Kemik Sağlığının Korunmasında Yararlanılan Doğal Destekler

Kemik sağlığını olumsuz etkileyen ve işlevlerini bozan hastalıkların başında; tiroit ve paratiroid bezlerinin hastalıkları gelmektedir. Böbrek rahatsızlıkları da kalsiyum-fosfor metabolizmasını etkilendiği için kemiklerde yumuşamaya neden olabilmektedir.

SAĞLIK 09.05.2021, 22:00 19.05.2021, 21:50 Ramazan Peri
159
Kemik Sağlığının Korunmasında Yararlanılan Doğal Destekler

İnsanlarda ortalama yaşam süresinin giderek artmasına bağlı olarak günü­müzde kemik sağlığına ilişkin sorunlar ve hastalıklarda belirgin bir artış görül­mektedir. Bilhassa osteoporoz (kemik erimesi) önemli bir sağlık sorunu olarak yaygın bir tehdit oluşturmasına karşılık, mevcut tedavilerin bazı dezavantajları bulunmaktadır. Bu nedenle, bitkisel, hayvansal ya da mineral içerikli doğal ürünler hastalıkların önlenmesi, tedavisi ya da şikâyetlerin hafifletilmesinde yararlı olabilmektedir.

Kemiğin bizim için önemini hattrlayaltm

Kemiğin başlıca üç temel işlevi bulunmaktadır:

  • Mekanik işlev; insan iskeletini oluşturmakta ve üzerine yapışan kaslar ile hareketimizi sağlamaktadır.
  • Metabolik işlev; kalsiyum bakımından zengin içeriği vücut için mineral deposu görevi görmektedir.
  • Koruyucu işlevi; kemik iliği ve hayati öneme sahip organları çevreleye­rek korur.

Kemik, yapısal olarak özel bir konnektif doku özelliğine sahip olup, organik ve inorganik bileşenlerden oluşmaktadır. Organik bileşenler olarak proteinleı [yüzde 95’i tip 1 kolajen ve yüzde 5’i ise kolajen yapısında olmayan (osteokal- sin, osteonektin, osteopontin, trombospondin, siyaloproteinler) proteinler] ve inorganik bileşenleri ise fosfat ve hidroksit tuz halinde kalsiyumdan (hidrok- siapatit) ibarettir. Bu bileşim sürekli yapısal gelişime uğramaktadır. Normal kemik sağlığının sürdürülebilmesi için bilhassa mineral içeriğinin korunması önemlidir. Kemiğin yapısının ve mineral içeriğinin korunması “kolajen yapı­sında olmayan protein’’ bileşenleri tarafından sağlanmaktadır.

Kemik Sağlığının Korunmasında Yararlanılan Doğal Destekler

Kimler kemik erimesi riski altında?

Kemik erimesi (osteoporoz), günümüzde en yaygın görülen kemik hasta­lıklarından biridir. En basit şekilde, “düşük kemik yoğunluğuna bağlı olarak kemik direncinin azalması ve kırılma riskinin artması” şeklinde tanımlanabi­lir. Yapılan risk değerlendirmelerinde her üç kadından biri ve her yirmi erkek­ten birinde yaşamlarının herhangi bir sürecince ortaya çıkabileceği bildiril­mektedir. Yani “kadınlar” daha fazla risk altında! Ancak yayınlanan raporlar­da erkeklerin de giderek artan bir şekilde bu sorundan etkilendikleri dikkati çekmektedir. Kadınlık hormonu (östrojen) eksikliğine benzer bulgular erkek hormonu (androjen) eksikliğinde de ortaya çıkmaktadır.

