Haberin Kapısı

Eğitime Kaç Yaşında Başlanmalı

EĞİTİM

İlim öğrenmenin yaşı yoktur. Yani yaşlandım, öğrenme yaşım geçti denilmez. İlim her yaş ve dönemde öğrenilir. Günümüzde eğitime başlama yaşı konusu genelde 7 olarak kabul görmek­tedir. Hadislerde, eğitimin daha çocuk doğar doğmaz başladığını görmekteyiz.

İlim öğrenmenin yaşı yoktur. Yani yaşlandım, öğrenme yaşım geçti denilmez. İlim her yaş ve dönemde öğrenilebilinir. Buhari şöyle der: "Allah Rasûlü (sav)'nün ashabı, büyük yaşta olmalarını rağmen ilim öğrenmişlerdir." Bu da ilim öğrenme­nin yaşının olmadığını göstermektedir. Ashabın büyük yaşta olmalarına rağmen ilim öğrenmeye çalışmaları ve hatta öğrenip bu alanda uzman olmaları, bize ilim öğrenirken benim yaşım geçti ben bunu öğrenemem, ezberleyemem de­mememiz gerektiğini göstermektedir.

Günümüzde eğitime başlama yaşı konusu genelde 7 olarak kabul görmek­tedir. Fakat artık 7 yaşın geç olduğu eğitimin daha öne çekilmesi gerektiği dü­şüncesi geniş taraftar bulmaya başlamıştır. Hz. Peygamber (sav)de "Beşikten Mezara Kadar Okuyun" diyerek bir anlamda eğitim yaşının sınırının ve zamanın olmadığını, her zaman ve yaşta eğitim görülebileceğini belirtmiştir. Avrupalı­ların yeni yeni keşfettikleri "okul öncesi eğitim" sistemini Hz. Peygamber (sav) 1400 yıl önce ortaya koymuştur.

Bu hadisle, eğitimin daha çocuk doğar doğmaz başladığını görmekteyiz. Medreselerde, uzun yıllar hafızlık eğitimi 4 yaşından itibaren verilmekteydi. Buna göre eğitim çağı çok erken bir yaşta başlanmış oldu. Ebu Râfi (ra) anlatıyor: "Hz. Fatıma (ra) oğlu Hasan (ra)'ı doğurduğu zaman, Rasûlullah (sav)'ı kulağına ezan okurken gördüm.268" Bu hadiste de görüldüğü gibi çocuğa verilen eğitim doğar doğmaz başlamıştır. Bir kulağına ezan diğer kulağına kamet okunarak ona ilk bilgiler verilmiş olunmakta ve eğitim beşikte başlamaktadır. Böylece bir anlamda bilinçaltına yönelik bir eğitim verilmesi amaçlanmıştır.

Aslında insanın kişiliğinin oluştuğu veya temel verilerin oluştuğu dönem 0-6 yaş arası dönemdir. Bu dönem, genelde ülkemizde ölü bir dönem olarak geçiştirilmektedir. Halbuki kişilik gibi ileride telafisi olmayan dönemin oluşumu­nun bu kadar duyarsız geçiştirilmesi büyük bir kayıptır. Bugün birçok Avrupa ülkesinde 3-4 yaşlarından itibaren çocukların eğitim almaları için okul öncesi eğitim kurumlarına gönderilmektedir. Hatta Japonya'da bu süreç bir yaşa kadar düşmüştür. Araştırmalar, üç yaşından itibaren çocukların aynı anda üç dil öğre­nebildiklerini göstermiştir.

0-6 yaş arası dönem, beyin gelişmenin yoğun olduğu dönemdir. Bu dönem­de beyin gelişimi tamamlandığından, ne verirsek kalıcı olmaktadır. Ebu Derda (ra)'den Rasûlullah (sav) buyurdu: "Küçük yaşta ilim öğrenmek taşa nakşetmek gibidir. Büyük yaşta ilim öğrenmek ise suya yazmak gibidir." [1] Burada şu yanlış anlaşılmasın. 0-6 yaş arası dönemde verile­cek eğitim, bilgi yüklenen dönemden ziyade oyun odaklı veya örnek göstererek verilen eğitimdir.

