Şeyh Abdülhakim Ed-Dirşevi (ra) Hayatı ve Kişiliği

1890 yılında Şeyh Ömer-i Zengânî’nin vefatı üzerine kendisinin yerine vasi, halifesi Şeyh Abdülhakîm-i Dirşevî Hz.leri postnişîn olmuştur. Artık Şeyh Abdülhakîm-i Dirşevî, bundan böyle hem Cizre dergâhının postnişîni hem müderrisi hem de âilelerinin başı olmuştur.

Şeyh Abdülhakim Ed-Dirşevi (ra) Hayatı ve Kişiliği

1890 yılında Şeyh Ömer-i Zengânî’nin vefatı üzerine kendisinin yerine vasi, halifesi Şeyh Abdülhakîm-i Dirşevî Hz.leri postnişîn olmuştur. Artık Şeyh Abdülhakîm-i Dirşevî, bundan böyle hem Cizre dergâhının postnişîni hem müderrisi hem de âilelerinin başı olmuştur.

30 Kasım 2018 Cuma 12:29
Şeyh Abdülhakim Ed-Dirşevi (ra) Hayatı ve Kişiliği

Hazırlayan:Şeyh Abdussemed el-Farkıni/Tecüme: İbrahim Öztürk/Dib not:Muhammed Baki Seydâ el-Cezerî

Şeyh Abdülhakîm, Cizre’nin Hoser (Düzova) Köyünde m. 1856, h. 1272’de doğmuştur. Babası Şeyh Reşîd-i Dirşevî Hz.leri, anası Mele Ali-yi Meydinî’nin kerîmesi Fâtıme Hâtun’dur. Kendisi daha küçük yaştayken, babası Şeyh Reşîd ed- Dirşevî Hz.lerinin Mekke-i Mükerreme’de hac farizasından sonra bu yolculukta vefat ederek Haticetü’l-Kübra (r.anhâ)’nın da medfiın olduğu “Cennetu’l-Mualla” denilen meşhur mezârlıkta defhedilmiştir. Yetîm kalan Şeyh Abdülhakîm ed-Dirşevî Hz.leri, büyük ablası Halime Hatun’un beyi olan Şeyh Ömer-i Zengânî Hz.lerinin himayelerinde büyümüş, onun verdiği terbiyeyi almış, ilminin tüm merhalelerini ve hayatının tüm basamaklarının onun gözetiminde ve rahle-i tedrisinde geçirmiş bir allâmedir. Nitekim hocası Şeyh Ömer Hz.leri onun hakkında şöyle demişti: “Buradan -yani Cizre’den- ta Mısır’a kadar Abdülhakîm kadar âlim birisinin olabileceğini düşünemiyorum.” Öyle ki ilimdeki şöhreti tarikat şöhretinin önüne geçmiştir.

Şeyh Abdülhakîm Hz.leri ile berâber dayısının oğlu Molla Abdurrahman-i Hoserî ve Fmdıkli Seyyid Hasan-i Fmdıkî de, makul ve menkul ilimlerinin bölümleri olan nahiv, sarf, bedi’, beyan, meânî, belâğat, münazara, tefsîr, hadîs, fıkıh ve usûlleri ve son olarak da felekiyat (astronomi) ilmine kadar olan bütün bu ilimleri Şeyh Ömer-i Zengânî’nin yanında bitirerek, hocaları onlara bu ilimlerde icâzet vermiştir. Şeyh Abdülhakîm Hz.leri bazı eserler bırakmıştır. En tanınmış eseri istiâre ilmindeki Sutûr kitabıdır. Bu kitap medrese müfredatında ders kitabı olarak da okutulmaktadır. Kendisi sadece bir halîfe bırakmış olup, bu halîfe de hocası Şeyh Ömer-i Zengânî’nin ve aynı zamanda ablası Halime Hatun’un büyük oğlu Şeyh Muhyiddin-i Cezerî’dir. Şeyh Muhyiddin Hz.leri, sadece halifelik icâzetini değil, aynı zamanda ilim icâzetini de dayısı ve hocası olan Şeyh Abdülhakîm-i Dirşevî Hz.lerinden almıştır.

Medrese usûlünde tüm İlmî çalışmasını bitirip ders verme istidadında olup fetva verebilecek kabiliyete ve gerçek ilim ve âlim ahlâkını hâiz talebeye verilene yazılı ve sözlü belgeye ilim icâzeti denilir.

Şeyh Abdülhakîm-i Dirşevî Hz.leri, ilimde ise iki kişiye icâzet vermiştir. Birincisi Şeyh Muhyiddin-i Cezerî, İkincisi de onun kardeşi yani Şeyh Ömer-i Zengânî Hz.lerinin ortanca mahdûmu olan Şeyh Siracüddin Hz.leridir. Yani Şeyh Abdülhakîm Hz.lerinin tarikatta bir halîfesi ve ilimde iki mücâzı vardı.

Şeyh Abdülhakîm Hz.leri gerisinde, Şeyh Yahya ve Şeyh Muhammed Emin Efendi adında iki erkek çocuk bırakmıştır.

 

2. Postnişîn Şeyh Abdulhakîm ed-Dirşevî Hz.lerinin yukarıda adları geçen iki mahdumlarıyla ilgili çok değerli bir zâttan birer güzel anı:

Birinci anı:

Siirt Hısher (Pervari)'in Hınûk Köyü’nde yaşayan Mevlâ-yi Zişân’a şükürler olsun günümüze kadar hayatta kalmış olan çok değerli âlim mutasavvıf Şeyh Müşerref (ÖZCAN) 04/11/2007 tarihinde yeğenlerinin trafik kazasında vefâtlarndan dolayı köylerinde taziye dolaysıla ziyaret ettiğimizde anlatılar ki Cizre’de Şeyh Seydâ el- Cezerî’nin yanındaydık ve bu arada Cizre’nin Şax (Çağlayan) Köyü’nde ikâmet eden 2. postnişîn Şeyh Abdülhakîm ed-Dirşevî Hz.lerinin büyük mahdumu Şeyh Yahya Efendi’yi medresesinde talebe eğitiyor diye devlet nezdinde şikayet eden Esatbeg adında bir köylünün şikayeti üzerine devlet, Şeyh Yahya’yı mahkemeye çağırır. Ancak bu şikâyet haberini alan Şeyh Seydâ Hz.leri, dayısının oğlu olan Şeyh Yahya Efendi’nin mahkemeye bile gitmesini istemez ve karşı çıkar. Mahkeme hâkimi ise haber yollar ve der ki: “Sadece Şeyh Yahya efendi mahkemenin kapısına bile gelmesi de yeter.” Bunun üzerine Şeyh Seydâ Hz.leri hâkime haber yollar ve der ki: “Dayımın oğlu Şeyh Yahya mahkemeye giderse ben de gelirim!” Asla Şeyh Yahya’nın mahkemeye gitmesine razı olmaz. Bunun üzerine akıllı ve dirayetli olan mahkeme hâkimi, bu işi daha fazla büyütmeden Şeyh Yahya’yı mahkemeye gelmeden bu işi bitirir. Böylece bu iş de bir sıkıntıya sebep vermeden kapanmış olur.

Ancak Şeyh Seydâ Hz.leri dayısının oğlu şeyh Yahya’nın gönlünü almak için Şeyh Yahya’yı şikâyet eden Esat Bey adındaki şahsı da yanına alarak berâberce Şeyh Yahya’nın bulunduğu, Cizre’nin ŞAX (Çağlayan) Köyü’ne giderek Şeyh Yahya’nın misafiri olurlar ve Şeyh Seydâ Hz.leri, ayni köyden olan müştekiye der ki: “ESAT BEG senin sayende dayımın oğlunu Şeyh Yahya Efendi’yi bu seferde ziyaret nasip oldu bundan dolayı da sana minnettarız.” diye de köyün beylerinden sayılan Esatbeg’i de hem utandırır hem de onura etmiş olur. Zira Esatbeg de Şeyh Yahya’dan özür dilemek için Şeyh Seydâ’yi kırmayarak onunla berâber Şeyh Yahya’ya giderek yaptığı haksız ve incitici şikâyetinden dolayı özür dilemiş  olur.

Avnı zâttan ikinci anı:

