Haberin Kapısı

İyi Bir Öğretmenin Özellikleri

EĞİTİM

Kesir b. Murre (ra)'dan, dedi ki: "Hikmet sahiplerine boş şey anlatma ki sana kızmasınlar. Beyinsizlere hik­meti anlatma ki seni yalanlamasınlar; ehlinden ilmi men etme ki günaha girme­yesin; layık olmayana ilim öğretme ki sana kötü davranılmasın. Çünkü ilminin senin üzerinde bir hakkı vardır; tıpkı malının senin üzerinde hakkı bulunduğu gibi." [Dârimî]

Dış Görünüşüne Dikkat Etmek

Öğretmen, bilgileri sadece bir papağan gibi tekrarlayan kişi değildir. Onlar, her şeyleriyle örnek olmalıdırlar. Yani davranış ve ahlaklarıyla örnek oldukla­rı gibi giyim ve kıyafetleriyle de örnek olmalıdırlar. Dış görünümlerine önem vermelidirler. Birçok öğrenci, ders esnasında öğretmenin anlattıklarından ziya­de onun kıyafetine ve görünümüne odaklanabilir. Öğretmen, ne öğrencilerin gözüne batacak kadar düzensiz ve ne de onların dikkatini anlattıklarından çok üzerine çekecek kadar süslü giyinmelidir. Özellikle bayan öğretmenler, cinsel yönlerini ön plana çıkartan kıyafetlerden kaçınmalıdırlar. Bu durum, öğrencinin konsantrasyonunu ve dikkatini bozar.

Öğretmen, kıyafetinin yanında saçına, sakalına da gereken önemi vermeli­dir. Bu konuda gerekli düzen ve tertibi korumalıdır. Ayrıca, öğretmen ağız ve diş sağlığına önem verdiği gibi, ter kokmamalıdır. Yediklerine dikkat ederek, dersten önce öğrencinin rahatsız olacağı soğan, sarımsak gibi gıdalardan uzak durmalıdır. Hz. Peygamber (sav), özellikle bu yiyeceklerin çevreye yaydığı hoş olmayan kokulardan dolayı yemezdi. Rasûlullah (sav) kendi vücudu hatta teri çok güzel koktuğu halde ayrıca koku sürünmeyi ihmal etmemiştir.189 Rasûlullah (sav) bazen kulaklarına bazen omuzlarına kadar dökülen saçlara sahipti. Fakat bu saçları, düzenli ve bakımlıydı. Ayrıca sakalını hiçbir zaman dağınık halde bı­rakmamış, bunu bir başkası içinde hoş görmemiştir.190

Tatlı Dilli ve Sabırlı Olmak

Öğretmen, mesleği gereği yumuşak dilli ve sabırlı olmalıdır. Bu özelliklere sahip olmayan kişilerin öğretmen olmamaları gerekir.

Rasûlullah (sav) dinleyiciyi usandırmaz, nefret ettirmezdi. Kur'an bu konuyu şöyle anlatır, "Sen (o zaman), sırf Allah'ın rahmetiyle onlara karşı yumuşak davran­dın. Eğer kaba, katı yürekli olsaydın, onlar senin etrafından dağılıp giderlerdi. Artık onları sen bağışla, onlar için Allah'tan mağfiret dile..."191 Buna göre, bir eğitimcide tatlı dilin gerekliliği Yaratıcı tarafından da onaylanmıştır.

Hitap Şekli ve Ses Tonunu Düzgün Kullanmak

Öğretmenin hitap şekli ve sesini güzel kullanması da anlattıklarına olan ilgiyi artırır. Hz. Peygamber (sav), dinleyiciye göre bir ses ayarına çok dikkat etmiştir. Geceleyin ashabı suffenin yanına geldiği zaman, uyuyanı uyandırmayacak, uya­nık olanın duyacağı bir sesle selam verdiğini biliyoruz.[1]

Sonuçta, öğretmenlik bir söz sanatıdır. Sözü ne kadar ustalıkla kullanırsanız o kadar etkili olursunuz. Eğitim çalışmalarında başarılı olan öğretmenlerin hitap ve ses tonlarını güzel kullandıklarını görürüz. Günümüzde bir öğretmenin saat­lerce durmadan ders anlattığını göz önüne alırsak sesimizi düzenli kullanmanın önemi daha çok ortaya çıkmaktadır. Daha ilk derste bütün enerjisini tüketen yeni yetme öğretmenin birkaç saat sonra konuşacak takati kalmaz. Fakat dene­yimli öğretmen, kendisine bütün gün yetecek enerjiyi bırakır. Akşam olmasına rağmen hala konuşacak enerji bulabilir. Bu da sesi kullanmayla alakalıdır.

Öğreniciyi Gözüyle Kontrol/Göz Teması Sağlamak

Bu konuyu aslında beden dili bölümünde işleyeceğiz. Burada yeri geldiğin­den kısaca değinelim. Öğretmen, ders anlatırken gözlerini öğrencilerin üzerin­den ayırmamalıdır. Ayrıca, belli bir noktaya bakışlarını sabitleştirmemeli, bütün öğrencileri bir ders boyunca gözleriyle okşamasını bilmelidir.

Hz. Peygamber (sav) konuşurken bakışlarıyla cemaati sürekli kontrol altında bulundurmuş tekbir ferde veya bir noktaya bakmamıştır. Mesela Cuma hutbe­sinde oturan bir kişiye "Filan namazı kıldın mı?"diye sormuş, kılmadığını anlayın­ca "Kalknamazı kıl"demiştir.[2]

Bu tavır, öğretmenin sınıfa hâkim olmasını sağlar. Böylece öğretmenlerin en çok şikâyetçi oldukları, sınıftaki gürültü ve ders dinlememe sorunu da ortadan kalkmış olur.

Kişisel Davranışlar ve Sözsüz Bilgiyi İletmek

Ahlak abidesi olma: Hz. Ayşe, onun ahlakı için "O, Kur'an ahlakıyla ahlaklan- mıştı." demiştir. Yani, bir eğitimci olarak her türlü ahlak ve erdemlerle donatıl­mıştı. Öğretmenin ne dediği değil, ne yaptığı önemlidir. O, ahlaklı ve erdemli olmak zorundadır. Çünkü yeni nesil, onun eseri olacaktır.

Her işte iyiyi görme ve iyimser olması: Öğretmen yeis ve ümitsizliğe düş­mez. Her işte iyiyi ve hayrı görür. Bir musibetle karşılaşsa bile "hayırdır inşallah" demesini bilir. Bir gün Hz. Peygamber (sav) ve ashabı yol üstünde bir köpek leşini görürler. Her kes burnunu tutup tiksinirken O (sav) "Ne güzel dişleri var."deyerek, her şeyde güzeli görmek gerektiğini göstermiştir. Gören gözler için her şeyde bir güzellik vardır. Eğer güzellikleri görmüyorsak bu bizim kalbimizin kararmış olmasından kaynaklanmaktadır. Burada suçu karanlığa sövmek yerine bir mum alıp yakmadığımız için kendimizde aramalıyız.

Çevreci olması: Saîd İbnu Zeyd (ra) anlatır: "Rasûlullah (sav) dedi ki: “Sahibi olmayan bir araziyi kim ihya ederse, bu araziyi herkesten ziyade o hak kazanır."[3] [4] Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: Hz. Peygamber (sav) buyurdu ki: “Bir adam yolda yü­rürken, yol üzerinde bir diken dalına rastladı. Onu alıp dışarı attı. Cenab-ı Hakk bu davranışından memnun kalarak, ona mağfiret etti".195 Ayrıca, Hz. Peygamber (sav) bir gün mescitte kurumuş bir tükrük görerek onu kaldırdı ve insanlara etrafa tükürmemeleri konusunda uyardı. Yani öğretmen, toplum kurallarını, temizliği, doğayı ve çevreyi de korumaları konusunda öğrencilerini uyarmalıdır.

Öğrencilere örnek olması: Öğretmenlik mesleği meşakkatli bir meslek­tir. Söylediklerimizi uygulamalı ve örnek olmalıyız. Kur'an yaptıklarıyla söy­ledikleri arasında fark olanları “Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?"[5] diye uyarmaktadır.

Önünde Gerçekleşen Bazı Olaylara Sessiz Kalarak Onaylaması: Bazen öğ­retmenin gördüğü bir şeye tepki koymaması, o işin onaylandığını göstermek­tedir. Onaylamak istemediğiniz bir şeye anında tepki koymak gerekmektedir. Peygamberimiz (sav) de bazen gördüğü olaylara sesini çıkarmamıştır. Hadisçiler bu tür hadislere takriri sünnet adını vermişlerdir.

Derse Kitapla Gelmek, Kullandığı Kaynakları Öğrencilerine Söylemek

Eğitimin temel taşlarından birisi de ders kitapları, kaynak eserler ve yardımcı kaynaklardır. Öğretmen, dersinde işleyeceği ders kitaplarını, yardımcı kitapları ve kaynak eserleri öğrencilere söylemeli, onların bu kitaplardan çalışmalarını sağlamalıdır.

Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurur: “Size iki şey bıraktım. Onlara sımsıkı sarıldı­ğınız sürece, asla sapıtmazsınız: Allah'ın Kitap'ı ve Allah Rasûlü (sav)'in sünneti."[6]

Sorulan Soruya Sabırla Cevap Vermek

Öğretmenin, öğrencilerinin öğrenme azmi ile sormuş oldukları soruya cevap vermesi gerekir. Eğer öğrencinin bu bilgiyi öğrenmesinin bir aciliyeti varsa elin­deki diğer işleri bırakarak bu soruyu cevaplamalıdır.

Ebu Rifa el-Adevi (ra)'den: "Hz. Peygamber (sav)'in yanına vardığımda hutbe irad ediyordu. "Ya Rasûlullah! Dini sormaya gelen, onun ne olduğunu bilmeyen yabancı bir adamım, diye seslendim" Bunun üzerine Rasûlullah (sav) hutbeyi bı­raktı ve bana yöneldi. Kendilerine bir sandalye getirildi. Sanırım ayakları demir­di. Rasûlullah (sav) bu sandalyenin üzerine oturdu ve Allah'ın kendisine öğret­miş olduğu bilgilerden bana öğretmeye başladı. Sonra tekrar hutbesine döndü ve sonuna kadar tamamladı"[7]

Buna göre eğitimci acil olan bir soruyu cevaplamada öncelik verebileceği gibi, sandalyeye oturarak da ders anlatabilir.

Çalışan Öğrenciye Notunu Önceden Söylememek

Öğretmenin, öğrencilerin sınıfı geçtiklerini daha önceden söylemesi, öğ­rencilerin derse çalışmasını engelleyeceğinden bunu söylememesi en doğru tavırdır. Hz. Peygamber (sav) de bu sisteme uymuştur. Muaz b. Cebel'den; Allah Rasûlü şöyle buyurmuştur: "Ey Muaz! Kulları üzerinde Allah'ın hakkı nedir? Kulların da Allah üzerindeki hakları nedir, bilir misin?" "Allah ve O'nun elçisi en iyi bilir!" deyince, şöyle buyurdu: "Allah'ın kulları üzerindeki hakkı; O'na ibadet edip O'na hiçbir şeyi ortak koşmamak: Kulların Allah üzerindeki hakkı ise, kendisine hiçbir şeyi ortak koşmayanları azaplandırmamaktır." Bunu üzerine dedim ki: "Ey Allah'ın Rasûlü! Bunu insanlara müjdeleyeyim mi?" "Hayır, müjdeleme ki sonra buna gü­venirler." buyurdu. Enes (r.a) dedi ki: "Ölümüne yakın Muaz, bunu (ilmi gizleyip tebliğ etmeme) günahından kurtulmak için insanlara bildirdi."[8] [9]

Öğrencilere Güçlerinin Üzerinde Yük Yüklememek

Öğrencinin derslerini yaparken gücünün yettiği kadarını yapması ve kendi­sini daha fazlası için zorlamaması gerekir. Çünkü eğitim bir günlük iş değildir. Süreklilik gerektirir. Yani birkaç gün boyunca ağır bir şekilde derslere çalışması ileriki günlerdeki eğitim sistemini bozduğu gibi sağlığını da bozar. Bu durumda öğrenci derslerine çalışamaz. Hz. Peygamber (sav) şöyle buyurur: "Şüphesiz ki bu din kolaydır. Kim güçleştirmeğe kalkışırsa ona yenik düşer."200 Bir diğer hadisin­de; "Her ibadet edenin bir coşkulu dönemi, her coşkunun da bir gevşeme dönemi vardır."20’ Bir başka hadisinde "Kendinizi fazla zorlamayın! Sizden öncekiler kendi­lerini zorlayıp sıkıntıya sokmakla helak olmuştur. Onların kalıntılarını manastırlar­da bulursunuz""[10] [11] Hz. Aişe (ra) anlatıyor: "Tüveyt'in kızı Havla, Allah Rasûlü (sav) yanımdayken bana uğradı. "Bu Tüveyt'in kızı Havla, anlattıklarına göre geceleri uyumuyormuş." dedim. Ona sordu: "Sen gece uyumuyor musun? Gücünüz yetti­ğince amelde bulunun. Vallahi siz usanmadıkça Allah da usanmaz."[12]

Öğrenciden Ders Çalışmasını İstemek

Öğretmenin asli görevi öğrencilere bir şeyler öğretmektir. Bu nedenle ders çalışmalarını istediği gibi, çalışıp çalışmadıklarımda kontrol edebilir.

Peygamberimiz (sav), öğretilen bilgilerin akılda kalması için onu iyi öğren­melerini istemiştir. Ayrıca, öğretilen bu bilgilerin akılda tutulmasını da tembih- lemiştir. Hz. Peygamber (sav) kendisini ziyarete gelen bir topluluğa “İman nedir biliyor musunuz?" "Allah ve O'nun Rasûlü en iyi bilir" dediler. "Allah'tan başka bir ilah olmadığına, Muhammed'in de O'nun Rasûlü olduğuna şahadet getirmek, na­maz kılmak, zekât vermek, Ramazan orucunu tutmak ve elde ettiğiniz ganimetlerin beşte birini vermenizdir." Ardından; "Bunları iyi belleyin ve geride bıraktıklarınıza da bildirin."[13]

Öğretmen, öğrencilerinden ders çalışmaları konusunda söz de alabilir. Böy- lece öğrencilerin derse daha iyi çalışmalarını sağlayabilir. Hz. Peygamber (sav), birçok durumda ashaptan biat almıştır. Biatleri bir anlamda verilen ödevlere ça­lışacakları konusunda söz almaya benzetebiliriz.

Bıkkınlık Vermemek

Öğretmenin öğrencilere ilim öğretirken bıkkınlık vermemesi gerekir. Bir şeyi çok anlatmak, bazen istenmeyen sonuçlara yol açabilir. Bu istenmeyen şeyle­rin başında öğrencinin dersten bıkması, soğumasıdır. Ayrıca, sürekli öğrenciye nasihat etmekte, öğrencinin duyarsızlaşmasına ve bıkmasına yol açabilir. Bu ne­denle öğretmen, bu dengeyi iyi korumalıdır.

Hz. Peygamber (sav), öğüt ve nasihat verirken bıkkınlık yaratmamak için as­habın en uygun zamanını kollardı. O; "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın. Müjdeleyin, nefret ettirmeyin." sözünü kendisine prensip edinmişti. Hz. Peygamber (sav)'in bu eğitim metoduna ashap da uymuş, gittikleri yerdeki insanlara dersleri belli dozajda vermişlerdir. İbni Mesud dersleri her gün vermemesinin nedenini şöyle açıklar: "Size bıkkınlık vermek istemeyişim beni bundan alıkoyuyor. Rasûlullah (sav) bize bıkkınlık vereceği endişesiyle, öğüt konusunda nasıl bizim duru­mumuzu kolluyor idiyse, ben de öğüt için sizin durumunuza uygun zamanı kolluyorum."[14] İkrime (ra): "İbnu Abbas (ra) dedi ki: "İnsanlara haftada bir kere hadis anlat. Buna uymazsan iki kere olsun. Daha çok yapmak istersen üç olsun. Sakın halkı şu Kur'an'dan usandırma! Halk kendi meselelerini konuşurken, senin onlara gelip, sözlerini keserek, bir şeyler anlatıp onları bıktırdığını görmeyece­ğim. Onlar konuşurken sus ve dinle. Onlar sana gelip: "Konuş!" diye talepte bu­lununca, istiyorlar demektir, o zaman konuşursun."[15]

Selmân-ı Fârisî (ra), Hz. Huzeyfe'ye şöyle demiştir: "Ey Abbas oğulları'ndan olan kardeşim! İlim çok, ömürse azdır. O halde ondan dininin gerektirdiği kada­rını al, gerisini de bırak ki ondan tiksinmeyesin."

Bir keresinde Selman-ı Farisî (ra) Abbas oğulları'ndan bir kişiyle yolculuk yapıyordu. Dicle kenarında mola verdiler. Adam Dicle'den su içti. Selman (ra) ona bir daha içmesini söyledi. Adamsa

"Artık yeter, bir daha içemem." karşılığını verdi. Bunun üzerine Hz. Selman

"Acaba senin bu içişin nehirden ne eksiltmiştir dersin?" diye sordu. Adam da

"İçtiğim bir yudum su ne eksiltebilir ki?" karşılığını verdi. O zaman Selman-ı Farisî

"İşte ilim de böyledir; ne kadar almış olursan ol yine de eksilmez. Fakat sen yine de ondan ihtiyacın kadarını al" buyurdu.

Bu örnekler, ashabın Hz. Peygamber (sav)'den almış oldukları terbiyeyi nasıl da koruduklarını gösterdiği gibi, öğretmek için fırsatları da iyi değerlendirdikle­rini göstermektedir.

Öğrencisine Dua Etmek

Öğretmenle öğrenci arasındaki ilişki, bir baba ile evladı arasındaki ilişki gibi­dir. Öğretmen, öğrencisine dua edebilir, öğrenci de hocasından dua talep ede­bilir.