Hz. Peygamber (sav)'in eğitim yaşı ile ilgili bir diğer hadisi de "Çocuk 7 yaşına gelince namaz kılmayı öğretin." Burada bir anlamda eğitim yaşının 7 ile başladı­ğını görüyoruz. Fakat diğer hadisle birlikte değerlendirdiğimizde 7 yaşında baş­layan eğitimin, bilinçli ve bilgi ağırlıklı bir eğitimi amaçladığını, beşikten itibaren başlayan eğitimin ise aile, çevre, sokak ve oyunla birlikte öğrenilen bilinçaltı eği­tim olduğunu anlarız.

Ülkemizde maalesef okul öncesi eğitim pek yaygın değildir. Birçok aile bunu gereksiz ve fuzuli bir masraf olarak görmektedir. Hâlbuki yukarıda da değindi­ğim gibi günümüzde birçok Avrupa ülkesi eğitim yaşını aşağı çekme hazırlığı içindedirler. Avrupa Birliğinin bu yaşı 3'e çekmeye çalıştığı gözlenmektedir. Amerika'da ise eğitim yaşı 5'te başlar. Okul öncesi eğitimi almış olan bir çocuk, okula başladığında yaşıtlarından daha avantajlı bir şekilde başlamış olacaktır. Çünkü 0-6 yaş arası dönemin boş geçmesinin telafisi yoktur.

Okul Öncesi Eğitim Gereklidir

Bizler, "beşikten mezara kadar ilim öğrenin"[2] düsturuna mazhar olmuş bir ümmetiz. Yani, ilim öğrenmek bizim için resmi dayatmaların yaptığı tasnif ile yedi yaşında değil, beşikte başlar. Çünkü insan doğumuyla birlikte bir öğrenme sürecine girer. Bu öğrenme süreci ölünceye kadar da devam eder. Bizler eğer çocuklarımıza iyi birer örnek olur ve iyi yönlendirirsek, onların öğrenmelerine olumlu yönde katkı yapmış oluruz. Fakat iyi örnek olmaz, huzursuz ortamlarda, sevginin olmadığı ve gerginliğin olduğu aile ortamlarında onları yetiştirirsek toplumda sıkıntılı bireyler oluşturmuş oluruz.

Şu artık kesin olarak kanıtlanmıştır ki insan kişiliği 0-7 yaş arasında oluşmak­tadır. Yani bizler çocuğumuzun eğitimi için devletin ön gördüğü 7 yaşını bek­lediğimizde artık iş işten geçmiş olmaktadır. Çünkü çocuğumuzun temel taşı olan kişiliği artık geri dönülmeyecek bir noktaya ulaşmıştır. Bu nedenle, kişiliğin oluştuğu bu çağlarda asıl görev ve sorumluluklar ailelere, anne ve babalara düş­mektedir.

Fakat maalesef bizler bu çağlarda çocuklarımızın bir nevi uyku dönemi ol­duğunu düşünüyor, onların hiçbir şeyden anlamadıklarını sanarak eğitimlerini ihmal ediyoruz. Bu dönemlerde genellikle çocuklarımızın eğitimi sokaklara ve televizyonlardaki Amerikan yapımı çizgi filmlere emanet ediyoruz. Böylece kişiliği oturmamış bireyler yetiştirdiğimizin farkında olmuyor, ileriki yaşlarda onlara verdiğimiz eğitimin tutmadığını gördüğümüzde şaşırıyoruz.

Bu nedenle çocuk eğitiminin en önemli çağı, sanılanın aksine ilkokulun baş­ladığı yaş değil, doğumundan sonraki süreçtir. Bu süreci ihmal etmediğimiz za­man tüm hayatımız boyunca rahat ederiz. Yani eskilerin dediği gibi mayasını iyi verdiğimiz zaman çocuğumuzun iyi yetişmesini sağlamış oluruz.

Atalarımız, bu süreci genellikle Kuran eğitimi vererek geçirmişlerdir. Eski dö­nemlerde eğitim yaşı genellikle dört yaşında başlardı. Bu dönemde yaklaşık iki veya üç yıllık süreç kuran eğitimi ve ezberi yapılırdı. Böylece çocuğun zekâsının ve öğrenme kapasitesinin en güçlü olduğu dönemlerde Allah kelamını öğren­miş olmaktadır. Fakat günümüz batı eğitim sistemi bu çağı çok uzattığından çocuklarımızın eğitiminde ciddi yaralanmalar yaşanmaktadır. Ayrıca, yedi ya­şındaki çocukların okula başlar başlamaz sıralara oturmaları ve bir makine gibi derslerle doldurulmaları da ne derece sağlıklı olabilir. Hâlbuki çocuğun bu ilk yılları daha rahat ve kendisini serbestçe ifade edebileceği bir ortam olabilirdi.