Avrupa Birliğinin son Osteoporoz Raporu’nda, Avrupa’da her yıl 611.000 kadın ve 179.000 erkekte kemik erimesine bağlı kalça kırığı meydana geldiği ve tedavisi için yaklaşık 25 milyar euro’luk harcama yapıldığı bildirilmekte­dir. Bu rakamın 2050 yılında muhtemelen 76,7 milyar euro’yu aşacağı tahmin ediliyor. Bu rakam sadece Avrupa ülkelerindeki harcama; tüm dünyayı düşü­nebiliyor musunuz? Amerikan Sağlık Enstitüsü’ne bağlı Osteroporoz ve İlişkin Kemik Hastalıkları Merkezi her yıl sadece Amerika Birleşik Devletleri’nde 1 O milyon kişinin osteoporoz sorunu ile mücadele ettiğini ve bunların beşte biri­nin erkek olduğunu bildirmektedir. On yıl kadar önce yayınlanan bir raporda Avrupa, Amerika Birleşik Devletleri ve Japonya gibi gelişmiş ülkelerdeki tah­mini osteoporoz vakası sayısının 75 milyon kişi olduğu ileri sürülmüştü, yani her on kişiden biri. İsveç’te erkeklerde kalça kırığı vakalarınının, prostat kan­seri vakalarından daha fazla olduğu vurgulanıyor. Bu ülkede kışın güneşten yararlanımın son derece düşük olduğunu hatırlatmak isterim.

Uluslararası Osteoporoz Kurumu’nun (International Osteoporosis Fo­undation) 2008 tarihli raporunda (Osteoporosis in The European Union in 2008), bu yüksek tedavi maliyetlerinin önlenebilmesi için kemik yoğunluğu ölçümlerinin rutin testler arasında yer alması gerektiği, kalsiyum ve D vitami­ni desteklerinin giderlerinin ilaç kurumları tarafından karşılanması gerektiği vurgulanmakta. Kısacası “koruyucu önlemler” alınmasının son derece önemli olduğu bildiriliyor.

Kemik erimesinin (osteoporoz) oluşumunda önemli rol oynayan ailesel yatkınlık, cinsiyet, ırk gibi “değiştirilemeyecek etkenlerin” dışında, yaşam şekli ve beslenme şekline yönelik alınacak bazı önlemlerin hastalığın oluşumu ve ilerleyişinin önlenmesinde yararlı olabildiği bildirilmektedir.

Kemik erimesi gelişiminde belirlenen bir diğer etken ise şişmanlık. Yapılan çalışmalar beden-kitle indeksi arttıkça, özellikle dizlerde kireçlenme riskinin arttığını gösteriyor. Henüz bu konuda açıklayıcı bir neden-sonuç ilişkisi bu­lunmuyor; yapısal, hormonal (leptin, adinopektin vb) ve diğer çevresel neden­ler üzerinde duruluyor.

Yaşlanma diğer önemli risk etkeni olarak görülmektedir. Bu süreçte parati- roit hormonu ve kalsitonin seviyelerinde azalmaya bağlı olarak kemik içeriği­nin kaybı (kemik rezorpsiyonunun artması), osteoporoz oluşumunun başlıca nedenidir. Yine yaşa bağlı olarak kalsiyum emiliminin azalması, bir başka et­kendir. Bunların dışında osteoporoz gelişiminde rol oynayan etkenleri iki grup altında toplayabiliriz:

Değiştirilemeyecek etkenler: Kalıtsal etkenler kemik erimesi gelişiminde belirleyici olabiliyor; ailesel yatkınlığın yanı sıra, kısa boylu olmak ve ırk (Kafkas ırkı ve Asyalılar daha fazla risk altında). Bu grup değiştirileme­yecek etkenler arasına yukarıda bahsettiğimiz cinsiyeti de ekleyebiliriz; kadınlar daha fazla risk altınd Diğer taraftan, bazı uzun süreli ilaç teda­vileri sonucu da osteoporoz oluşabiliyor. Bilhassa kortikosteroitler, he- parin, siklosporin, sitotoksikler ve bazı konvülsiyon önleyicilerin uzun süreli kullanılması, bir risk etkeni olabiliyor. Ancak bu grup ilaçları her kullanan osteoporoz olacak diye bir şey yok. Kaldı ki, bu ilaçların o has­talar için kullanılması önemli, yani alternatif seçenek pekyok. Bu neden­le “değiştirilemeyecek etkenler” altında sınıflandırılıyor.