Hz. Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: "Bir adam Hz. Peygamber (sav)'e: "Ey Allah'ın Rasûlü, ben sefere çıkmak istiyorum bana tavsiyede bulun!" diye talepte bulun­du. Efendimiz: "Sana Allah'tan korkmanı ve (yol boyu aştığın) her tepenin ba­şında tekbir getirmeni tavsiye ediyorum!" buyurdu. Adam döneceği sırada şu duada bulundu: "Allah'ım! Ona uzaklığı yakın, yolculuğu kolay kıl."[16]

Öğrencilerinin Özel Sorunlarıyla İlgilenmek

Öğretmen, sadece ders anlatan bir makine değildir. O, öğrencilerinin sorun­larıyla da ilgilenmesini bilmelidir. Öğretmen, kendisini dinleyenlerin birer insan olduklarını, özel hayatları, sorunları olabileceğini anlamalıdır.

Cabir (ra) anlatıyor: "Hz. Peygamber (sav)'le birlikte gazveye katıldım. Ben su taşımada kullandığımız devemizin üzerinde giderken Rasûlullah (sav) bana ka­vuştu. Devem yorgundu ve bu yüzden gerilerden yürüyordu. Durumu görünce Hz. Peygamber (sav)'de geride kalarak deveyi sürdü ve ona dua buyurdu. Bunun üzerine bütün develerin önünden gitmeye başladı."[17]

Öğrencinin Öğrenmek İstediği Konuyu Öğretmek

Öğretmen, öğrencinin öğrenmek istediği veya kafasına takılan noktaları öğretmelidir. Özellikle öğrencinin büyük bir arzu ile meraklandığı konuları an­latmalı, konsantresinin en yoğun olduğu bu anı değerlendirmelidir. Ancak, öğ­renilmek istenen konu, öğrencinin seviyesine, kavrayışına ve eğitimin geldiği aşamaya uygun olmalıdır.

Câbir (ra)'dan: Allah Rasûlü (sav) buyurdu: "(Cennet ve cehennemi) gerektiren İki şey vardır." Bir adam sordu: "Onları gerektiren iki şey nedir, ey Allah Rasûlü?" Cevap verdi: "Kim Allah'a bir şeyi ortak koşarak ölürse cehenneme girer; kim de Allah'a bir şeyi ortak koşmadan ölürse, cennete girer"[18]

Öğrenciden Sözlerini Dinlemelerini İstemek

Öğrencinin öğretmenin sözlerini dinlemesi ve ona saygıda bulunması eği­tim için vaz geçilmez temel unsurdur. Öğretmen, öğrencisinden bunu talep etmelidir. Onu dinlemeyen veya söz dinletemediği kişilere yardımcı olamadığı gibi, böyle bir ortamda bulunup ilmin şerefini düşürmemelidir.

Ebû Hüreyre (ra) anlatıyor: "Rasûlullah (sav) buyurdular ki: "Kim bana itaat etmişse mutlaka Allah'a itaat etmiştir. Kim de bana isyan etmiş ise, mutlaka Allah'a isyan etmiştir. Kim emîre itaat ederse mutlaka bana itaat etmiş olur. Kim de emîre isyan ederse mutlaka bana isyan etmiş olur"'[19] Kur'an'da bu konuya şöyle değin­mektedir: "Kim Allah'a ve peygambere itaat ederse, işte onlar, Allah'ın kendilerine nimet verdiği peygamberlerle, sıddıklarla, şehitlerle ve iyi kimselerle birliktedirler. Bunlar ne güzel arkadaştır"[20]

Peki, öğretmen, öğrencilerine sözünü dinletmek için şiddete başvurabilir mi? Buna biz kesinlikle olumsuz yanıt veriyoruz. Çünkü Hz. Peygamber (sav)'in hayatında bunu görmediğimiz gibi, Pedagojik açıdan da bunun uygun olmadı­ğını biliyoruz. Öğretmen, sözünü dinletmek için başka yaptırımlar uygulayabilir. Bunu da öğretmenlerin sezgisine bırakalım.

Öğrencinin Öğretmeninden Tavsiyeler Alması

Öğretmen, aynı zamanda bir rehberdir. O, yeri geldiği zaman öğrencilerine kendi hayat deneyimlerinden yola çıkarak tavsiyelerde bulunabilir.

Hudri (ra) anlatıyor: "Rasûlullah (sav) bir gün Mescit'e girdi. Orada Ensâr'dan Ebü Ümâme (ra) denen kimse ile karşılaştı. Ona: "Ey Ebu Ümâme, niçin seni namaz vakti dışında Mescitte oturmuş görüyorum?" diye sordu. "Peşimi bırakmayan bir sıkıntı ve borçlar sebebiyle ey Allah'ın Rasûlü" diye cevap verdi. Bunun üzerine Hz. Peygamber (sav): "Sana bazı kelimeler öğreteyim mi? Bunları okursan, Allah, senden sıkıntını giderir ve borcunu öder""Evet, ey Allah'ın Rasûlü, öğret!" dedim. "Öyleyse, dedi, akşama çıktın mı sabaha erdin mi şu duayı oku: "Allah'ım üzüntüden ve kederden sana sığınırım. Aczden ve tembellikten sana sığınırım, korkaklıktan ve cimrilikten sana sığınırım. Borcun galebe çalmasından ve insanların kahrından sana sığınırım." (Ebü Ümâme) der ki: "Ben bu duayı yaptım, Allah benden gamı­mı giderdi, borcumu ödedi."212

Öğrenciyi Övmek, Teşvik Etmek

Marifet iltifata tabidir demiş atalarımız. Yani, başarılı kılmak için gerektiğin­de övmemiz öğrencideki saklı yeteneklerin gün yüzüne çıkmasına yol açabilir. İltifatlarımızı kendimize saklamayalım. Sevgi ve iltifatlarımızı göstermekten çe­kinmeyelim. Fakat bunu yaparken de haddi aşmayalım. Yani aşırı iltifat da ters bir etki yaratır.

Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: Rasûlullah (sav) buyurdular ki: "Şayet Ensar bir va­diye veya geçide sulûk etse ben de mutlaka Ensar'ın gittiği vadiye ve geçide sulûk ederim. (Eğer hicret olmasaydı ben Ensâr'dan biri olurdum.)" Enes (ra) anlatıyor: "Rasûlullah (sav) buyurdular ki: "Ensar dayanağımdır, sırdaşımdır. İnsanlar sayı­ca artarken onlar azalacaklar. Öyleyse onların iyilerine yapışın, kusurlularını da affedin."213

Öğrencilere Gerektiğinde Yasaklar Koymak

Sınıfın kesin hâkimi öğretmendir. Öğretmen, sınıfta uyulması gereken bir dizi kuralları ortaya koyabilir. Bu kurallar, dersin daha iyi işlenmesini sağladığı gibi, disiplinin de uygulanmasını ve öğrencilerin iyiliği gözetilerek yapılmalıdır.

Müslim'in bir rivayetinde şöyle denmiştir: "(Rasûlullah (sav)) hantemi yasak­ladı, bu (topraktan mamul her çeşit) küptür. Dübbâ'yı yasakladı. Bu su kabağıdır. Müzeffet'i yasakladı. Bu ziftlenmiş kaptır. Nakr'i yasakladı. Bu kabuğu soyulup, içi oyulmuş hurma ağacıdır. Efendimiz, şırayı tuluklarda kurmamızı emretti."[21]

Öğrenciye Karşı Güler Yüzlü Olmak

İnsanın ruhunun aynasıdır yüzü. Yüzümüzün almış olduğu şekle göre kar­şımızdaki insanların bize davranışları da değişir. Bir anlamda yüzümüz iç dün­yamızı yansıtır. Bu nedenle öğrencilerle karşılıklı pozitif bir etki yaratmak için mütebessim olmalıyız. İnsanlar, güler yüzlü kişilerden hoşlanırlar. Bir öğretmen sevecen ve güler yüzlü olduğu gibi, gözlerinin içi de gülmelidir. Bu güzel tavırlar öğrencileri etkileyecek ve öğrenmeyi kolaylaştıracaktır.

Ebu Zerr (ra) anlatıyor: Rasûlullah (sav) buyurdular ki: "Yapılan hayırdan (ma­ruf) hiçbir şeyi küçük bulup hakir görme. Kardeşini güler yüzle karşılaman bile olsa (bunu ehemmiyetsiz görüp ihmal etme)"[22]

Öğrencilere Nasihat Etmek (Öğüt Vermek)

Öğretmen, yeri geldikçe öğrencilerini uyarmalı ve nasihatlerde bulunmalıdır. Bu tavsiyeler ve nasihatler de öğrenci için eğitici olmaktadır. Ebu Said el-Hudri (ra) anlatıyor: "Rasûlullah (sav) (bir gün): "Sakın yollara oturmayın!" buyurmuştu. "Ya Rasûlullah dediler, oturmadan edemeyiz, oralarda (oturup) konuşuyoruz." "Mutlaka oturacaksanız, bari yola hakkını verin!" buyurdu. Bunun üzerine: "Ey Allah'ın Rasûlü, onun hakkı nedir?" diye sordular. "Gözlerinizi kısmak, gelip geçe­ni) rahatsız etmemek, selama mukabele etmek, emr- bi'l-ma'ruf nehy-i anil-münker yapmaktır!" dedi.[23]

Hz. Ömer'den yapılan bir başka rivayette şu ziyade var: "Yardım isteyen maz­luma yardım edersiniz, yolunu kaybedene rehber olursunuz.''