Günümüzde, ailelerin çocuklarıyla bu kadar uzun ilgilenmeleri imkânsızdır. Genellikle artık kadınlarda çalışmakta veya kadınlarımız eski dönemlerde oldu­ğu gibi vaktinin tümünü evde geçirmek istememektedirler. Ya da çocuğuna cid­di bir eğitim verecek vasıftan uzaktırlar. Erkeklerde genellikle dışarıda olmakta eve geldiklerinde de çoğunlukla yorgun ve çocuklarının eğitimiyle ilgilenecek durumda olmamaktadırlar.

İşte bu olumsuz koşullarda çocuklarının eğitimini nasıl takip edebiliriz. Bütün ebeveynlerin aslında belli dönemlerde düşündüğü bir konudur. Hele bugünkü olumsuz koşullarda çocuklarımızı kötülüklerden nasıl koruyabiliriz düşüncesi anne ve babaları meşgul etmektedir.

Olayın bu noktasında imdadımıza Kreş ve Anaokulları gelmektedir. Gerçek­ten bizim gibi düşünen insanların kurmuş oldukları böyle kurumları bulup ço­cuklarımızı teslim etmemiz, çocuklarımızın eğitimi ve yetişmesi anlamda büyük önem taşımaktadır. Her ne kadar çocuklarımızla ilgilenecek zamanımız olsa bile buraya göndermeyi bir eğitim olarak algılamalıyız. Günümüzde birçok aile, ço­cuklarını bu tür kurumlara göndermeyi gereksiz görmekte ve küçümsemekte­dir. Hâlbuki eğitim, beşikten mezara kadar verilen bir süreçtir. Çocuklarımızın gelişimi ve kişiliklerin oluşumunu biz tek başımıza sağlayamıyorsak, sokaklara da güvenemiyorsak, bizim gibi düşünenlerin kurmuş olduğu ve kendi muhiti­mizdeki insanların çocuklarının devam ettiği bu tür kurumlara göndermeli ve onları desteklemeliyiz. Buralarda eğitim uzmanlar nezaretinde verilmektedir.

Ayrıca çocuğumuz, diğer çocuklarla bir araya gelerek toplumsallaşmakta ve oyunlar oynayarak kişiliği gelişmektedir. Fakat çocukların Kreş veya Anaokullarına göndermede çocuktan çok Anne ve Babalar dayanamamaktadırlar. Suçluluk kompleksine kapılmakta, sanki çocuklarına bakamıyorlarmış psikolojisine gir­mektedirler. Hâlbuki bunun bir eğitim olduğunu düşünmemiz gerekmektedir. Hayatın bir aşamasında çocuklarımız bizi terk edip okullara gideceklerdir. Bunu kabullenmemiz gerekmektedir. Bizim üzülmemiz çocuklara da yansır. Onlar da istenmediklerini düşünmeye başlarlar. Hâlbuki buraya gitmesinin bir eğitim ve eğlence olduğu çocuğa hissettirilirse onun tepkisi de azalmış olur.

Okul öncesi eğitime ne zaman göndermemiz uyun olur diye düşünebilirsi­niz. Uzmanların belirttiği en uygun çağ, üç - altı yaş arasıdır. Yani üç yaşından itibaren çocuklarımızı bu tür kurumlara gönderebiliriz. Daha erken bir dönemde ihtiyaç veya zorunluluk yoksa göndermememiz uygun olur. Çünkü çocuğun an­nesinin ilgisine ve sevgisine en ihtiyaç duyduğu çağ 0-3 yaş arasıdır.

Çocuk yetiştirmek bir sanat olduğu gibi, bir sorumluktur da. Bu sorumluluğu sadece resmi bir sorumluluk olarak değil manevi bir sorumluluk olarak da dü­şünmeliyiz. Çünkü yanlış yetiştirmemiz sonucu çocuklarımızın ileriki hayatında sorunlar yaşanacaktır. Ayrıca, Allah katında bu konuda hesaba çekileceğimizi de unutmamalıyız. Çünkü onlar bize verilmiş bir emanettir.

İbrahim halil Er

Hz. Muhemmed (Sav)'in Eğitim Metodu

-------------------------------------------

[1] Taberani

[2] Ana kaynaklarda böyle bir hadis yoktur. Belki ikinci el diyebileceğimiz sonraları yazılan hadis kaynaklarında bulunabilir. Bu ifade hadis olmasa bile İslami anlayışta bir değeri vardır.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.