Değiştirilebilecek etkenler: Bireylerin yaşam şekli, beslenme şekli, östrojen hormonu eksikliği gibi etkenler. İşte kemik erimesinin önlenmesi, ilerle­yişinin yavaşlatılması ve şikâyetlerin hafifletilmesine yönelik alınabilecek başlıca önlemler bu risklerin mümkün olduğunca azaltılmasına bağlı.

Kemik Sağlığının Korunmasında Yararlanılan Doğal Destekler

Yaşam ve beslenme şekline yönelik önlemler ne olmalı?

Kemik erimesinin (osteoporoz) önlenmesine yönelik alınabilecek önlemler arasında yine tanıdık bazı madde başlıkları var; tüm hastalıklarda başlıca et­kenler arasında yer alan “aşırı sigara” ve “fazla alkollü içki” içilmesi, burada da karşımıza çıkıyor. İçinizden “Zaten ben fazla tüketmiyorum!” diye düşünerek kendinizi avutabilirsiniz. Ama bence etkenler arasında yer aldığına göre, sizin için neyin “fazla ya da aşırı” olabileceğini nasıl bilebilirsiniz? Bir başka önlem

ise düzenli spor yapmak’’; gerekli egzersizler yapılarak kemik yapısının güç­lendirilmesi önemli.

Beslenme şeklimiz de kemik erimesi gelişiminde önemli riskler oluşturabi- liyor: yüksek protein (yani fazla et yemek), düşük kalsiyum ve D vitamini içe­riğine sahip beslenme, düşük oranda sebze ve meyve tüketimi, yüksek oranda kafeinli içecek içilmesi gibi.

Bazı besinlerin kemiklerimiz üzerindeki etkisine ilişkin bilgiler şu şekilde:

Zararlı olan gıdalar

Şekerler: Tatlılar, çikolatalar, gazlı içecekler içerisinde yer alan basit şe­kerler vücuttan kalsiyum atılımını artırabilir.

Doymuş yağlar: Kırmızı et, tereyağı, margarin, kekler, işlenmiş gıdalar içerisinde bulunan doymuş yağların, sindirim sisteminde kalsiyum ve D vitamini ile çözünmeyen kompleks yapı oluşturarak bu maddelerin vü­cutta emilimini engellediği, kalsiyum atılımını artırdığı bildirilmektedir. Doymuş yağ tüketimine bağlı olarak artan hiperlipidemi (kanda yüksek yağ seviyesi) riski de osteoklast rezorpsiyonunu artırarak kemik erime­sinde olumsuz rol oynamaktadır.

Yararlı olan gıdalar

Çözünebilir lifler: Bakliyat ve meyvelerde bulunan bu tip yapılar kalsi­yum ve magnezyum gibi yararlı elementlerin emilimini artırır.

Tekli doymamış yağlar: Zeytinyağı ya da balık gibi gıdalarda bulunan Omega-3 yağ asitleri kemiklerin tahribine yol açan sitokinlerin oluşu­munu baskılayarak kemik erimesini azaltır.

Bunların haricinde et ve süt ürünleri ve bakliyatta bulunan “proteinler”, miktarına bağlı olarak yararlı ya da zararlı olabilmektedir. Kemiğin önemli bir bileşeni olan kolajen, kemik yapımında rol oynaması nedeniyle yararlı olur­ken, bu maddenin fazla miktarda alınması durumunda, vücutta parçalanması ile açığa çıkan aminoasitlerin kemik erimesine yol açabileceği ileri sürülmek­tedir. Ancak zararlı olabileceğine dair bu son bilginin henüz tartışmalı olduğu­nu belirtmek isterim, yani farklı görüşler söz konusu.

