banner42

1) İlk olarak 20. yüzyıla kadar Dünya’nın çeşitli yerlerinde özellikle Avrupa’da ticaretle uğraşarak maddi açıdan diğer halklara göre nispeten kaliteli hayat süren Yahudi kökenli insanların İsrail topraklarına göç etmesiyle başlamıştır bu kuruluş.

2)Ancak bu göç hareketi birçoklarına göre hiç de kendiliğinden yani; sosyoekonomik ve kültürel sebeplerle uzun zaman zarfında doğal bir şekilde gerçekleşmemiştir. Zira işin arkasında günümüz post modern tarihçilerine göre zorlama ve manuel bir göç hareketi mevcuttu. Öyle ki zaten ekonomik yönden refah içinde olan Yahudi halkının kalkıp da verimli Avrupa topraklarında İsrail adlı çöle göç etmeleri hiç de akılcı değildir.

3) Yukarıdaki soruya birçok tarihçinin vereceği cevap şüphesiz klişe bir şekilde “Yahudi halklara yönelik baskılar ve katliamlar dayanılmaz boyutta olduğundan göç etmek durumunda kalmışlardır” olacaktır. Senaryo kulağa hoş gelmektedir. Ancak işin derinine indiğimizde pek de basit bir göç hareketi olmadığı dahası akıllara “planlanan bir hareket” olduğu sorusu gelmektedir. Zira katliamdan kaçan Musevi dinine mensup Yahudi kökenli insanların göç etmesi aşağıdaki belgelerden dolayı bir takım soruları berberinde getirmektedir.

3) 1850’li yılların ortasından itibaren Dünya’da varlıklı Yahudilerin kurduğu Siyonist örgütlenmeler, “vaad edilmiş topraklarda hüküm sürmek” isteğiyle yanıp tutuşmaktaydı. Hatta öyle ki Dünya’nın neredeyse her yerine yayılmış olan Yahudi kökenli vatandaşların bir arada toplanması hedef haline getirilmişti.

4) Bu yönde çalışmalara öncülük eden kişi Theodore Herlz’dir. Theodore 1860 doğumlu Viyana Üniversitesi Hukuk mezunu bir yazardır. Aslen Budapeştelidir. Öğretide politik anlamda Siyonizm’in kurucusu olarak bilinmektedir. “Der Judenstaat” adlı Almanca kitabın(Der Judenstaat’in Türkçe anlamı “Yahudi Devleti’dir”) yazarı olan Theodore, Yahudi halkının kendine ait bir vatanda yaşaması için araştırmalar yapmıştır. 1896’da Dünya Siyonist Teşkilatı’nın kurulmasına öncülük eden Herlz aradan 1 yıl geçtikten sonra bu teşkilat başkanlığında ilk toplantısını yapar(1897 İsviçre Basel’de bir otelde toplanıldı). Burada alınan kararlarda gelecekte kurulacak olan İsrail Devleti’nin sınırları ve yeri belli olmuştur. Hatta toplantı çıkışında Herlz “Gülebilirsiniz ama ben burada, bu salonda az önce İsrail Devletini kurdum; bu belki 5 yıl sonra belki 50 yıl sonra böyle anılacaktır” demiştir.

5) Öyle ki Herlz toplantıdaki karara uygun olarak Yahudi Devletinin kurulacağı alan olan Filistin ve Hicaz bölgesi için dönemin Osmanlı padişahı Abdülhamit ile anlaşmak üzere 17 Mayıs 1901 yılında İstanbul’a gelmiştir. Tarihi bir teklifte bulunacaktır! Hicaz ve Filistin’de Yahudi halkları için bir yurt kurulması karşılığında Osmanlı’nın tüm borçlarının(o zamanlar ülkeyi satsa ödeyemeyeceği borçları vardı Osmanlı’nın) Avrupalı bankerler tarafından ödenmesi teklifini yapmıştır. Abdülhamit ise “Ben bir karış dahi olsa toprak satmam, zira bu vatan bana değil, milletime aittir. Milletim bu vatanı kanlarıyla mahsuldar kılmışlardır.” diyerek o meşhur cevabı yapıştırmıştır. Ancak boşa yapıştırmıştır. Çok değil 40 sene sonra resmi olarak kurulacaktır İsrail. Ayrıca ben bu diyalog yaşandımı yaşanmadı mı diye biraz araştırdım ve gördüğüm kadarıyla arşivlere göre tarihte böyle bir görüşme olmuştur. Ancak diyaloğun ne kadarı doğru ne kadarı yanlış bilemem.

