatîce büyük bir dirâyet göstererek onu teselli etmiş:

“Öyle deme! Yemin ederim ki Allâh hiçbir zaman seni utandırıp üzmez. Çünkü sen akrabanı gözetirsin, doğru konuşursun, işini görmekten âciz kimselerin elinden tutarsın, yoksulara yardım edersin, misâfirleri ağırlarsın, haksızlığa uğrayan kimseleri korursun.” (Buhârî, Bed’ü’l-Vahy, 3) diyerek onun en büyük yardımcısı olmuştu. Herkes şüphelenirken Hz. Hatice, hiç tereddüt etmeden ona imân etti. Malını mülkünü emrine verdi ve Allah’ın Resûlü’nü bütün varlığıyla destekledi.

Hz. Hatice, yeryüzünde sâdece üç müslümanın bulunduğu İslâmiyet’in ilk günlerinde Rasûlullâh Efendimiz ve Hz. Ali ile birlikte Kâbe civârında ve evinde ibâdet etti. (İbn-i Hanbel, I, 209-210) Abdullâh bin Mes’ûd, Mekke’ye ticâret için gittiğinde onların üçünü bir arada Kâbe’yi tavâf ederken gördüğünü ve bu esnâda Hz. Hatîce’nin örtünmeye çok dikkat ettiğini söylemektedir. (Zehebî, Siyerü A’lâmü’n-nübelâ, I, 463)

Peygamberimizin, hür veya köle herkes tarafından yalanlanıp eziyetlere mâruz kalarak, üzüntü içinde evine döndüğünde yüce Allâh, Rasûlünü Hz. Hatice’nin basiretli sözleriyle tesellî ediyor, sebâtını sağlıyor ve vazîfesini kolaylaştırıyordu. (İbn-i Hişâm, es-Sîre, I, 259)

Hz. Hatice Peygamber efendimiz için İslâm davasında sâdık bir müşâvir, dert ortağı ve sükûnet kaynağı idi. Onun vefâtı Peygamber Efendimiz’e, “Şu ümmet üzerine gelen iki büyük belâdan hangisine daha çok yanacağımı bilemiyorum.” (Taberî, Târih, II, 229) dedirtecek kadar ağır gelmişti ve o yıla hüzün yılı adını koydurtmuştu.

Hatice annemizin fedakârlığına Cebrâil aleyhisselâm bile hayrandı. Bu vahiy meleği birgün Resûl- Ekrem Efendimizle sohbet ediyordu. Hz. Hatice’nin elinde bir kapla gelmekte olduğunu haber verdi. Sonra da şunları söyledi:

- “Hatice yanına geldiği zaman, ona Rabbinden ve benden selâm söyle! Onu, gürültü ve yorgunluk olmayan cennette inciden yapılmış bir sarayla müjdele!” (Buhârî, Menâkıbü’l-ensâr 20).

Allah Teâla Hazretleri'nin Cebrail'le gönderilen hususî selâmına mazhar olmak, bir kul için şereflerin en yücesidir. Hatice validemiz -radıyallahu anhâ'nın Allah'ın hususi selamına mazhar olmakla ulaştığı şeref, yaratılıştan beri acaba kaç kula nasib oluştur? Hz. Hatice -radıyallahu anhâ- bu ilahî selâma şöyle mukabele eder:

"O (şanı yüce Allâh Teâla) Selâm'ın kendisidir, selâm ondandır, Cebrâil'e de selam olsun, Ey Allah'ın Resûlü, sana da selam, Allah'ın rahmet ve bereketi olsun." demiştir. Alimler bu cevaptan hareketle Hz. Hatice'nin derin bir anlayış sahibi olduğunu belirtirler. Çünkü, Allah'tan gelen selama mukabele ederken "Selam Allah'a olsun" dememiş, aksine "Allah selamın kendisidir" demiştir.

İnsanın aslı basîrettir gerisi posttur

Basîretse ancak dîdâr-ı dosttur. (Pîr-i Rûmî)

Yirmibeş yıl süren beraberlikleri sırasında Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve selem- başka bir kadınla evlenmemiştir. Resûlullah'ın 38 yıl süren evlilik hayatının üçte ikisi Hz. Hatice ile geçmiştir. Resûlullah'ın peygamberliğine ilk iman etmiş olmasını Hz. Hatice'nin ulaşılmayacak bir fazileti olarak gören İbn-i Hacer der ki: "Böylece kendisinden sonra İslam'a girecek kadınlar için çığır açmış oldu ve bu yolla Kıyamete kadar imana girenlerin sevabına iştirak etti."

Hz. Hatice Resûlullah'ın hayatında cereyan eden hadiselerde hiçbir zaman sarsılmayarak büyük bir sebat, azim ve imanda yakîn örneği sergilemiştir. Sıkıntılı anlarda Resûlullah'a sağladığı teselli, ondaki akıl ve firasetin derecesini göstermeye kâfîdir.

Âişe radıyallahu anhâ şöyle anlatıyor: Peygamber aleyhisselâm’ın hanımlarından hiçbirini Hatice’yi kıskandığım kadar kıskanmadım. Üstelik onu hiç görmedim. Fakat Resûl-i Ekrem onu sık sık anardı. Bir koyun kesip etini parçaladığında, çoğu zaman Hatice’nin dostlarına gönderirdi. Bazan (dayanamayıp) Resûl-i Ekrem’e:

- Sanki dünyada Hatice’den başka kadın kalmadı! derdim. Resûl-i Ekrem:

- “O şöyle şöyleydi” diye güzel vasıflarını sayar ve “Çocuklarım ondan oldu”, derdi. (Müslim, Fezâilü’s-sahâbe 74-76)

Vefakârlık Resûl-i Ekrem Efendimiz’in en önde gelen özelliklerinden biriydi. Onun bu özelliği, ilk eşi ve çile yoldaşı Hz. Hatice’nin şahsında âdetâ billurlaşmıştır. Zira hayatlarının yirmi dört yılını birlikte yaşadıkları böyle bir hayat arkadaşını, öyle bir vefakâr elbette unutamazdı. İslâm’ın ilk günlerinde yaşadıkları sıkıntılar ve bu sıkıntılara birlikte göğüs germeleri unutulacak gibi değildi. İşte bu sebeple Nebiyy-i Muhterem Efendimiz onu her fırsatta anar, hâtırasını yâd ederdi. Âişe vâlidemizin buyurduğu gibi:

“Resûlullah (aleyhissalâtu vesselâm) Haticeyi anınca artık ne onu sena etmekten, ne de ona istiğfarda bulunmaktan usanırdı."

Meryem KAYA

Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Yorum yazarak Haberin Kapısı Kurallarını kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz demektir. Yazılan yorumlardan Haberin kapısı hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.