Ayrıca yeri geldiğinde Hz. Peygamber (sav), öğrencilerin ilim öğrenmeleri­ni teşvik etmek için ilmin faziletlerinden bahsetmektedir. Böylece onların ilme olan hevesleri artmış olur. Rasûlullah (sav), öğrencilere ilim öğrenmenin önemi vurgulamıştır. Her öğretmen, aynı zamanda bir rehberdir. Yeri geldiğinde öğren­cilerine rehberlik yapmalı ve onlara yol göstermelidir. Hatta ilmin ve öğrenme­nin önemini belirtmelidir.

Öğrencilerin Hal ve Hatırlarını Sormak, Selam Vermek

Öğretmen, yeri geldiğinde öğrencilerin hal ve hatırlarını sormalı, onlarla dersin dışında da ilgilenmelidir. Bu davranış, hem öğrenciyi daha iyi tanımala­rını sağlar ve hem de öğrencinin öğretmene daha fazla bağlanmasına yol açar. Ebû Hureyre (ra)'dan: Allah Rasûlü (sav) buyurdu: "Biriniz bir meclise girdiği za­man selâm versin. Oturmak isterse otursun. Sonra kalkarken (yine) selâm versin. Çünkü birinci selâm ikincisinden daha evlâ değildir. (yani her iki selâm da aynı değerdedir)"217 Câbir (ra)'dan: Allah Rasûlü (sav) buyurdu: "Selâm, konuşmaktan önce gelir"218

Öğrencileri Mahcup Etmemek

Öğretmenin görevi insanları yetiştirmektir. Bu kutsi görevi ifa ederken, mu­hataplarını rencide etmemeye, sınıf ortamında mahcup etmemeye çalışmalıdır. Bazı öğretmenler, özellikle öğrencileri sınıfta mahcup ederek daha başarılı kıla­caklarını düşünmektedirler. Fakat bu tavır, öğrencilerin dersten ve öğretmen­den soğuytacağı gibi okuldan da kopmalarına yol açabilir. Bu nedenle mümkün oldukça bu yola başvurmamalıdırlar. Elinde olmadan böyle bir ortam oluşmuşsa da öğrencinin gönlünü başka şekillerde almasını bilmelidirler.

Allah Rasûlü (sav) muhatabını asla mahcup etmezdi. Bazı hatalara göz yu­mar, beğenilmeyen hareket ve davranışta bulunan olsa bile onu mahcup etmez, hatalarını yüzüne vurup utandırmazdı. Hiç kimseyi kusurları sebebiyle -bilhassa başkalarının yanında- küçük düşürmezdi. Hz. Peygamber (sav) Efendimiz muha­taplarına karşı son derece yumuşak ve müsamahalı davranırdı.

Eğitimde Kolay Olan Yolu Tercih Etmek

Hepimiz, eğitim hayatımızda şu gerçeği görmüşüzdür. Bazı kolay görünen dersin farklı bir öğretmenin derse girmesi sonucu cehennem azabına döndüğü, bazı zor derslerinde öğretmeninden dolayı zevkli bir hale geldiği görülmüştür. Buradaki temel incelik öğretmenin davranışıdır. Bazı öğretmenler, öğrencilerin kendi dersine önem vermesini sağlamak ve öğrenci üzerinde otorite, saygınlık yaratmak için özellikle derslerini zorlaştırmaktadırlar. Çoğumuz, benden 100 alacak öğrenci daha doğmamıştır tavrında olan öğretmenlerle karşılaşmıştır. İşte bu davranış, istenen bir öğretmen davranışı değildir.

Hz. Peygamber (sav), İnsanlara yol gösterirken ya da onlara örnek olacak ha­yatını devam ettirirken devamlı surette kolay olanı tercih ederdi. Hz. Aişe valide­miz bu hususta "Hz. Peygamber (sav), iki şey arasında muhayyer bırakıldığında -günah değilse- kolay olanı tercih eder, günah olduğu zaman ise insanlar içinde ondan en çok sakınanı olurdu.'' der. Ayrıca; "Kolaylaştırın, zorlaştırmayın" uyarısı­nı da kendimize düstur edinmeliyiz. [24] [25]

Öğrencinin Hatalarını Düzeltmek

Eğitimde önemli olan hata yapmamak değil, hataların düzeltilmesidir. Öğ­renci, hata yaparak doğruya ulaşır. Öğretmen, öğrencilerin hatalarını anında düzeltmelidir. Böylece, öğrencinin daha dikkatli olmasını sağlar. Bu hatayı dü­zeltmeyi ertelemesi, yanlış öğrenilmesini sağlar. Çünkü ileride bunu düzeltme imkânı bulamayacağı gibi, böyle bir fırsatı da elde edemeyebilir.

Mutrıf İbnu Abdillah, babası (ra)'dan naklediyor: "Benî Âmir heyetiyle Rasûlullah (sav)'ın yanına gitmiştik. "Sen bizim efendimizsin!" diye hitap ettik. "Efendi, Allah'tır!" buyurdular. Biz: "Fazilette en ileride olanımız, mertlikte en baş­ta gelenimizsin!" dedik. Bize: "Söylediğinizin hepsi bu veya buna yakın bir söz olsun. Şeytan sizi (mübalağalı metihlerde) koşturmasın!" buyurdular."[26] Ebû Zer (ra)'dan: Mescitte uyurken Hz. Peygamber (sav) gelip beni ayağıyla itti ve şöyle buyurdu: "Seni burada uyurken görmeyeyim!""Ey Allah Rasûlü! Ne yapayım uyku bastırdı" dedim.[27]

Hz. Enes (ra) anlatıyor: "Biz, (sav) ile birlikte mescitte otururken bir bedevi çıkageldi. Durup mescidin içine akıtmaya başladı. Rasûlullah (sav)'ın Ashabı kal­kıp: "Dur! dur!" diyerek (üzerine yürümeye) kalktılar ki Rasûlullah (sav) müdahale etti: "Kestirmeyin, bırakın tamamlasın." Ashap müdahale etmedi, adam da ihti­yacını tamamladı. Sonra Rasûlullah (sav), adamı yanına çağırdı ve: "Bu mescitler, idrar ve pislik bırakma yeri değildir. Allah'ın zikredildiği yerlerdir. Buralarda namaz kılınır. Kur'an okunur"dedi. Sonra cemaatten birine bir kova su getirmesini em­retti. Kova gelince sidiğin üzerine boşalttı."[28]

Öğrencilerle Grup Çalışması Yapmak

Öğretmen işbölümü, grup çalışması ve görev dağılımı yapabilir. Böyle bir davranış, öğrencilerin bilgilerini pekiştirmelerini sağladığı gibi, özgüvenleri de artar. Ayrıca öğretmen; öğrencilerin pratik yaparken hatalarını düzeltebilir. Hz. Peygamber (sav), sahabelere bazen yargı görevini, bazen bilirkişi görevini ve­rerek onların yeteneklerinin ortaya çıkmasını sağladığı gibi, geleceğin devlet adamlarını da yetiştirmiş oluyordu. O, ne yaptığının farkındaydı.

Enes (ra) şöyle anlatıyor: Biz, altmış kadar kişi Hz. Peygamber (sav)'le birlikte oturuyorduk. O bize bazı hadisler söylüyor ve sonra da herhangi bir ihtiyacı için yanımızdan ayrılıyordu. Bundan sonra biz kendi aramızda onun söylediklerini müzakere ediyorduk. Bu, uzun bir süre devam ediyor ve o kadar çok tekrar edi­yordu ki kalktığımızda, dinlediğimiz hadis sanki kalbimize dikilmiş gibi oluyor­du.

Hadistede görüldüğü gibi öğrencilerin kendi aralarında öğretmenin anlattık­larını tekrarlamaları öğrenmeyi kalıcı hale getirmektedir. Hatta anlatılan bilgileri tartışmaları da istenen bir davranıştır. Bu yöntem, maalesef günümüzde fazla uygulanmamaktadır. Hâlbuki medreseledeki eğitim sisteminin en çok kullandı­ğı metottur. Günümüzde bireyselliğin yaygınlık kazanması, öğrenciler arasında­ki iletişimi öldürdüğü gibi, bir araya gelen öğrenciler sadece eğlenmek ve vakit öldürmek için uğraşmaktadırlar. Maalesef kitapların, okulların ve öğretmenlerin bu kadar çok olduğu günümüzde eğitim ve bilgi sığ ve dar kalmaktadır.

Öğrencilerle Eşit İlgilenmek

Öğretmen, bazı öğrencilerle az, diğerleriyle fazla ilgilenmemelidir. Bu du­rum, az ilgilendiğini düşünen öğrencilerin dersten kopmalarına yol açtığı gibi, adalet ve eşitlik ilkesine de uymaz. Hz. Peygamber (sav), öğrencilerden bazıla­rına farklı davrananları şiddetle kınamıştır. Bu kural, ancak sorunlu veya prob­lemli öğrencilerde bozulabilir. Buradaki yaklaşım da sorunu anlama ve çözmeye yönelik olmalıdır. Öğretmenin bu konuda abartıya kaçması, diğer öğrencilerin dersten veya öğretmenden soğumalarına yol açar.