6) Herlz 4 Temmuz 1902’de teklifini yineler. Ancak tekrardan reddedilir 2. Abdülhamit tarafından. Bunun üzerine Herlz sinirlenip “Gün gelecek Türkler dilenci konumuna düşecek ve önümde diz çökecek ve para için yalvaracaklar” demiştir. Nitekim acı ama biraz öyle de oldu gibi… Çalışmalarına devam eden dönemin Dünya Siyonizm Örgütü başkanı Herlz İngiltere Sömürgeler bakanı tarafından Londra’ya çağrılır. Burada kendisine Uganda toprakları teklif edilir bir Yahudi Devleti kurması için. Ancak illa da Filistin diyen Herlz bu teklifi reddeder.

7) Tarih 2 Kasım 1917. Dönemin İngiltere Dışişleri Bakanı “Arthur James Balfour” Lord Rotshchild’e bir mektup yazar.

Mektupta Filistin topraklarının Musevi dinine mensup Yahudi kökenli vatandaşların doğal hakkı olduğu ve bu topraklarda hüküm sürmesi için Yahudilere verilmesi gereken desteğin İngiliz Devlet kasasından temin edilebileceği ve bu konunun bir an evvel Siyonist Federasyona iletilmesi gerektiği yazmaktadır. Hatta al buyur oku İngilizcen varsa. İşte bu mektuba tarihi Balfour Deklorasyonu denilmektedir.

8) Yukarıdaki Balfour Deklarasyonunda bölgedeki Araplara karşı dini ve kültürel saygı duyulması istenmiştir. Ancak ne derece uyulmuştur buna tartışılır.

9) 1930 ila 1940 arasında Nazi Almanya’sı tarafından Yahudilere soykırım uygulanması sırasında yüzbinlerce Yahudi Avrupa’dan İsrail’e göç etmiştir. İşin ilginci bu soykırımı planlayan Hitler’i ekonomik yönden destekleyici kişilerin kimliği dikkat çekmektedir. Bakıldığında Hitlerin başa gelmesine destek olan kişiler arasında yine Rothshild ailesinin payı olduğu görülmektedir.

Thysen, Krupp, Kirdoff ve Rothschild ailesinin Amerika’ da bulunan uzantılarına ait olan General Motors, Du Pond, Ford’ un yanı sıra Yahudi petrol şirketi Standard Oil gibi dev Yahudi patronlu şirketler tarafından desteklenmiştir. Yine Alman toplarını üreten firma SKF Jacob Wallenberg’e aittir. Toplama kamplarına atılan gaz bombalarını üreten firma ise Farben firmasıdır(onun da sahibi Yahudi asıllı). Royal Dutch Shell adlı firmanın kurucusu ve sahibi de Yahudi asıllı Samuel ailesidir. Hatta Hitler’de bu konuyu inkâr etmemiş kendi kitabında “mücadeleme en çok desteği verenler zengin Yahudiler olmuştur” demiştir. Bunun gibi daha nice deliller bu katliama varlıklı ve nüfuslu yahudilerin en ufak bir şekilde somut müdahalelerle dur demediğini hatta destek verdiğini kanıtlar niteliktedir. Ancak yine bir pay bırakıyoruz ki; Nazilerin bu katliamı Yahudileri göç ettirmek üzere Siyonistler tarafından planlanmadığı olasılığına(ben şu saatten sonra ona da pay bırakmıyorum ya siz bilirsiniz bu benim kişisel tahminim, öngörümdür; ancak bu olayında kişiselliği kalmamış, bir çok şey düpedüz ortada maalesef).