Kemik Sağlığının Korunmasında Yararlanılan Doğal Destekler

Beslenme ve kireçlenme ilişkisi

Kişinin beslenme şekli sadece beden-kitle indeksinin normal sınırlar içeri­sinde tutularak kemik erimesi riskini azaltması bakımından değil, aynı zaman­da bazı risk etkenlerinin azaltılması bakımından da önemlidir. Mesela serbest oksijen radikalleri kıkırdaklarda oksidatifhasara yol açmaktadır. Nitekim yapı­lan deneysel ve klinik çalışmalar ile antioksidanların bu zararlı oksijen radikal­lerini gidererek kemik erimesi riskini azalttığı ortaya konulmuştur. Bu bakım­dan C vitamini, E vitamini ve beta-karoten gibi antioksidan özellikte vitamin/ provitaminler kireçlenmenin önlenmesi ve şikâyetlerin hafifletilmesi bakı­mından önerilmektedir. Ancak antioksidan etkili olanlar haricinde diğer bitki bileşenlerinin kemik erimesi gelişimi üzerinde etkisini değerlendiren çalışma sayısı oldukça azdır. Bunun başlıca nedeni, insanların yedikleri tüm besinlerin içeriğinin ayrı ayrı izlenmesinde karşılaşılan güçlüğün yanı sıra çevresel ve ka­lıtımsal etkenlere bağlı ortaya çıkabilecek farklılıklar olarak gösteriliyor.

Kalıtımsal etkenlere bağlı farklılıkları bertaraf edebilmek için ikiz kadınlar üzerinde bir saha çalışması yürütülmüş. Bu suretle ikiz çiftler arasında yaşa ve cinsiyete bağlı etkenler de giderilmiş. İngiltere'de yürütülen bu çalışma için gö­nüllüler basın kampanyaları ile bulunmuş ve hastanede radyolojik (el, kalça ve diz eklemi açıklığı) ve kan analizleri yapılarak çalışmaya dâhil edilmiş. Daha sonra bilimsel bir beslenme anketi (131-Food Frequency Questionaire) uygu­lanmış. Beslenme kategorileri “meyve ve sebze bakımından zengin’: “yüksek alkol kullanımı”, “geleneksel İngiliz mutfağı beslenme”, “diyet programı uygu­lama” ve “düşük et tüketimi” gibi beş ana başlık altında değerlendirilmiş.

Kalça kireçlenmesi riskini azaltan meyve ve sebzeler

Bilimsel ölçüm yöntemleri ile değerlendirilen anket sonuçları, radyolojik ve biyokimyasal bulgular ile birlikte yorumlandığında, meyve ve sebze bakı­mından zengin beslenmenin kalça kireçlenmesi riskini azalttığı görülmüş. Bu bulgunun ardından meyve ve sebzeler gruplandırılarak hangilerinin daha ya­rarlı olabileceğine yönelik sorgulama yapılmış. Sarmısak ailesi (soğan, sarmı- sak, pırasa), lahana ailesi (brokoli, karnabahar, brüksellahanası, lahana), yeşil yapraklı sebzeler (ıspanak, marul), sarı renkli sebzeler (havuç, domates), pa­tates (cips veya kızarmış), diğer sebzeler (suteresi, maydanoz, mısır, avokado, pancar kökü, tatlı biber, mantar), narenciye meyveleri (limon, portakal, grey­furt) ve diğer tip meyveler (elma, muz, şeftali, armut, kavun, üzüm ve kuru meyveler). Sonuç olarak sarmısak tipi sebzeler ve diğer tip meyvelerin tüke­tilmesinin kalça kireçlenmesini önleyici rolü bulunduğu tespit edilmiş. İlginç olan bulgu ise bu iki grup sebze/meyvenin, diz ve el eklemleri kireçlenmesinde etkisiz bulunması.

Araştırmada elde edilen bu bulgular, sarmısak grubu sebzelerin etkili bile­şeni olarak bilinen diallil disülfıtin, kireçlenmede rol oynayan bazı parametre­ler (matriks metaloproteinazlar) üzerinde etkisini gösteren deneysel çalışma­lar ile de doğrulanmış. Hiç şüphesiz sarmısak ailesi sebzeleri ve narenciye ha- riri meyveleri bolca tüketerek kalça kireçlenmesinin önüne geçmek mümkün olamaz. Ancak riski azaltıcı bir etken olarak bu tip bir beslenme uygulamanın hiçbir zararı olamaz.