Susarak Öğrencinin Davranışını Onaylamak

Öğretmen, sadece anlatarak değil, bazen de susarak öğrencinin yapmış ol­duğu davranışını onayladığını göstermiş olur. Böylece, öğrenci onaylanan dav­ranışı tekrarlayarak bir anlamda öğrenmeyi deneme/yanılma ve uygulamalı olarak gerçekleştirmiş olur. Öğretmen bazen başını sallayarak, bazen gülümse­yerek, bazen de gözleriyle bu durumu onaylayabilir.

Peyamber (sav)'in bu şekildeki davranışlarına takriri sünnet denilmektedir. Bu uygulamada, öğretmenler için büyük ölçüler gizlidir.

Eğitimde Şiddet ve Dayak

Bu konuyu eğitimde ceza başlığı altında ayrıntılı bir şekilde işleyeceğimiz için burada tekrarlamıyoruz.

Gerektiğinde Kızmak, Öğrenciye Karşı Sertleşmek ve Sesini Yükseltmek

Öğretmen, sadece gülümseyen birisi değil, bazen cezalandırıcı yönünü de ortaya koyarak, olayın önemini öğrencilerine göstermesini bilmelidir. Tabi ki bu kızılması gereken noktalar, gerçekten kızmaya değer şeyler olmalıdır. Bir diğer dikkat edilecek nokta da öğretmenin sık sık kızmamasıdır. Sık sık kızan, bağıran çağıran öğretmenin bir süre sonra bu kızmasının bir caydırıcılığı kalmamış olur.

Kader konusunu tartışan Ashaba Hz. Peygamber (sav) çok kızmıştır. Hz. Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: "Biz kader hususunda münakaşa ederken Rasûlullah (sav) çıkageldi. Öylesine kızdı ki, öfkenin hâsıl ettiği kızıllıktan, yüzünde sanki nar ta­neleri ortaya çıkmıştı. Bize şöyle çıkıştı: "Bununla mı emredildiniz, yoksa ben size bunun için mi gönderildim? Bilin ki, sizden öncekileri, dinî meselelerdeki münakaşa­ların çokluğu ve peygamberleri hakkında düştükleri ihtilafları helâk etmiştir."222

Dersi (İlim) Öğrenmenin Ciddiye Alınmasını İstemek

Eğitim, ciddi bir iştir. Öğrencilerin bu eğitimi ciddiye almaları gerekir. Çünkü bu işi ne kadar ciddiye alırlarsa o kadar başarılı olurlar. Öğretmen, sık sık öğren­cilerine bu durumun ciddiyeti konusunda uyarılarda bulunmalıdır. Peygamberi­miz (sav) şöyle buyurur: “İlimde ciddi ve samimi olun! Çünkü birinizin ilminde hain olması, malında hain olmasından kötüdür. Şüphesiz Allah kıyamette size bunun hesabını soracaktır."223 Diğer bir hadiste de; "İnsanların en kötüleri, alimleri yanılt­mak için kötü meseleler soranlardır."224

Yanlış Öğretmek

Öğretmen, öncelikle anlatacağı bilgileri kesinlikle iyi araştırmalıdır. Yani öğ­rencilere yanlış bir şey öğretmemeli veya kötü örnek olmamalıdır. Bilmeden yanlış bir bilgi öğretilmesi durumunda bunu düzeltmelidir. Fakat bilerek öğren­cilere yanlış bilgi veren bir öğretmenin manevi sorumluluğu büyüktür.

Hz. Peygamber (sav) buyuruyor: "Kimeilme müstenit olmayan bir fetva verilmiş­se, bunun günahı ona fetva verene aittir. Kim, bir kardeşine, gerçeğin başka olduğu­nu bile bile, farklı bir irşatta bulunursa ona ihanet etmiş olur."225 İbn Abbâs (ra)'dan: Allah Rasûlü (sav) buyurdu: Semure (ra)'den: Allah Rasûlü (sav) buyurdu: “Kim benden, yalan olduğunu bildiği halde bir hadis naklederse kendisi de yalancılardan birisidir!'[29] [30] [31] [32] [33] [34]

Hz. Ömer bir gün minbere çıkarak “...evleneceğiniz kadınlara kırk ukiyyeden fazla mehir vermeyiniz. Kim bu söylediğimden daha fazla mehir verecek olursa onun fazlasını alıp beytülmala koyacağım" buyurdu. Bunun üzerine kadınların safından uzun boylu ve basık burunlu bir kadın ayağa kalkarak; “Ey Ömer! Sen böyle bir yetkiye sahip değilsin!" diye itiraz etti. Hz. Ömer'in; “Niçin?" demesi üzerine de şunları söyledi: “Çünkü Allah Teâlâ, Kur'ân-ı Kerim'inde "Eğer bir eşi boşayıp başka bir kadınla evlenmek isterseniz, öncekine (mehir olarak) yüklerle mal ve para vermiş olsanız dahi onlardan hiç bir şey almayınız. Acaba iftira ederek ve açık günahkârlık yaparak onu geri alır mısınız?"227 buyurmaktadır. Bu ayetten mihrin sınırının olmadığı anlaşılmaktadır ve bunu sınırlamaya hiç kimsenin hak­kı yoktur" Bunun üzerine Hz. Ömer “Bu kadın doğru söylüyor, bir kişi (kendisi) yanıldı" buyurdu.

Hz. Ömer'in bu durumu, öğretmenin yanlış bir bilgi öğrettiği zaman, öğren­cinin bu bilgiye itiraz edebilme hakkı olduğunu göstermektedir. Çünkü eğer öğ­retmeni uyarmasa diğer arkadaşları yanlış öğrenebilirler. Öğretmenin ise, böyle bir durumda kızmak yerine hatasını kabul etmesi gerekir. Tabi her şey nezaket kuralları çerçevesinde olmalıdır.

Ödevler ve Ders Tekrarı

Öğretmen, öğrencilerine ödev vermeli ve işlenen dersin tekrarını istemelidir. Bu konuyla ilgili ayrıntılı bilgi ilgili başlık altında bulabilirsiniz.

Seviyelerine Göre Anlatmak

Hz. Ali (ra) rivayet etmiştir: "İnsanlara anlayacakları şeyleri anlatın. Allah ve Resûlü'nün tekzip edilmelerini ister misiniz?"228 İbnu Mes'ud (ra) rivayet etmiştir: "Sen bir cemaate akıllarının almayacağı bir şey söylersen mutlaka bu, bir kısmına fitne olur." 229

Yukarıdaki hadislerden de anlaşıldığı gibi, öğrencinin seviyesine inilmesi ge­rekir. İyi bir öğretmen, hitap ettiği kitleyi tanımalı, onların seviyesini bilmeli ve ona göre ders anlatmalıdır.

Çalışmayan Kişileri Uyarmak

Abdurrahman b. Ebzâ (ra)'dan: Hz. Peygamber (sav) bir gün hitâb ederek Müslümanlardan bir taifeyi övdü. Sonra şöyle buyurdu: "Bazı kimselere ne olu­yor da komşularına fıkıh Öğretmiyor, ilim öğretmiyor, vaaz etmiyor, iyiyi emret­miyor ve onları kötülükten alıkoymuyorlar? Diğer bazı kimselere de ne oluyor ki, komşularından ne fıkıh, ne de ilim öğreniyorlar. Onlardan öğüt de almıyorlar. Vallahi insanlar, ya komşularına öğretecekler, onlara öğüt verip iyiyi emredecek­ler, kötüden de alıkoyacaklar, diğer insanlar da komşularından fıkıh öğrenecek ve öğüt alacaklar, ya da ben onları hemen cezalandıracağım!"230

Yukarıdaki hadislerden çıkaracağımız bir diğer konuda öğretmenin çalışma­yan öğrencileri uyarması ve kınamasıdır. Çünkü öğretmenin öğrencilerindeki gelişmeleri takip etmesi ve sınıftaki ahengi, gidişatı bozanları şiddetle uyarması gerekir. Bu şiddet, tabiî ki dayak değildir. Onları uyarmalı, kınamalı ve hatta dış- lamalıdır. Bu tür pozitif cezaların sayı ve çeşitleri artırılabilir.

