ÖNCE AHLAK VE MANEVİYAT

“Ben, ancak güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” ( Muvatta, Husnü'l Halk, 8; Müsned, 2/381)

Ahlâk Arapça ’da “seciye, tabiat, huy” gibi mânalara gelen hulk veya huluk kelimesinin çoğuludur. Sözlüklerde çoğunlukla insanın fizik yapısı için halk, mânevî yapısı için hulk kelimelerinin kullanıldığı kaydedilir (Lisânü’l-ʿArab, “ḫlḳ” md.)

Ahlak, TDK da şu şekilde tanımlanır: ahlak; bir toplum içinde kişilerin uymak zorunda oldukları davranış biçimleri, kurallar, aktöre veya sağtöre olarak tanımlanır.

Yani Ahlak kısacası bireyin toplum içerisinde ki tüm davranış kalıplarını kapsayan davranışlar bütünüdür. Sizin toplum içerisinde ki hal ve gidişatınız doğal olarak sizin nasıl bir Ahlaka sahip olduğunuzu da gösterecektir.

Ailede anne babanıza karşı tutumunuz, çocuklarınıza ve eşlerinize karşı tutumunuz, kardeşlerinize karşı tutumunuz;

Patronunuza ya da çalışanlarınıza karşı tutumunuz, işe gidişiniz, işe başlama saatiniz, mazeretli ya da mazeretsiz mesainizi bırakma saatiniz;

Öğrenci iseniz okula gidiş geliş saatiniz, okulda öğrencilerinize ya da öğretmenlerinize olan davranışlarınız, derslerinize karşı tutumlarınız;

Komşularınızla/arkadaşlarınızla sürdüre geldiğiniz ilişkileriniz…

Yani kısacası toplumsal hayatta 24 saat içerisinde karşılaştığınız tüm unsurlar Ahlakın konusu içerisine girer. Sizin tüm bu zaman içerisinde gerçekleştirdiğiniz tavır ve davranışlar nasıl bir Ahlaka sahip olduğunuzu gösterdiği gibi nasıl bir Ahlaki eğitimden geçtiğinizi ve nasıl bir çevreye ait olduğunuzu da gösterir.

Son zamanlarda yaşanan elim hadiseler özelliklede yavrularımız üzerinden yaşanan hadiseler toplumsal olarak nasıl Ahlaki bir çöküntü içerisinde olduğumuzu gösteren net bir fotoğraftır. Aslına bakacak olursanız bu noktaya gelene kadar çok badirelerden geçildi, çok olaylar yaşandı, çok tavizler verildi. Tabi ki burada hepsine teker teker değinecek değilim. Lakin önemli gördüğüm birkaç hususu belirtmek istiyorum. Ve üzerine hep beraber düşünelim istiyorum.

Bir insanın Ahlaki duruşunu şekillendiren 3 temel dinamik vardır:

1) Ebeveyn eğitimi

2) Okulda aldığı eğitim

3) Çevresel faktörler

Ebeveyn eğitimi ana karnında başlar. Anne gebeyken aldığı gıdalar, dinlediği müzik, okuduğu kitaplar, kuran ile hem hal olup olmaması ve eşi ile münasebetleri doğacak olan çocuğun daha ana karnındayken Ahlakının ve duygu dünyasının belirleyici unsurları olur. Ve çocuk doğduktan sonra Ebeveynin verdiği eğitim çocuğun hamurunu karar ve belli bir şekli almasını sağlar. Çocuk Ebeveynden aldığı eğitim doğrultusunda idealleri de şekillenmeye başlar. İlköğretimden sonra Lise eğitimi çevresel faktörlerin de devreye girmesi ile ya aynı yolda hızlanarak devam edecek ya da o zamana kadar aldığı eğitimin taban tabana zıddı bir durum ile karşılaşacak ve ilk şizofrenik durum ile çocuk daha Lise çağlarında tanışmış olacak.

