HERKES BİR BAŞKASININ PUTUNA İBRAHİM

Siz insanlara iyiliği emredip kendinizi unutuyor musunuz? Hâlbuki kitabı okuyorsunuz. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?” Bakara 44

Bir başka ayeti kerime de ise Cenabı Allah şöyle buyurur; “…Bir toplum kendisindekini değiştirmedikçe Allah onlarda bulunanı değiştirmez..” RAD 11

Yani Allah diyor ki; siz bir şeyler yapmak istiyorsunuz ama ilk önce kendi evinizi ve evinizin önünü süpürün. Evinizi, sokağınızı ve mahallenizi temiz tutmadan başkalarının semtinde ki çere çöpe takılmanız İslami değildir. Tüm Peygamberler risalet görevlerini yürütürken önce kendi çevresine tebliğ yapmışlar sonra halka halka açılarak merkezden çevreye doğru yayılmışlardır. Hz. Peygamber ilk emri aldığı zaman söylediği ilk kişi Eşi Hz. Hatice sonra evlatlığı Zeyd B. Harise ve en yakın dostu Hz. Ebu Bekirdir. Dolayısı ile Nebevi metodu hayatına tatbik etmek isteyen ve Davasının Nebevi bir dava olduğunu iddia edenler Nebevi usul ve metotların dışına çıkamazlar. Şayet çıkacak olurlarsa sisteminde dışına çıkmış olurlar ki Rad 11 devreye girer ve Cenabı Allah başarı ve zafer nasip etmez.

Nebevi metotta tüm Peygamberler Risalet görevlerini yürütürken riyaset makamını da temsil ediyorlardı. Hz. İsa, Hz. Musa, Hz. Süleyman, Hz. Davut, Hz Yusuf ve Hz. Muhammed (s.a.v.) yani diğer sayamadığım tüm peygamberlerin yaptığı tebliğlere bakarsanız hepsi bozuk düzene gelip müesses nizamı değiştirmek için çabalamışlardır. Hz. Şuayb, Eyke kavmine “ölçü ve tartıda hile yapmayın” derken “halkı kandırmayın hak yemeyin ve Adaletli olun” diyordu.

Hz. İbrahim Nemrut’un şirk düzenine savaş açarken “Allah’ın yanında kendinize başka putlar/ilahlar ihdas etmeyin. Kâinatın yegâne sahibi ve kanun koyucusu Allah’tır” diyordu.

Hz. Yusuf kendisinden murad almak isteyenlere karşı “Ya Rabbi onların isteklerini yerine getirmektense zindan bana daha sevimlidir.” Derken Allah’ın koyduğu sınırları koruyarak nebevi duruşunu muhafaza etmiştir.

İşte tüm peygamberler Risalet ve Riyaset görevlerini yürütürken topluma karşı başka kendi iç işleyişlerine karşı başka yaklaşımlar sergilememişlerdir. Çünkü bir Mümin’in yapmadığı bir şeyi başkasından istemesi çok çirkin bir davranış olup aynı zamanda Allah’ın buğzettiği bir husustur. Saf suresi 2-3 de Cenab-ı Allah şöyle buyurur; “Ey iman edenler! Yapmadığınız ve yapmayacağınız şeyleri niçin söylüyorsunuz? Yapmadığınız ve yapmayacağınız şeyleri söylemek, Allah katında büyük kızgınlığa sebep olan çok çirkin bir davranıştır.”

Bugün nebevi yolun takipçileri Müesses Nizam altında zulüm gören, hakları ellerinden alınan insanların haklarını savunmaları ve Devlet yönetiminde sergilenen yolsuzluk/adaletsizlik/nepotizm gibi çirkin davranışları yüksek sesle eleştirmeleri ve işin doğrusunun ne olduğunu söylemeleri Müslümanca duruşun bir gereğidir. Ancak Müslümanlar bu yanlışlıkları eleştirirken kendi içlerinde benzer yanlışları yapmaya devam eder, bunun için önlem almaz ve kendilerini uyaranlara farklı gözlerle bakarlarsa yazımın başında belirttiğim gibi sistemin dışına çıkarlar yani Nebevi Metodu terk etmiş olurlar. Dolayısı ile de Rad 11’in kapsamı alanına girerler ve Allah zafer nasip etmez.

Müslümanlar kendi içlerinde bir “İç denetim mekanizması” kurmadıkları sürece ve bir otokontrol süreci geliştirmedikleri sürece Allah başarı nasip etmeyecektir. Çünkü Nebevi Metodun gereği budur.

Hükümetin asgari ücretliye tanıdığı sefalet maaşını eleştirirken insanlar/kurumlar kendi bünyelerinde ya da iştiraklerinde çalıştırdıkları işçilerine ne maaş verdiklerini kıyaslamalıdırlar.

Zor şartlar altında çalışan emekçilerin hakları savunulurken, madencilerin, eğitimcilerin özlük hakları savunulurken insanlar/kurumlar kendi bünyelerinde ya da iştiraklerinde çalıştırdıkları işçilerin ne durumda olduklarını, zamanında maaş alıp almadıklarını kıyaslamalıdırlar.

Devlet yönetiminde başarısız idarecilerin istifaları istenirken kendi kurum ve kuruluşlarında başarısız olmuş kişilerin hala belli başlı noktaları işgal etmelerine göz yumulması ya da bizzat desteklenmesi ikiyüzlü bir tutum olur ki bu da Saf suresi 2-3 ayetlerin kapsamına girer.

Liyakatsiz kişileri “falancanın oğlu filancanın damadı/gelini/kızı” gibi nepotizmin dibine adeta vururcasına vurdumduymaz bir eda ile önemli kurum ve kuruluşların başına getirenler, bile isteye mensubu oldukları Nebevi Davaya ihanet etmektedirler.

Ümmetin maslahatı için kurulmuş olan kurumları gözleri gibi koruyamayanlar, Devlet tarafından kendilerine teslim edilmiş olan öğrenci yurtlarını öğrencilerin kaynadığı elinizi sallasanız öğrenciye çarpacağınız lokasyonlarda öğrencisizlikten kapatanlar ve buna seyirci kalanlar yarın Allah’a bunun hesabını vereceklerdir. Yine ümmetin kurumlarında kılığına kıyafetine özen göstermeyen, iki lafı bir araya getirmesini beceremeyen kişileri yönetici/idareci pozisyonunda tutanlar yarın bunun hesabını Allah’a vereceklerdir.

İşte bu şekilde Ümmetin kurumlarında başarısız olmuş kişileri, kılığına kıyafetine dikkat etmeyen ve iki lafı bir araya getirmesini beceremeyen aynı kişileri o görevlerde tutanlar acaba söz konusu olan kendi şirketleri olsa aynı hoşgörüyü sergileyebilirler mi?

Kendimi bildim bileli hep şunu savunmuşumdur: “İhanet sadece mensubu bulunduğu davayı terkedip gitmekle olmaz! Davasının içerisinde kalıp görevini yerine getirmemek ve haksızlıklar karşısında susmak ve gücünün gereğini yerine getirmemekte DAVAYA İHANETTİR!”

Nebevi Davanın yolcularına ve bu yolculuğun hakkını veren İBRAHİMLERE SELAM OLSUN!