10) Bu zaman zarfında zengin Yahudilerin Filistin’de Araplardan devasa boyutlarda toprak satın aldığı görülmektedir. Bunların aşama aşama olduğu bilinmektedir. Zaten bu bölgede ilk Yahudi toprağının varlığı; İngilizler ’in konsolosluk arazilerini Siyonist federasyona teslim etmesiyle olmuştur.

11) 1920’de Birleşmiş milletlerin Filistin Bölgesindeki İsrail’i tanımasıyla ve 1948’de ise bölgeyi Arap ve Yahudi yerleşimi olarak bölmesiyle beraber İsraillin resmi kuruluşu gerçekleşmiş oldu.

Yazıyı olabildiğince somut belgelere dayanaraktan objektif yazamaya çalıştım. Umarım faydalı olmuşuzdur.

FARKLI BİR TARİH DAHA

Ülkemizde sevilmeyen ülke Siyonizm yatağı, Müslümanların düşmanı, Filistin sorunun mimari İsrail devleti kurucusu David Ben Gurion (1886-1970) İsrail'in kurucusu babasıdır.

Israil'in kurulmasını sağlayan bu adam,

1886 da Polonya'da doğmuş, Avrupa'daki köklü Yahudi karşıtlığının farkına varan David Ben Gurion kendini Siyonist hareketin saflarında bulmuş, Avrupa'da rahat edemeyeceklerini anlayarak, kendine rahat bir yer aramış, ülke kurmak için 1906 da o günlerde Osmanlı toprağın üstünde Filistin'de soluğu almıştır. Tarım işçisi olarak. Burada çalışmaya başlayan David Ben Gurion, siyonist felsefenin ilkeleri hayata geçirmeye çalışınca bölgedeki Osmanlı valisi Kemalpaşa, aşırı sosyalist cumhuriyetçi görüşlerini öne sürerek David Ben Gurion'u Kahire'ye sürdü. Ardından Gurion kendini Siyonizm davası adamıştır ve soluğu New York'ta almıştır.

Bu sırada birinci dünya savaşı çıkmış ve bitmiş, Filistin artık İngilizlerden soruluyordu. Milletler cemiyetinin bir Yahudi devleti kurulması için yeşil ışık yaktı. Ardından David Ben Gurion, İngiltere'nin kontrolündeki Filistin'e döndü.Bu sırada Avrupa'daki Yahudi karşıtlığı şaha kalkmış, Yahudi göçmenler tası tarağı yollayıp Filistin'e gidiyordu. Filistin'deki Araplar, hem İngilizlere hem de Yahudilere karşı ufaktan saldırılara başlamıştı. Onların hedefin de Filistin devleti kurmaktı.

David Ben Gurion'un Siyonist hareketi Arapları kabul etmiyor sadece kendilerinin hayatta kalabilmesi için bağımsız bir devlet kurulması istiyorlardı. David Ben Gurion ilk başta uyumlu olarak hareket etse de en azından bir gölge ordu korumaları gerektiğinin bilincine varıp bu hareketleri hızlandırmıştır.