Maalesef bugün eğitim camiamız çocuklarımıza ilkesel ve ahlaki bir duruş kazandırmaktan çok ama çok uzak bir mesafededir. Uygulanan yanlış eğitim politikaları ve Pedagojik Formasyonların yetersiz olması ve Eğitimcilerin özlük haklarının yeterli seviyede olmaması eğitim camiasının en büyük handikaplarıdır. Hiç şüphesiz çocuklarını bir yarış atı gibi gören başarıyı yalnızca çocuklarının karne ortalamasına ve hangi okulu kazandığına indirgeyen ebeveynler de Eğitim camiasının bu durumlarda olmasından ari değildir.

Çocukların kul hakkına riayet etmelerinin karne not ortalamasından daha mühim olduğu, helal 3’ün haram 5’den daha büyük olduğu ve çevresel münasebetlerde insanların bir sınırları olduğunu çocuklarımıza öğretmezsek materyalizmin acımasız dişlileri arasında çocuklarımız öğütülecektir.

Bu sebeple çocuklarımıza nasıl bir İslami eğitim verdiysek ergenlik dönemlerinde de o minval üzere devam etmelerini sağlayacak temel yapı taşlarını onlar hissetmeden onlar farkına varmadan döşemeliyiz. Bunun da en belirgin yolu bizlerin doğru bir çevre ile hem hal olmamız, müspet bir siyasetimizin, müspet bir medyamızın ve müspet bir İş dünyamızın olması gerekir.

Özellikle Anneleri ya da anne adayı genç kızlarımızı yanlış yönlendiren hiçbir ahlaki kaygısı olmayan gündüz kuşağı kadın programları senelerdir bu ülkede hem de sayıları artarak nasıl devam edebilir anlamak mümkün değil. Bugün namazında niyazında alnı-şanlı yöneticilerimiz bangır bangır Ailenin nasıl bir tehlike ile karşı karşıya olduğunu en üst perdeden dile getirirken bu Ahlaksız yayınlara nasıl müsaade ettiklerini anlamamız mümkün değildir.

Gayliğin, lezbiyenliğin, şiddetin ve bireyselleşmeye dayalı boşanmaların diziler, sosyal sorumluluk projeleri ve sosyal medya kanalları ile gençlerimize nasıl sempatik gösterilmeye çalışıldığını maalesef içimiz acıyarak müşahede ediyoruz. Bunlara Müspet bir siyaset anlayışının olmaması ucu bucağı olamayan alanlar açıyor.

Hiç şüphesiz bunda sadece Siyaset Kurumu tek suçlu değil. Müspet bir iş dünyası ve müspet bir medyanın olmaması da bunda çok büyük bir etkendir. Müslümanların Ahlaki yapısını hunharca katletmek isteyen Emperyalist güç odaklarına karşı bugün –sözde- Müslümanım diyen iş adamlarımızın sessiz kalmaları ve yatırımlarını gelecek nesilleri kurtarmaya yönelik değil de mevcut düzenin çarklarına uygun bir şekilde yapmaları maalesef evlerimizin içine kadar giren ahlaksızlıklara zemin hazırlamıştır.

İslam fıtratı üzerine yaratılmış olan insana fıtratına uygun eğitim verilmeli. Eğitim ana karnında başlayacağı için Ebeveynler asgari düzeyde dini değerlere ve bilgilere sahip olmalı. Öğretim kurumlarda ise vahiy merkeze alınarak fıtrat eksenli eğitim verilmeli. Toplumun ahlaki değerlerini zedeleyecek tüm yayınlara yasak gelmeli ve basın yayın organları (Sosyal Medya dahil) sıkı ve sürekliliği olan bir denetime tabi tutulmalıdır. Aksi halde bir kar topu şeklinde olan Ahlaki sorunlar bir çığ halini alıp hepimizi altına alıp yok edecektir.