OSMANLI YOL VE ULAŞIM SİSTEMİ

Altı asır boyunca tüm kudretiyle dosta güven düşmana korku salmış Osmanlı İmparatorluğu, üç kıtaya yayılan coğrafyasını asırlarca bir arada tutmayı, büyük ölçüde kurduğu güçlü yol ve ulaşım sistemiyle başarmıştır.

Osmanlı yolları, öyle bazı çevrelerin tarif ettiği şekilde rastgele açılmış patikalar değildi. Devlet aklıyla planlanan bu ağ, İstanbul merkezli olarak sağ, orta ve sol kol şeklinde örgütlenmişti. Doğu’ya giden yollar İran ve Kafkasya’ya, güney hattı Şam ve Hicaz’a, batı yolları ise Balkanlar ve Orta Avrupa’ya uzanıyordu. Böylece ordu nereye gidecekse yol önceden hazırdı.

Bu sistemin bel kemiğini ise menzil teşkilatı oluşturuyordu. Yaklaşık 30–40 kilometrede bir kurulan menziller, bugünün lojistik merkezleri gibiydi. Ulaklar burada at değiştirir, askerler konaklar, devletin haberleri imparatorluğun en uç noktasına kadar ulaştırılırdı. İstanbul’dan Bağdat’a giden bir fermanın haftalar içinde ulaşabilmesi, bu düzenli sistem sayesindeydi.

Ticaret de bu yollarla can buluyordu. Osmanlı, İpek Yolu ve Baharat Yolu üzerinde kurduğu kervansaraylarla tüccara güvenli bir ortam sundu. Yolcular üç gün boyunca ücretsiz konaklar, hayvanlarını besler, hatta hastalanırlarsa tedavi bile görürdü. Yol güvenliği sağlanmadan ticaret olmazdı; Osmanlı bunu çok iyi biliyordu.

Köprüler ise bu ağın sessiz kahramanlarıydı. Mimar Sinan’ın inşa ettiği köprüler yalnızca estetik yapılar değil, orduların ve kervanların geçebileceği sağlam mühendislik eserleriydi. Yol kesen eşkıyaya karşı derbent teşkilatı kurulmuş, geçitler devlet kontrolü altına alınmıştı.

Kısacası Osmanlı’da yol, yalnızca bir ulaşım hattı değil; devletin sinir sistemiydi. Haber bu yollardan geçti, ticaret bu yollarda büyüdü, ordu bu yollardan yürüdü. Osmanlı’nın uzun ömürlü bir imparatorluk olmasının sırrı, biraz da bu sessiz ama sağlam yollarda gizliydi.

Ama elbette ki bütün bunlar sıfırdan inşa edilen yollar olmayıp tarihin biriktirdiği bu güzergâhları devralarak onları işlevsellik kazandıran ve eski dönemlerden miras kalan yol ağlarının akılcı biçimde çağının koşullarını karşılayabilecek bir hale getiren bir Osmanlı anlayışı mevcuttu.

Yani Osmanlı İmparatorluğu esasen yolları sıfırdan inşa eden bir idare olmayıp tarihin biriktirdiği güzergâhları devralan ve onları işlevsel bir devlet sistemine dönüştüren bir şiarı benimsemiştir. Anadolu ve Balkanlar’da Osmanlı hâkimiyetinin hızlı yerleşmesi, büyük ölçüde Roma, Bizans, Selçuklu ve İslam dünyasından miras kalan yol ağlarının akılcı biçimde kullanılmasına dayanıyordu.

Anadolu’daki ana yolların önemli bir kısmı, Roma İmparatorluğu’nun taş döşeli askeri yollarıydı. Bizans döneminde de kullanılan bu güzergâhlar, Osmanlı tarafından onarıldı, genişletildi ve menzil sistemiyle yeniden işler hâle getirildi. İstanbul’dan İznik’e, Ankara’dan Konya’ya uzanan yollar aslında bin yıllık bir sürekliliğin parçasıydı.

Selçukluların Anadolu’da kurduğu kervan yolları ve kervansaray ağı da Osmanlı’ya hazır bir altyapı sundu. Sultan Han, Alay Han, Ağzıkara Han gibi yapılar yalnızca taş binalar değil, Osmanlı ticaret sisteminin üzerine inşa edildiği stratejik duraklardı. Osmanlı, bu mirası terk etmedi; aksine yeni hanlar ve köprülerle ağı daha da güçlendirdi.

Balkanlar’da ise Roma’nın Via Egnatia gibi meşhur yolları, Osmanlı’nın batıya açılan kapısı oldu. Edirne’den Belgrad’a uzanan hat, hem fetihlerin hızlanmasını sağladı hem de Rumeli’nin kalıcı biçimde elde tutulmasına imkân verdi. Bu yollar, Osmanlı’nın Balkanlar’daki idari ve askerî hâkimiyetinin görünmeyen temelleriydi.

Osmanlı’nın asıl farkı, bu eski yolları yalnızca kullanmakla yetinmemesinde yatıyordu. Devlet, yolları menzil teşkilatı, derbent sistemi ve vakıf destekli imar faaliyetleri ile yeniden düzenledi. Böylece antik ve ortaçağ yolları, modern anlamda bir devlet lojistik ağına dönüştü.

Sözün özü Osmanlı yol sistemi, ana hatlarıyla, kendisinden önceki medeniyetlerin inşa ettiği güzergâhlar üzerine kurulmuştur. Osmanlı medeniyeti, yol güzergahlarını miras aldı; ama ona düzen, güvenlik ve süreklilik kazandırarak kendi mührünü vurdu. Bu sayede eski dünyanın yolları, yeni bir imparatorluğun damarlarına dönüştü.