Kemik Sağlığının Korunması

Çocuklukta alman meyve ve sebze miktarı kemik sağlığı bakımından önemli

Yapılan gözlemsel çalışmalar, bilhassa kadınların çocukluk döneminde tükettiği meyve ve sebzelerin ileri yaşlarda kemik sağlığı bakımından yararlı olduğunu ortaya koyuyor. Nitekim sıçanlar üzerinde yapılan bazı çalışmalar da bu bulguları destekler nitelikte. Yürütülen çok sayıda gözlemsel, deneysel ve klinik çalışma da, meyve ve sebze kullanımı ile kemik sağlığı arasındaki bağlantıyı açıkça ortaya koymaktadır. Mesela, rezene (arapsaçı) ve kerevizin yaprak ve gövdesi (her ikisinin de batı toplumlarında taze yaprak ve gövdesi kullanılmaktadır), bakliyat, pırasa, brokoli, kırmızılahana, marul, maydanoz, salatalık, domates, sarmısak, soğan gibi sebzeler ile erik ve portakal gibi mey­veler kemik erimesini azaltıcı gıdalar olarak bildiriliyor.

Meyvelerdekifenolik bileşenlerin önemli katkısı var

Özellikle meyve ve sebzelerde bulunan “flavonoitler” ve “fenolik bileşikle­rin” kemik erimesinin önlenmesi bakımdan önemli yararları bulunduğu ileri sürülüyor. Şüphesiz, daha kesin sonuçlar çıkarabilmek için bu konudaki çalış­maların sayısının artması gerekiyor. 2003’de yayınlanan bir çalışmada sıçan­lara günde 1 gram rezene (arapsaçı), narenciye ve kuru eriğin verilmesi ile kemik erimesinde belirgin azalma gözlenirken, taze erik, muz ve elmanın be­lirgin bir etkisi görülememiş. Buna karşılık, 2005 yılında yayınlanan bir başka çalışmada, elmada bulunan floridzin isimli flavonoit yapısında bir maddenin yumurtalığı çıkarılmış sıçanlarda kemik erimesini önlediği gözlenmiş. Bu iki çalışmanın sonuçlarını karşılaştırdığımızda, meyvelerin kişilerin içinde bu­lunduğu duruma bağlı olarak kemik erimesinden koruyucu ya da hastalığın ilerlemesini yavaşlatıcı rol oynayabileceği görülüyor. Daha açık bir şekilde ifa­de etmek gerekirse, sağlam kişilerde veya çocuklukta rezene (arapsaçı), kuru erik, narenciye gibi meyveler kemik erimesini önleyici yarar sağlayabilirken, kemik erimesinin hızlandığı menopoz döneminde elma gibi meyvelerin ke­mik erimesini azaltıcı rol oynayabileceği ileri sürülebilir.

Kemik Sağlığının Korunması

Üzüm çekirdeği özütü ve nar özütü kemik erimesinin önlenmesinde yararlı

Bir başka çalışmada ise, sıçanlara yüksek kalsiyum diyetinin yanı sıra günde 4-5 gram üzüm çekirdeği özütü verilmesi ile kemik sağlığının göstergesi olarak bilinen kemik yoğunluğu, kemik mineral içeriği gibi parametrelerde belirgin düzelme gözlenmiş. Üzüm çekirdeği özütü de flavonoit tipi (flavan-3-ol kate- şinler) bileşenler bakımından zengin olup oksidatif hasarı önleyici (radikal sü- pürücü) etkisinin yanı sıra, kemik erimesine yol açan proteolitik enzimleri de azaltıcı rol oynamaktadır. Burada bir hususu belirtmekisterim; bu çalışmalarda kullanılan üzüm çekideğinin kendisi değil, ondan hazırlanan özüttür.