Tam bunlar olurken ikinci dünya savaşı patlamış, Yahudiler NAZİ'ler tarafından gaz odalarına tıkılıyor, Yahudileri hiçbir devlet NAZİ korkusundan kabul etmiyordu. İngilizler ‘de Yahudilerin Filistin'e gelmelerini istemiyordu. David Ben Gurion oldukça ince bir stratejiyi hayata geçirdi ve Filistin'deki binlerce gencin NAZİ'lere karşı İngiliz saflarında savaşmaya gönderirken, İngilizlerin engellemesine karşın Avrupa'daki Yahudilerin gizlice Filistin topraklarına taşınması için yer altı teşkilatı kurmuştu. İngilizler, Nazilerden kaçan ve Filistin'e ulaşmaya çalışan Yahudileri her şekilde engellemeye, dikenli tellerle sarılı kamplarda tutmaya çalıştıkça, dünya kamuoyunun Yahudilerin Filistin'e sevdasına dönük katı tutumunda yumuşamaya başladı.

1886 da Polonya'da doğmuş, Avrupa'daki köklü Yahudi karşıtlığının farkına varan David Ben Gurion kendini Siyonist hareketin saflarında bulmuş, Avrupa'da rahat edemeyeceklerini, kendine rahat bir yer aramış, ülke kurmak için 1906 da o günlerde Osmanlı toprağın üstünde Filistin'de soluğu almıştır tarım işçisi olarak. Burada çalışmaya başlayan David Ben Gurion, siyonist felsefenin ilkeleri hayata geçirmeye çalışınca bölgedeki Osmanlı valisi Kemalpaşa aşırı sosyalist cumhuriyeti görüşlerini öne sürerek David Ben Gurion'u Kahire'ye sürdü. Bir süre sonra Siyonizm davası adamıştır kendini ve soluğu New York'ta almıştır.

1947 de birleşmiş milletler savaş sonrasında süper güç statüsünü Amerika'ya devretmek zorunda kalan İngilizlerin boşaltmaya hazırlandığı Filistin'de bir Arap bir Yahudi devleti kurulmasını ışık yaktı. Bu kaos ortamında David Ben Gurion 1948 de bağımsız İsrail devleti kurduğunu ilan etti ve kendisini de başbakan atadı. Bağımsızlık ilanından birkaç saat geçmişti ki Araplar bölgesindeki Filistinlilerle birleşerek İsrail devletinin işgal etti. Ortalık karıştı. İki millet arasındaki bu resmi ilk savaşta Yahudi nüfusunun yüzde biri ve binlerce Arap ölmüş, yarım milyondan fazla Filistinli yerinden yurdundan olmuştur. Artık dünyanın yepyeni bir sorunu vardı Filistin sorunu...

Takip eden iki yıl boyunca taraflar arasında ufak tefek sabah çarpışmalar yaşanmış, David Ben Gurion otoritesini sağlamlaştırmıştır. 1949-1956 yıllar arası Arap devletleri ve İsrail arasında karşılıklı meydan okumalar ufak tefek çatışmalarla geçti. 1956'da David Ben Gurion Mısır'da askeri bir hareketlenme olduğunu fark etti. Mısır'ın ihtiraslı ateşli Arap milliyetçisi Cemal Abdülnasır, Sina yarımadasını işgal ederek ortamı daha da gerdi. Bu durum İngiliz ve Fransızların Mısır'ı hedef alan saldırını izledi. 1967 de ki 6 gün savaşlarında Arapları hezimete uğratmaları sonucu toprak kazanan ve zaferle kabaran İsraillilerin kutsal mekanlara dönük hevesleri kesinleşti. İsrail'in kurucu babası David Ben Gurion son bir kez daha sesini yükseltti. "Kudüs'ü böldürmeyin ama yeni kazandığımız topraklara da çok iştahlanmayın barış karşılığında onları geri vermeniz gerekebilir" demiştir. İsrail'in yaşadığı muzaffer havası 1973 teki Ekim savaş ile tersine dönmüş, gerçeğin tokadı üzerinde patlamasıyla İsrail, ağır kayıplar alırken savaştan birkaç hafta sonra David Ben Gurion ölmüştür.