Çalışmayan Öğrencilerle Derse Çalışmaları İçin Süre Vermek

Öğretmen, çalışmayan öğrencilere derse çalışmaları konusunda belli bir süre verebilir. Bu süre içinde belirtilen konulara çalışmadığı takdirde cezalandırılaca- [35] [36] [37] ğını bildirebilir. Yukarıdaki Eş'arilerle ilgili hadisin devamında şöyle belirtilmiştir. "...Eş'arîler bunu duyunca hemen Allah Rasûlü (sav)'in yanına geldiler ve şöyle dediler: "Ey Allah Rasûlü! Bir kavmi övdün, ama bizi kötüledin, suçumuz nedir?" "Bir kavim, komşularına, ilim Öğretecektir, fıkıh öğretecektir, onlara öğüt ve­recektir. Onlara İyiyi emredecek, kötüden de alıkoyacaktır. Diğer kavim de on­lardan öğrenecektir, öğüt alacaklar, fıkıh öğreneceklerdir. Aksi halde onların cezasını hemen vereceğim" buyurdu. Onlar da: "Ey Allah Rasûlü! Onlara bizden başkası vaaz veriyor mu?" dediler. Hz. Peygamber (sav) onlara sözünü tekrarladı; onlar da karşı sözlerini tekrarladılar. Hz. Peygamber (sav), aynı şeyi tekrar edince, şöyle dediler:"Bize bir yıl mühlet ver." Onlara, komşularını eğitmek ve fıkıh öğret­mek, öğütte bulunmak için bir yıl mühlet verdi."231

Yetenekli Öğrencileri Yeteneklerine Uygun Alanlara Sevk Etmek

Öğretmen, öğrencileri arasında farklı yeteneklere sahip olan kişileri o yete­neklerine uygun alana sevk etmeli, o yeteneklerin gelişmesini sağlamalıdır. Hz. Peygamber (sav)'in Zeyd'deki ezberleme kapasitesini görerek ona yabancı dil öğrenme görevini vermesini de bu şekilde değerlendirebiliriz.

Zeyd b. Sabit (ra)'dan: Allah Rasûlü (sav), Yahudilerin yazısını (İbranice) Öğ­renmemi emretti. "Vallahi, mektuplarım konusunda Yahudilere güvenmiyorum" buyurdu. Bu nedenle onların yazısını yarım ay geçmeden tam anlamıyla öğren­dim. Bu dili öğrenince Allah Rasûlü (sav)'in Yahudilere yazacağı mektubu ben yazardım. Yahudiler de O'na bir mektup gönderdikleri zaman mektubunu ben okurdum.232

Ebeveynler, öğretmen kadar eğitim işinden anlamadıklarından veya çocuk­larıyla bir öğretmen kadar ilmi konularda birliktelik oluşturmadıklarından, onla­rın yeteneklerini göremeyebilirler. Bu noktada öğretmen devreye girmektedir. Çocuktaki yetenekleri, eğilimleri ve gelişmeyi görür, onu yeteneği olan alana yönlendirir.

Öğrenmek İsteyen Öğrenciyi Teşvik Etmek

Öğretmen, öğrenme hevesine sahip olan veya öğrenmek isteyen öğrencile­re bu imkânı vermelidir. Hz. Enes (ra) anlatıyor: "Rasûlullah (sav) buyurdular ki: "İlim talebi için yola çıkan kimse dönünceye kadar Allah yolundadır."233 Sahbere (ra)'dan Aleyhissalatu vesselam: "Kim ilim talep ederse, bu işi, geçmişteki günahla­rına kefaret olur" buyurmuştur."[38] [39] [40] [41]

İlim öğrenmeye çalışmak, zor bir yoldur. Öğretmen, bu konuda teşvik edici olmalı, olayı güzelleştirmelidir. Unutmamalıdır ki, öğrettiği her ilimden kendisi­ne ecir vardır.

Öğrencilere Adlarıyla Hitap Etmek

Hz. Peygamber (sav), mümkün oldukça soru soran kişiye veya sahabelere isimleriyle hitap ederdi. Bir kadın Peygamberimiz (sav)'e bir ihtiyacı olduğunu belirtti. Hz. Peygamber (sav); “ey filancanın annesi! Hangi yolu dilersen bak ta ihtiyacını göreyim" buyurdu. Bu davranış, bir öğretmenin elde etmesi gereken önemli yollardan birisidir. İsmiyle hitap edilen öğrenci, önemsendiğini düşü­nür ve öğretmene daha çok bağlanır. Öğretmenine bağlanan ve seven öğrenci onun dersine daha çok çalışır.

Kabîsa b. el-Muhânk (ra)dan: Hz. Peygamber (sav)'e vardım. “Neden geldin?" diye sorunca, şöyle dedim: “Yaşlandım, kemiklerim inceldi. Allah'ın beni yarar­landıracağı bir şeyi öğretmen için sana geldim." Şöyle buyurdu: “Ey Kabisa! Ya­nından geçtiğin her taş, her ağaç ve her demir senin için Allah'tan mağfiret diler. Ey Kabîsa! Sabah namazını kıldığın zaman üç kere: «Sübhanallahi' l-Azim ve bi- hamdihi» de! Eğer bunu dersen, körlük, cüzzam ve felç hastalıklarından kurtulur­sun. Ey Kabîsa! Şunu da de: «Allahümme innî es'elüke mimmâ indeke, va'kdi aleyye minfadlike ve'nşur aleyye min rahmetike ve'nzul aleyye min bereketike (Allah'ım, ben senin katındakilerden dilerim! Fazlü ihsanını bana akıt, rahmetini üzerime yay, bana bereketinden indir)!»"[42] [43] [44]

Ama günümüzde maalesef birçok öğretmen bu kurala fazla dikkat etme­mektedir. Hâlbuki eğitimin temel prensibi iletişim kurmak ve karşısındakine kendini kabul ettirmektir. İletişim ne kadar güçlü olursa o kadar başarılı olunur.

Öğrenciden hediye almamak

Hz. Aişe radıyallahu anhâ anlatıyor: "Rasûlullah (sav), hediyeyi kabul eder, ona karşılıkta bulunurdu."236 Ubade İbnu's-Sâmit (ra) anlatıyor: "Ben ehl-i Suffa'dan bir kısım insanlara yazı ve Kur'ân'ı öğretmiştim. Onlardan bir adam bana bir yay hediye etti. Ben de: “(Bu yay) benim için (büyük) bir mal değil, onunla Allah yo­lunda atış yaparım, gidip Rasûlullah (sav)'a soracağım" dedim. Gidip sordum: "Ey Allah 'ın Rasûlü! Dedim. Kendilerine yazı ve Kur'ân öğrettiğim kimselerden biri bana bir yay hediye etti. Bu benim için bir mal da değil. Ben onunla Allah yo­lunda atış yaparım!" dedim. Aleyhissalâtu vesselâm bana: "Eğer ateşten bir takı takınmayı seversen kabul et!" diye cevap verdi""237

Yukarıdaki hadislerde birbirine tezat gibi görünse de aslında burada önemli bir ayrıntıyı göstermektedir. O da genel anlamda hediye almanın yasaklanma­dığı fakat Allah rızası gözetilerek ders verildiği için hediye alınmasının hoş gö­rülmediği anlaşılmaktadır. Çünkü burada sahabe tamamen Allah rızasını göze­terek ders veriyordu.

Peki, eğitimciler bu iş için ücret almayacaklar mı? Abbasiler dönemine kadar genelde eğitim işi ailelerin sırtındaydı. Bu işler mescitlerde, alimlerin evlerinde yapılırdı. Ya da zengin kişiler özel öğretmenler tutarlardı. Yani, bazı istisnalar, camiler ve küttaplar dışında halka açık eğitim halkası yoktu. Alimlerde eğitim işi için herhangi bir ücret almıyor, bunu sırf Allah rızası için yapıyorlardı. Fakat genelde alimlerin ekonomik durumları iyiydi veya devlet adamları onlara bol ihsanlarda bulunarak ekonomik açıdan zorluk çekmelerini engelliyor, bu yolla onların ilim tahsil etmelerini ve insanlara ilim öğretmelerini teşvik ediyorlardı.

Ayrıca asrısaadette verilen eğitim, salt bir eğitimden çok yeni bir dinin öğre­tilmesi amacı güdülmüştü. Bu nedenle ücret alınması hoş görülmemişti. Fakat buradan günümüze bir projeksiyon çekersek şöyle bir yorumda bulunabiliriz. Öğretmen öğrencilerinden devletin kendisine vermiş olduğu maaşın dışında bir ücret talep etmemelidir. Bu şekilde almış olduğu bir ücret caiz değildir. Ken­disine verilen hediyeler paha olarak hafif, daha çok manevi değeri olan hediye­leri geçmemelidir.

Günümüzde birçok okulda öğretmenler okulun öğrencilerine dersin dışında ücretli ek dersler vermektedirler. Bu caiz olmamaktadır. Çünkü o öğretmenin görevi, o öğrencileri en iyi şekilde yetiştirmektir. Onları bu nedenle sömürmek değil. Bazı öğrencilerin ek takviyeye veya özel ilgiye ihtiyacı olabilir. Fakat öğ­retmen bu durumu bir kazanç kapısına dönüştürdüğü zaman mesleğine ihanet etmiş olur. Nasıl ki devlet hastanesinde çalışan bir doktorun hastahanedeki has­taları özel muayenehanesine yönlendirip orada ücretle muayene etmesi, mu­ayenehanesine gelmeyen hastalarla fazla ilgilenmemesi caiz değilse, aynı şey öğretmen için de geçerlidir. Aldığı ek ücret kendisi için ateştendir.

Yanlış Yola Sapan Öğrenciye Kızarak Değil İkna Ederek Yardımcı Olmak

Öğretmen, bazen ebeveynlerin görmediği birçok noktaları görebilir. Hatta öğrenciler, ebeveynlerine anlatamadıklarını öğretmenlerine anlatabilirler. Öğ­retmen, bu şeklide yanına gelen öğrencilere kızarak değil, yaptığı yanlışı man­tıklı delillerle anlatarak ikna edip, o yoldan çevirmelidir. Günümüzde, öğrenciler arasında birçok yanlış uygulamalar yaşanmakta, gençler çevrelerinin ve televiz­yonun etkisiyle farklı bir kişiliğe bürünmeye çalışmaktadırlar. Bu nedenle öğret­menlere büyük sorumluluklar düşmektedir. 

Ebû Umâme (ra)'dan: Kureyş'ten bir delikanlı dedi ki: "Ey Allah Rasûlü! Bana zina etmem için izin verir misin?" Cemaat hemen başına üşüşüp azarladılar. Bu­nun üzerine şöyle buyurdu: "Onu bana yaklaştırın!" Hemen yaklaştırdılar; Şöyle buyurdu: "Bunu annen için ister misin?""Hayır vallahi, Allah beni sana feda etsin!" dedi. "Senin gibi diğer insanlar da bunu anneleri için istemezler" buyurdu; Sonra kızı, kız kardeşi, halası ve teyzesi hakkında da aynısını söyledi. Her seferinde "Sen onlar için bunu ister misin?" diye sordu. O da her seferinde: "Hayır vallahi, Allah beni sana feda eylesin!" diye cevap verdi. Allah Rasûlü (sav) de her defasında: "İşte insanlar da bunu istemez" buyurdu. Sonra mübarek elini omzuna koyup şöy­le dua etti: "Allah'ım, onun günahını bağışla, kalbini temizle, namusunu koru!" O genç bir daha böyle (çirkin) şeylere iltifat etmedi.[45]

Öğretmen, öğrencilerin yanlışlıkları konusunda geniş yürekli olmalıdır. Bu tür durumlarda hemen tepki koyma veya cezalandırma yoluna başvurmamalıdır. Çünkü bu tavırlar öğrenciyi sadece öğretmenden uzaklaştırır, yapacağı fiilden uzaklaştırmaz. Hâlbuki öğretmen, öğrenciye şefkatle yaklaşırsa onu kazanıp dü­şündüğü hareketin doğuracağı olumsuzlukları göstererek vazgeçirebilir.

Mantıklı Açıklama/Öğrencinin Seviyesine İnmek

Öğretmen, bütün bildiklerini bir günde öğrencilere öğretemez. Ayrıca öğ­rencilerin bilgi seviyesi düşük olduğundan onun her anlattığını anlamayabilir­ler. Bu nedenle iyi bir öğretmen öğrencilerinin seviyesine inmesini bilmeli, dersi onların anlayacağı seviyede anlatmalıdır.

İbnu Ömer (ra) anlatıyor: "Çölde yaşayan bedevilerden biri Rasûlullah (sav)'a geldi ve: "Ey Allah'ın Rasûlü! Karım, benim yatağımda siyah bir çocuk doğurdu. Biz, asla aramızda siyah bulunmayan bir aileyiz dedi. Aleyhissalatu vesselam."Se- nin develerin var mı?" diye sordu. Adam "Evet, var!" deyince: "Renkleri nedir?" diye sordu. Adam "Kızıl!" diye cevap verdi. Aleyhissalatu vesselam "Aralarında siyah da var mı?" dedi. Adam "Hayır!" deyince: "Peki boz deve var mı?" diye sordu. Adam "Evet var!" deyince: "Pekiyi bu nereden oldu?"diye sordu. Adam "Belki bir damara çekmiştir!" deyince: "Senin o oğlun da bir damara çekmiş olabilir!" buyurdu."[46]

Ders Anlatma Yeri veya Konumu (Nerede ve Nasıl Ders Anlatmalı)

Aslında öğretmenin ders anlatırken nasıl ve ne şekilde duracağına dair kesin konulmuş bir ölçüt yoktur. Hz. Peygamber (sav), bazen mescitte oturmuş, öğ­renciler de etrafında halkalar şeklinde durmuşlardır. Bazen, mescitte sandalye­ye oturmuştur. Bazen bir şey anlatacağı zaman ayağa kalkarak anlatmış, bazen bineğinin sırtında anlatmıştır. Bu da öğretmen için sınırları net çizilmiş bir şeklin olmadığını göstermektedir.

Fakat günümüzde bu konuda bazı sınırlar çizilmiştir. Öğretmen, yazı tahta­sının önündeki masasında bulunur. Bazı öğretmenler, bir ders boyu sandalye­lerinde yapışmış bir şekilde otururken, bazı öğretmenler sınıfta dolaşmaktadır­lar. Bu tamamen öğretmenlerin kabiliyet ve ders anlatma tarzıyla ilgilidir. Fakat öğretmen, yeri geldiğinde sınıfta dolaşmalı, yeri geldiğinde oturmalıdır. Yani öğretmenin oturuş şeklini ve konunun önemine göre ses tonunu değiştirmesi, öğrencilerin daha da dikkatli dersi dinlemelerini sağlar. Fakat nihayetinde öğ­retmenin öğrencilerden daha yüksek bir yerde olması, öğretmenin tüm sınıfa hâkim olmasına ve gerekirse göz teması sağlamasına olanak verir.

Ders Notunu Ne Zaman Tutması Gerektiğini Bildirmek

Öğretmen, öğrencinin ne zaman not tutacağı ve ne zaman not tutmayacağı­na karışabilir. Bunu düzenleyebilir. Bazen, anlattıklarının yazılmasını istemediği gibi, bazen de yazılması konusunda ısrarcı olabilir. Çünkü dersin önemine veya konunun zorluğuna göre not tutmanın büyük faydası olur. Bazen de öğretmen, not tutma amaçlı değil, konunun anlaşılmasına dönük olarak anlatır. Bunun da yazılmasını istemeyebilir. Bu konu, öğretmenin becerisine kalmıştır. Fakat hiç not tutturmamak, öğrencinin derse olan ilgisini azaltır.

Ebû Saîd (ra)'dan: Allah Rasûlü (sav) buyurdu; "Benden bir şey yazmayın. Kim benden Kur'ân dışında bir şey yazmışsa onu he men silsin!"[47]

İbn Amr b. el-As (ra)'den: Hz. Peygamber (sav)den, duyduğum her şeyi yazar­dım. Ancak Kureyş beni bundan alıkoydu. Dediler ki: "Sen her söylediğini yazı­yorsun, Allah Rasûlü (sav) bir insandır, kızgınlık halinde de, hoşnutluk halinde de konuşabilir." Sonra yazmaktan vazgeçtim. Bunu Allah Rasûlü (sav) 'e anlatınca, mübarek parmağıyla ağzını gösterdi ve şöyle buyurdu: "Yaz! Nefsim elinde olan Allah'a yemin ederim ki, bundan haktan başka hiçbir şey çıkmaz."[48]

Ebû Hureyre (ra)'dan, dedi ki; "Hz. Peygamber (sav)'in ashabı içinde, be­nim kadar hadis bilen kimse yoktur. İbn Amr hariç; çünkü o yazardı, ben yazmazdım."[49]

Ebu Hüreyre (ra) anlatıyor: "Rasûlullah (sav) (bir gün, halka) hitabetti, -(Ebu Hüreyre, hadisin vürudu ile ilgili) bir kıssa anlattı- (hadiste şu ibare de vardı:) "Ebu Şah dedi ki: "Ey Allah'ın Rasûlü! (bu hutbeyi) bana yazıverin!" Bu taleb üze­rine Aleyhissalatu vesselam: "Evet Ebu Şah'a yazıverin!" emir buyurdular."[50]

Model Olmak

Hz. Peygamber (sav), örnek bir insandır. Kur'an'da şöyle buyurmuştur: 'Rasûlullah (sav)'ta sizler için güzel örnek vardır"244 Hz. Peygamber (sav), sade­ce anlatmaz. Aynı zamanda anlattıklarını yaşar. Davranışlarıyla öğrencilerine de örnek olur. Bu da, öğretmenin aynı zamanda örnek insan olması gerektiği­ni göstermektedir. Çünkü talebe, sadece bilgiyi değil, örnek alacağı modelleri de araştırır. Onun için öğretmen, örnek alacak kişi hüviyetindedir. Bu nedenle öğretmenlerin iyi birer örnek olmaları gerekmektedir. Rasûlullah (sav), gerçek anlamda örnek bir insandır. Çünkü o eğitim metodunun en önemli unsurunun örnek olmada geçtiğini görmüştür. İnsanlara örnek olduğu gibi, kendisinin yap­tıklarını da yapmalarını istemiştir. Örneğin, nasıl namaz kılıyorsa öyle kılmalarını istemiştir. Başkalarından bir şeyi yapmalarını istemeden önce kendisi yapıp ör­nek olmuştur. Bu gün bizim yaptığımız amellerin çoğu Rasûlullah (sav)'ın model oluşuyla gerçekleşmiştir. Bir anlamda biz de onu kendimize örnek almış oluyo­ruz.

Öğretmenlerin öğrettikleri bilgileri kendilerinin de uymalarını istemiştir. Öğretmen sadece öğrenciye örnek olmaz. O, aynı zamanda kendi söyledikle­rini yapmalıdır. Yani davranışlarıyla söyledikleri uyumsuz olmamalıdır. "Ey iman edenler! Yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz?"245 ihtarı, söylediklerimizle yaptıklarımızın uyumlu olması gerektiğini bizlere anlatmaktadır.

İnsan, bildiğiyle amel etmeli veya daha modern şekilde ifade edersek öğ­rendiklerini uygulamalıdır. Bu şekilde davranılmadığı takdirde öğrenmenin bir amacı bulunmamaktadır. Sahabe, bir dersi öğrenmeden daha üst bir derse (veya Kur'an ayetlerinden öğrendiklerini uygulamadan diğerine) geçmiyordu.

Ebû Abdirrahman es-Sülemî (ra)'dan: Hz. Peygamber (sav)'in ashabından bize öğretenler, şunu anlattılar: Onlar Hz. Peygamber (sav)'den on âyet alıp ez­berlerlermiş. Onu iyice öğrenip içindeki bilgileri ve hükümleri hayatlarına tatbik etmedikçe diğer on âyete geçmezlermiş. Dedi ki: "İşte ilim ve ameli onlardan öyle öğrendik."[51] [52] [53]

İbn Ömer (ra)'dan: "Hayatımda öyle bir dönem yaşadım ki, Kur'ân'dan Önce iman verilirdi. Bir sure, Muhammed (sav)'e iner, sonra biz onun helal ve haramını Öğrenirdik. Öğrendiğimiz noktada durmamız gerekmezdi sizin Kur'ân'ı öğren­diğiniz gibi. Görüyorum ki (sizden) birine imandan önce Kur'ân veriliyor; Fatiha suresini sonuna kadar okuyor ve içindekileri anlamıyor. Neyi emrettiğinin ve neyi yasakladığının farkında değil. Durup, hurmaları saçıp dağıttığı gibi saçıp dağıtması kişiye yakışmaz"[54] İslam, alim ve öğretmenlerden ilimleriyle amel etmelerini beklemektedir. İlmiyle amil olmayan alimleri Kur'an "Kitap yüklü merkeplere!"[55] benzetmektedir.

Öğrenciye Saygı, Sevgi ve Hürmet Etmek

Bir öğretmen, karşısındaki bireylerle daha iyi iletişim kurmak için onlara say­gı ve sevgi konusunu ihmal etmemeli, hatta hürmet göstermelidir. Unutmayın ki; sevgi ve saygının olmadığı ortamlarda ilim de olmaz. Hz. Peygamber (sav) sahabelere hürmet eder, onlara servis yapar ve bundan da gocunmazdı. ‘‘Halkın efendisi, onların hizmetkârıdır"[56] diye buyurmuştur.

Dersin Sonunda Öğrencilerden Konunun Öğrenilip Öğrenilmediğini Sormak

Her dersin veya eğitim programının sonunda öğretmen, konunun anlaşılıp anlaşılmadığını sormalıdır. Yani eğitim işi hedefine ulaştı mı? Ulaşmadı mı? Bunu değerlendirmelidir. Eğer hedefine ulaşmamışsa yeniden denemeli veya yönte­mini değiştirmelidir.

Hz. Peygamber (sav) veda hutbesinde bunu uygulamıştır:

"Ey Nâs!

Yarın beni sizden soracaklar, ne dersiniz? Ashabı kiram:

Allah'ın dinini teblîğ ettin, vazîfeni hakkıyla yaptın, bize nasihat ve vasiyette bulundun, diye şehadet ederiz, dediler.

Rasûlullah (sav) mübarek şahâdet parmağını göğe doğru kaldırdı, cemaat üzerine çevirip indirdikten sonra üç defa:

Şâhid ol Yâ Rab!

Şâhid ol Yâ Rab!

Şâhid ol Yâ Rab!

Buyurdu"

Öğretmenler! Bunları Yapıyor musunuz?

  • Öğrencilerinize her zaman dürüst müsünüz?
  • Öğrencilerinizi sayıyor musunuz?
  • Öğrenciler, bir sorunun cevabında takıldıklarında veya yanlış yaptıkların­da onlara ipucu vererek cesaretlendiriyor musunuz?
  • Öğrencilere sık sık tartışma konusu veriyor musunuz?
  • Öğrencilere düşünmeleri için zaman tanıyor musunuz?
  • Öğrencilerin söylediklerine gerçekten kulak veriyor musunuz?
  • Uzun sürebileceğini bildiğin halde öğrencilerin cümlelerini tamamlama­larına izin veriyor musunuz?
  • Öğrencilerin oturma düzenini sizi görebilecek şekilde düzeltiyor musu­nuz?
  • Öğrenciler arası etkileşimi cesaretlendiriyor musunuz? (destekliyor mu­sunuz?)
  • Öğrencilerin sınıfta diğerlerinden bir şeyleri öğrenmelerini sağlıyor mu­sunuz?
  • Öğrencilerin ortaya koyduklarından sorumlu olmalarını sağlıyor musu­nuz?
  • Öğrencilerin kendi öğrenme süreçleri hakkında karar vermelerini sağlı­yor musunuz?
  • Bol bol pozitif geri bildirim veriyor musunuz?
  • Sorunlarıyla ilgileniyor musunuz?
  • Problemli öğrencilerle özel ilgileniyor musunuz?

İbrahim Halil Er - Hz. Muhemmed (Sav)'in Eğitim Metodu

--------------------------------------

[1] Müslim el eşribe 32/174/1625

[2] Buhari el Cuma

[3] Buhârî, Hars: 15; İbrahim Canan, Kutub-i Sitte Tercüme ve Şerhi, Akçağ Yayınları: 2/411.

[4] Buhârî, Mezâlim 28, Cemaat 32; Müslim, Birr 128, (1914), İmâret 163, (1914); Muvatta, Salatu’l-Cemaat 6, (1, 131); Tirmizî, Birr 38 (1958); Ebu dâvud, Edeb 172, (5245).

[5] saff, 2

[6] Tirmizî

[7] Camiul Fevaid 1894, Müslim ve Nesâî

[8] Buhari, Müslim

[9] Buhârî ve Nesâî

[10] Rezîn

[11] Taberânî

[12] Malik, Buhari, Müslim ve Nesai

[13] Rudani, Camiul Fevaid 49

[14] Buhâri, Müslim ve Tirmizî. Camul Fevaid 235

[15] Buhari, Da’avat 20. Camiul Fevaid 236

[16] Tirmizi

[17] Buhârî, Cihad 49, 113, Vekâlet 8, Mesacid 59, Büyû 34, İstikraz 1, 7, Mezâlim 26, Hibe 23, Şürût 4, Nikâh 10, 121, Nafakat 12, Daavât 53; Müslim, Müsâkat 109, (710), Salâtu’l-Müsafirin 69, (710), Rida 54, (710); Tirmizî, Nikah 13, (1100), Büyû 30, (1253); Nesâî, Büyû 77, (7, 297-300); Ebu Dâvud, Ticârât 71, (3505); İbnu Mâce, Ticârât 29, (2205).

[18] Müslim, Camiul Fevaid 16

[19] Buhârî, Ahkâm 1, Cihad 109; Müslim, İmaret 33, (1853); Nesâî, Bey’at 27, (7,154).

[20] Nisa 69

[21] Müslim, Eşribe 57,(1997).

[22] Müslim, Birr 144, (2626).

[23] Buhari, İstizân 2, Mezâlim 22 ; Müslim, Libas 114, (2121); Ebu Dâvud, Edeb 13, (4815).

[24] Ebû Dâvud ve Tirmizi

[25] Tirmizi

[26] Ebu Dâvud, Edeb 10, (4806).

[27] Dârimî

[28] Buhari, Vudü 57, 58, Edeb 35; Müslim, Taharet 99, (284); Nesai, Taharet 45, (1, 48).

[29] Tirmizî, Kader 1, (2134); İbnu Mâce, Mukaddime 10, (85)

[30] Taberânî, Rudani 250

[31] Rezîn, Rudani 275

[32] Ebu Dâvud

[33] Müslim ve Tirmizî.

[34] Nisâ: 4/20 |

[35] Buhari, İlim 49.

[36] Müslim, Mukaddime 5.

[37] Camiul Fevaid 310, Taberânî

[38] Camiul Fevaid 310, Taberânî

[39] Buhârî, Ebû Dâvud ve Timizî

[40] Tirmizi, İbnu Mace

[41] Tirmizi

[42] Ahmed, Camiul Fevaid 207

[43] Buhari, Hibe 11; Ebu Dâvud, Buyû’ 87, (3536); Tirmizî, Birr 34, (1954).

[44] Ebu Dâvud, Büyü’ 37, (3417).

[45] Ahmed ve Taberânî

[46] Kutubu Site 6583

[47] Müslim, daha uzun bir metinle.

[48] EbûDâvud

[49] Buhârî ve Tirmizî.

[50] Tirmizi, İlim 12, (2669); Buhari, İlm 39, Lukata 7, Diyat 8; Ebu Davud, İlm 3, (3649).

[51] Ahzâb 21

[52] Saf2

[53] Ahmed

[54] Taberânî

[55] “Tevrat’la yükümlü tutulup da onunla amel etmeyenlerin durumu, ciltlerle kitap taşıyan eşeğin durumu gibidir. Allah’ın âyetlerini inkar eden topluluğun hali ne kötüdür! Allah, zalimler topluluğunu hidayete erdirmez. “ (Cuma, 5)

[56] Deylemi, Müsnet

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.