Nar özütü de (nar suyunun yoğunlaştırılması ile elde edilir) taşıdığı flavo- noit yapısında (antosiyanin) bileşenler nedeniyle aynı üzüm çekirdeği gibi etki göstermektedir. Yapılan çalışmalar nar özütünün antioksidan etkisinin kırmı­zı şarap ve yeşil çaydan üç misli daha kuvvetli olduğunu ortaya koymaktadır. Yine yumurtalığı çıkarılmış sıçanlarda yapılan bir çalışmada, 2 hafta süre ile her gün nar özütü verilmesiyle kemik yoğunluğu ve kemik oluşumunda olumlu gelişmeler gözlenmiştir. Dolayısıyla, menopoz döneminde nar özütünün uzun sürekli kullanılması kemik erimesinin yavaşlatılmasında yararlı olabilmektedir.

Kemik Sağlığının Korunması

ÖNERİLER I UYARILAR

Üzüm çekirdeği ve nar özütü dönüşümlü kullanılabilir mi?

Aynı anda kullannılması gerekmiyor; dönüşümlü kullanılması daha uygun.

Hangi sıklıkta ve ne miktarda kullanılmalı?

Üzüm çekirdeği özütü günde 1 00 miligram veya nar özütü günde 300-400 mi­ligram civarında kullanılabilir. Herhangi bir risk söz konusu olmadığından miktar­lar ortalama miktarlardır. Koruyucu olarak daha yüksek miktarlarda kullanılması gereksiz.

Prof. Dr. Erdem Yeşilada

Yorumlar (0)
26
az bulutlu
Namaz Vakti 24 Haziran 2021
İmsak 03:25
Güneş 05:26
Öğle 13:12
İkindi 17:11
Akşam 20:47
Yatsı 22:39
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Beşiktaş 40 84
2. Galatasaray 40 84
3. Fenerbahçe 40 82
4. Trabzonspor 40 71
5. Sivasspor 40 65
6. Hatayspor 40 61
7. Alanyaspor 40 60
8. Karagümrük 40 60
9. Gaziantep FK 40 58
10. Göztepe 40 51
11. Konyaspor 40 50
12. Başakşehir 40 48
13. Rizespor 40 48
14. Kasımpaşa 40 46
15. Malatyaspor 40 45
16. Antalyaspor 40 44
17. Kayserispor 40 41
18. Erzurumspor 40 40
19. Ankaragücü 40 38
20. Gençlerbirliği 40 38
21. Denizlispor 40 28
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 34 70
2. Giresunspor 34 70
3. Samsunspor 34 70
4. İstanbulspor 34 64
5. Altay 34 63
6. Altınordu 34 60
7. Ankara Keçiörengücü 34 58
8. Ümraniye 34 51
9. Tuzlaspor 34 47
10. Bursaspor 34 46
11. Bandırmaspor 34 42
12. Boluspor 34 42
13. Balıkesirspor 34 35
14. Adanaspor 34 34
15. Menemenspor 34 34
16. Akhisar Bld.Spor 34 30
17. Ankaraspor 34 26
18. Eskişehirspor 34 8
Takımlar O P
1. Man City 38 86
2. M. United 38 74
3. Liverpool 38 69
4. Chelsea 38 67
5. Leicester City 38 66
6. West Ham 38 65
7. Tottenham 38 62
8. Arsenal 38 61
9. Leeds United 38 59
10. Everton 38 59
11. Aston Villa 38 55
12. Newcastle 38 45
13. Wolverhampton 38 45
14. Crystal Palace 38 44
15. Southampton 38 43
16. Brighton 38 41
17. Burnley 38 39
18. Fulham 38 28
19. West Bromwich 38 26
20. Sheffield United 38 23
Takımlar O P
1. Atletico Madrid 38 86
2. Real Madrid 38 84
3. Barcelona 38 79
4. Sevilla 38 77
5. Real Sociedad 38 62
6. Real Betis 38 61
7. Villarreal 38 58
8. Celta de Vigo 38 53
9. Granada 38 46
10. Athletic Bilbao 38 46
11. Osasuna 38 44
12. Cádiz 38 44
13. Valencia 38 43
14. Levante 38 41
15. Getafe 38 38
16. Deportivo Alaves 38 38
17. Elche 38 36
18. Huesca 38 34
19. Real Valladolid 38 31
20. Eibar 38 30
Günün Karikatürü Tümü