Yahudilerin ve destekçilerinin gözünden bakarsan David Ben Gurion'un tüm hayatını İsrail'i dini metinler dayalı kehanetler, milliyetçilik, sosyalizme dayalı model ve demokratik ulus olarak ayağa kaldırmayı hedeflediği söylenebilir. Ancak 1948 yılından bu zamana kadar yaşananların David Ben Gurion ve hayalleriyle pek örtüştüğü söylenemez. Belki istememiş ama Ağustos'ta kurduğu devlet dünyaya vahşet ve savaş vermiştir. İnsanlığın Filistin'de öldüğünü görmek hala mümkündür.

David Ben Gurion 1911-1912 yılında İstanbul üniversitesi hukuk fakültesinde okumuş ve çok iyi derecede Türkçe bilmektedir. David Ben Gurion her ne kadar bağımsızlık mücadelesinin ateşli taraftarı olsa da görünse de aşırı sağcı Yahudi çetelerinin gerçekleştiği terör eylemlerini kınamış fakat daha sonradan bu adamlara yardım ettiği anlaşılmıştır. Başta MOSSAD olmak üzere düşmanlara korku salan tüm savunma ve istihbarat kurumlarının arkasındaki isim olmuştur.

David Ben Gurion bir keresinde Türkiye-İsrail ilişkilerini 2 cümle ile özetlenmiştir. "Türkiye bize metres gibi davranıyor, halbu ki biz evlendik. Evliliğimizi bir türlü açıklamıyor "Gerçekten de iki ülke arasında ilişkiler başlangıçta gizli kapaklı yürütülmüştür. Öyle ki David Ben Gurion Temmuz 1958 de yaptığı Türkiye ziyareti casusluk filmlerine konu olacak cinstendir. İsrail başbakanı Ankara'ya acil iniş yapan İsrail yolcu uçağının hasta yolcusu olarak ambulansa alınır, oradan da kendisini bekleyen başbakan Adnan Menderes ile görüşmek üzere götürülür.

BAŞKA BİR GÖRÜŞ DAHA

Theodor Herzl

Dünyayı kana boyayan Siyonizm'in kurucusu Theodor Herzl, ilk yahudi devleti fikrini ortaya atmış ve gözünü Osmanlı Devleti sınırları içerisindeki Filistin'e dikti. Sultan 2. Abdülhamid Han'dan Filistin'i isteyen Herzl, teklifi reddedilince Osmanlı'nın yıkılmadan İsrail'i kuramayacağını anladı. Bunun üzerine Osmanlı'yı yıkma faaliyetleri için çaba harcadı.

Siyonizm'in politik kurucusu Theodor Herzl, 1890 yılında Budapeşte'de doğdu. Zengin bir ailenin çocuğu olan Theodor Herzl, Viyana'da hukuk tahsili yaptı. Neue Freie Press gazetesinde muhabirlik ve yazarlık yaptı.

Siyonizm'i gündeme getiren Theodor Herzl, Fransa'da Yahudi karşıtı gösterilerden çok etkilendi. Bunun üzerine 1896'da 'Yahudi Devleti' adlı kitap yazdı. 1897'de yaptığı çağrı üzerine 1. Siyonist Dünya Konresi'ni İsviçre'nin Basel şehrinde topladı. Kongrede "Ben bugün burada Yahudi Devleti'ni kurdum, ancak bunu yüksek sesle söylersem bütün dünya güler. Fakat beş sene içinde ya da elli sene sonra bunu herkes böyle bilecektir." demiştir. Ayrıca kongrede kurulması planlanan Yahudi Devleti'nin sınırlarını da belirtmiştir. Kongre sonunda Kongre sonucu yahudi devleti kurma fikri destek gördü ve Herzl, Dünya Siyonist Teşkilatı'nın başkanı seçildi. Theodor Herzl ve taraftarları, yahudiliği bir inanç olarak değil, sadece bir ırk olarak görüyorlardı ve bu yüzden devlet kurmaları gerektiğine inanıyorlardı.