2. Postnişîn Şeyh Abdülhakîm ed-Dirşevî Hz.lerinin bu defa küçük mahdumı Şeyh Muhammed Emin Efendi ile ilgili bir anıdır: Şeyh Müşerref Hz.leri anlattllaı ki rahmetli babam Şeyh Esad’î Hınukî ile berâber Irakın Zaho yakınlarında bulunar Berzür Köyünden memeleketleri olan Botân’ın Bervarî mıntıkasına dönerlerken Silop ovasının Şivesor (ÜÇAGAÇ) köyünden geçtik ve tam da akşam vakti olup adı geçer köyde Şeyh Abdülhakîm ed-Dirşevî Hz.lerinin küçük oğlu olan, âlim ve çok fasaha sahibi rahmetli Şeyh Muhammed Emin Efendi ikâmet ediyordu. Köyün câmisim girdiğimizde cami tıklım tıklım cemaatle doluydu akşam ezanı okunduktan sonn cemaatla namazımızı kıldık. Namazdan sonra tüm köylüler birden camiyi boşaltdı evlerine gittiler. Sadece camide Şeyh Muhammed Emin Efendi ile babam, Şeyh Esad ile ben kaldık. Bunun üzerine Şeyh Muhammed Emin Efendi eve gitti, bize şekerli süt getirdi, biz de sütümüzü içtik, yatsı ezâmnı okunduktan sonra da (Şeyh Müşerref Efend burayı anlatırken tebessüm ederek sağ elinin başparmaklarının arkasıyla dudaklarını da kapattı) köyün câmisi tekrar tıklım tıklım cami cemaatiyle doldu. Namazdan sonra da çok güzel bir zikir halakası ve hatme de yapıldı. Sonra o gece de Şeyh Muhammed Emin Efendiye misafir kalarak ta sabahleyin yolumuza devam ettik dediler. Şeyh Abdülhakîrr Hz.leri h.l323/m,1905’te Cizre’de vefat etmiş Büyük Kubbe denilen âile mezârlığında defnedilmiş olup, Büyük Kubbe’nin içindeki soldan 4 nolu sanduka ona aittir.[1]

[1]- Ben -bu önsözün yazarı Muhammed Baki Seydâ-i Cezerî- hem kendi validem olan Taybet Hanımdan vc hem dc Molla Abdurrahman-i Hoseri’nin oğlu olan Cizre eski müftüsü âlim filozof Molla Mahmut (BİLGE) Efendilerden bizâtihî defâaten işittiğim, Bediuzzaman Saîd-i Nursi Hz.lerinin Şeyh Abdülhakîm-i Dirşevî Hz.lerinin talebesi VI ablasının oğlu Şeyh Siracuddin Hz.leri için söyledikleri ve bunun dışında gelişen bir hâtırayı nakletmek istiyorum, Hâtıra takriben şöyledir:

Bediuzzaman Saîd-i Nursi Hz.leri Cizre’ye bir ziyaretinde mürşid ve müderris olan Şeyh Abdülhakîm ed-Dirşevî’nin tâlib seviyesinde olan talebesi ve ablasının oğlu Şeyh Siracuddin-i Cezerî’yi dergâh ve medreselerinde ziyarel ederek sohbet etmişlerdir. Üstat Bediuzzaman Saîd-i Nursî’ye o vakit “Molla Saîd-i Meşhûr” deniliyormuş. Şeyh Abdülhakîm’i nasıl buldunuz diye sorulduğunda Üstad, “mürşitliği çok hoşuma gitti” diye cevap vermiş. Bediuzza­man Hz.leri ikisinin de ilmini takdir ederek Şeyh Abdülhakîm ed-Dirşevî için Kürdçe’de bir tâbîr ile “B6 xweyî yu çi melâyekî başe! (sahipsiz kalasıca ne büyük bir âlimdir!)” demiş. Tâliblik seviyesinde olan Şeyh Siracuddin İçin ise “Be xweyî yu çi tâlibik başe (sahipsiz kalasıca ne iyi bir tâlibtir!)” demişti.

Hem Şeyh Abdulhakîm-i Dirşevî Hz.leri ve hem onun anasının dayısının torunu olan Molla Abdurrahman-i Hoserî, Şeyh ömer-i Zengânî’nin talebesi ve mücâzlarından idi. Molla Abdurrahman-i Hoserî’lerde misafir kalan Bediüzzamân Saîd-i Nûrsî Hz.leri, sıcaktan dolayı geceleyin yatağı damda yapılmıştı. Ev sahibi Molla Abdurrahman-i Hoseri, misafiri Bediüzzamân Saîd-i Nûrsî Hz.lerinin gece geç vakitlere kadar yatmadığını gördüğünde ne yaptığını sorunca, Arapça büyük sözlük ve ansiklopedi olan Kfimûs kitabını ezberlediğini ve “nun” harfine geldiğini söyle­miş.

NOT: Gerek Şeyh Abdulhakîm-i Dirşevî Hz.lerinin evlatları ve gerekse dc kardeşi Şeyh Muhammed Nûrî-i Dirşevî Hz.lerinin evlatları Cumhuriyet Döneminde “Munis” soyadını almışlardır. Şeyh Abdülhakîm Hz.leri hakkın­da daha fazla bilgi almak isteyen, tüm Dirşevî Ailesinin biyografimi içeren Suriye vatandaşı merhum ikin­ci Şeyh Muhammed Nuri ed-Dirşevt'nin "el-Kutufü’l-Ceniyye fi Teracimi'l-Aileti’d-Dirşeviyye” adlı eserinden öğrenilebilir

Şeyh Ömer zengani’nin oğlu Hz. Şeyh Siraceddin anlatıyor:


Kubbede dayım Şeyh Abdulhakim’in kabrinin yanında Kur’an hıfzediyordum. O zamanlar kubbede yalnız onun kabri vardı. O esnada kabrinden bir ses işittim, yaptığım bazı kıraat hatalarını hatırlatıyordu. Bu durum karşısında beni bir ürperti ve korku sardı. Sonra dayıma şöyle hitap ettim:
Burada kabrine de rahmet insin diye kur’an ezberliyorum. Şayet tekrar benimle konuşup ikaz edersen giderim.
Şeyh Siraceddin dedi ki: “Bundan sonra şeyh efendinin sesini bir daha işitmedim.”(El Kutuf El-Cenniye) adlı eserden tercüme edilmiştir)

“Şeyh Abdulhakim’in vefatından sonra yerine kardeşi ve aynı zamanında halifesi olan Şeyh Muhammed Nuri ( Munis ) Hazretleri tarikatın başına geçer. Tarikatı ve irşad mekanizmasını başarıyla yönetmiştir.”

Şeyh Abdülhakim ed-dirşevi

Türbe-i Şerifi ; 
Cizre merkezde yer alan ve Arka Kubbe/İlk Kubbe’ye çok sonradan “Şeyh Muhammed Nuri Kubbesi” denilmiştir. Kubbenin içindeki zatlar şunlardır :
1-Şeyh Abdulhekim ed-Dirşevi Hazretleri
2-Şeyh Muhyuddin el-Cezeri Hazretleri : Şeyh Ömer ez-Zengani Hazretlerin büyük mahdumu (m.1914/h.1333) de ayni Kubbenin içinde ve binanın sonunda solda defin edilmiştir.
3-Şeyh Siracuddin el-Cezeri : Şeyh Ömer ez-Zengani Hazretlerinin ortanca mahdumu (m.1920/h.1339) de aynı Kubbede binanın sonunda sağda defin edilmiştir.
4- Şeyh Muhammed Nuri ed-Dirşevi Hazretleri : Şeyh Reşid ed-Dirşevi Hazretlerinin küçük mahdumu (m.1924/h.1342 ) aynı Kubbede ilk girişte solda defnedilmiştir.
5-Şeyh Muhammed Nuri ed-Dirşevi Hazretlerinin büyük mahdumu Şeyh Abdullah Efendi (m.1943/1362) de aynı Kubbede pederi ve amcası arasındaki boşlukta ilk girişte sağda defnedilmiştir.
6-Aişe Hatun : Şeyh Abdulhekim Hazretlerinin zevcesi, Şeyh Abdullah Efendinin solunda ve Şeyh Abdulhekim Hazretlerinin arasında yatmaktadır.
7-Şeyh Muhammed : Şeyh Abdulhekim Hazretlerinin oğlu, Kubbenin içinde sağda babası ile Kubbenin duvarı arasındaki boşluğa defnedilmiştir.
8- Zeliha Hatun : Şeyh Muhyuddin Cezeri’nin zevcelerinden ve Şeyh Hüseyinê Basreti’nin kerimesi, zevcinin solunda defin edilmiştir.
9-Ömer ve Salih : Şeyh Muhammed Seydayê Cezeri ve eşi Rabia Hatunun çok küçük yaşlarda ölen iki çocuğu, Zeliha Hatun ile Şeyh Siracuddinê Cezeri’nin arasında yatmaktadır.

Mezkûr Kubbenin avlusundaki kabirlerde ise her üç aileye mensup şahıslar yatmaktadır. Şeyh Ömer ez-Zengâni Hazretlerinin kerimesi Amine Hatun ve bazı torunları, Şeyh Reşid ed-Dirşevi Hazretlerinin evlat ve bazı torunları ve Şeyh Hüseyin el-Basreti’nin bazı evlat ve torunları bu büyük veya arka Kubbe denilen aile mezarlığının avlusunda defnedilmişlerdir.

-----------------------------------------------------------

Hazırlayan:Şeyh Abdussemed el-Farkıni

Tecüme: İbrahim Öztürk

Dib notlar:Muhammed Baki Seydâ el-Cezerî kaynağından

Haberin Kapısı yayın yönetmeni Ramazan Peri tarafından derlenmiştir

Son Güncelleme: 07.12.2018 18:07
Yorumlar
Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Yorum yazarak Haberin Kapısı Kurallarını kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz demektir. Yazılan yorumlardan Haberin kapısı hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.