Herzl’in projesine göre, yahudi devletinin nerede kurulacağı önemli değildi. Dünyanın herhangi bir yerinde kurulabilirdi. Hatta Herzl'in "Uganda Planı" adıyla tanınan projesine göre, Herzl ilk önceleri Uganda'yı ideal vatan olarak düşünmüştü. Ancak kararını değiştirdi ve Filistin’de karar kıldı.

Siyon tepesinin bulunduğu Filistin topraklarında Yahudi Devleti kurmak için ile İngilizlerle işbirliği yaptı. Filistin'i talep etmek için Sultan 2. Abdülhamid ile iyi ilişkiler içinde olan Alman İmparatoru 2. Wilhem ile temasa geçmiş fakat istediği sonuca varamamıştı. Bu yüzden bizzat kendisi İstanbul'a gelerek 2. Abdülhamid Han ile görüşmek için uğraş verir. 19 Haziran 1896'da Sultan Abdülhamid ile görüşmeyi başarır. Filistin'e Yahudi yerleşimi meselesine soğuk bakan II. Abdülhamid, Filistin'de özerk bir Yahudi devletini "kesin bir dille" reddetmiştir.

İlk girişiminde başarılı olamayan Herzl 19 Mayıs 1901 tarihinde tekrar saraya gelir ve Sultan Abdulhamid ile görüşür. Bu görüşmesinde de Sultan Abdulhamid tarafından Kudüs reddedilir ve Yahudilere Mezopotamya'ya yerleşmelerini önerir. Herzl'in amaçları arasında Mezopotamya yoktur, bu önerisi kabul görmemiştir. Bunun üzerine İngiltere ile yeniden ilişki kurarak sorunun çözüleceği fikrinden hareketle İngiliz Sömürgeler Bakanı Chamberlein ile görüşür. Bu görüşmeden de istediği sonucu alamayan Herzl kısa bir süre sonra Londra'ya davet edilir. Bu görüşmede "Yahudi yurdu" olarak kendisine Uganda teklif edilir, ancak teşkilat kongrede bunu reddeder. Herzl İstanbul'a "vadedilmiş topraklar" Filistin ve Kudüs için birkez daha gelir ancak talebi Sultan Abdülhamit tarafından yine reddedilir. Filistin topraklarının "vadedilmiş topraklar" olması Herzl'in gözünü buraya çevirmesinin nedenidir.

Theodore Herzl, dünyanın başına bela olan Siyonizm’i getiren adam olarak hafızalara kazınmıştır. Herzl, 1904 yılında öldü.

İLK CUMHURBAŞKANI

1874'te Rusya’da doğdu.

Carin anti-semitik politikaları sonucu buradan kaçıp Almanya’da kimya okudu ve İngiltere’ye yerleşti, 30 yaşında, 1904'te üniversite of Manchester’da öğretim üyesi olarak göreve başladı.

1910'da İngiliz vatandaşı oldu.

İngiltere’deki cousinhood'u Siyonist Ülkü’ye ikna etmek için çok çabaladı, bunda başarılı da oldu - 1914 Aralık’ında hariciye naziri Arthur James Balfour ile ayarladığı görüşme, bundan üç yıl sonra, 2 Kasım 1917'deki Balfour Deklarasyonu’na önayak olacaktı.

O zamanın şartları gereği bölgedeki Arap güçleriyle arasını da siki tutmaya çalışmış, Haziran 1918'de bölgedeki Arap ayaklanmasının önderi emir faysal ile görüşüp gelecekteki Arap devleti ve Yahudi Filistin’in müşterek çalışacaklarına dair bir anlaşma imzalamıştır.

Öldükten sonra koltuğuna oturması için Einstein’a teklif götürülmüştür ama o, bu teklifi reddetmiştir. Teklifi götüren (bkz: david ben gurion)

Avatar
Adınız
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Yorum yazarak Haberin Kapısı Kurallarını kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz demektir. Yazılan yorumlardan Haberin kapısı hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz.