Medreselerde Eğitim-Öğretim Faaliyetlerinde Takip Edilen Öğretim ve Ölçme Metotları

Medreselerde not tutma, imla, şerh ve izah metodu, müderrislerin, herhangi bir bahis üzerine talebelerine münazara ve mütalaalar yaptırmaları görülmektedir. Derslerin kolaydan zora doğru bir sevi­yede okutulması uygulanırken, be­lirli günlerde camilerde halka açık toplantılar da düzenlenirdi. Ancak son16. yüzyıldan sonra yapılan uygulamalar medreselerde gerilemeye sebep olmuştur.

TARİH 12.05.2021, 01:49 12.05.2021, 16:02 Ramazan Peri
Medreselerde Eğitim-Öğretim Faaliyetlerinde Takip Edilen Öğretim ve Ölçme Metotları

Osmanlı İmparatorluğu’nda medreselerde kullanılan öğretim metodu dedüktif karakterde idi. Bu metodun esasını meseleleri naslara ve otoritelere da­yandırmak teşkil etmektedir. Bu dedüktif metot, ilk zamanlarda ezberi esas almış­tır. İlk önce Kur’anı ezberlemek ve mümkün olduğu kadar çok sayıda hadis öğ­renmek gerekiyordu. [1] Bir müddet sonra imlâ metodu gelişmeye başlamıştır. Buna göre talebeler ders esnasında hocanın karşısında halkalar halinde oturarak dersi takip etmekte ve gerektiği yerlerde not tutmaktaydılar.[2] Bu not tutma yöntemi Kur’an-ı Kerim dersleri hariç hemen hemen bütün derslerde uygulanmaktaydı. Zamanla imlâ metodunun yanında şerh ve izah metodu da gelişmeye başlamıştır. Medreselerde okutulan kitapların nüshalarının çoğalması ve bunların öğrencilerin eline geçmesinden sonra yavaş yavaş imlâ metodu terk edilmeye başlanmıştır. Bundan sonra metni bir öğrenci yükse sesle okuyor, hoca da gerekli izahlarda bu­lunuyordu ve metin üzerinde düzeltmeler yapıyordu. Ayrıca hoca, kendisinin yap­mış olduğu izahları talebelere yazdırıyordu. Müderrisler, kimi zaman okuttukları derslerden herhangi bir bahis üzerine talebelerine münazaralar yaptırırlar ve neti­cede iki taraf arasında hakem olup mütalâalarını söylerlerdi.[3] Talebeler, medresede öğrendiklerini medrese yakınındaki mescit ve câmilerde halka anlatmakta[4] veya, tatil zamanlarında ülkenin dört bir yanına dağılarak halka bildiklerini anlatmak suretiyle bir nevî staj da yapmış olmaktaydılar.[5]

Medreselerde Eğitim-Öğretim Faaliyetlerinde Takip Edilen Öğretim ve Ölçme Metotları

Medreselerde soru-cevap metodu da kullanılmaktaydı. Hoca öğrencilere soru sorup cevabını beklediği gibi, öğrenciler de belirli bir nizama göre hocaya soru sorabilirlerdi. Yani derslerde takrir ve karşılıkla konuşmaya yer verilirdi. Be­lirli günlerde halka açık toplantılar da düzenlenirdi. Medreselerde her ne kadar kendi binalarında ders yapılıyorduysa da camilerde de sık sık ders yapılır ve bu dersi herkes izleyebilirdi. Ders-i âmm denen meşhur hocalar kent ve kasabaların büyük camilerinde cami dersleri adıyla herkese açık olarak dersler verirlerdi. Cemaat hocanın etrafında halka olur, anlatılanları dinlerdi. Bu derslerin düzenli izleyicileri bulunmaktaydı. İkindi namazından sonra daha sık yapıldıkları için i­kindi dersleri de denilmekteydi.

Osmanlı medreselerinde okutulan derslerin nasıl bir sıra takip ettiğini bu­günkü bilgilerimiz ışığında tam olarak bilememekteyiz. Fakat medrese derslerinin İslâm aleminde aşağı yukarı hemen hemen aynı program dahilinde ve aynı metotla tedris edildiği ve tatil günlerinin de birbirine benzediği rahatlıkla söylenebilir. Bu­nunla birlikte Osmanlı medreselerinde ilk sınıflarda derslerin muhtasarının, sınıf derecesi yükseldikçe mufassalının okutulduğu da söylenebilir. Bu bilgiler ışığında Osmanlı medreselerinde öğretim faaliyetlerinde “tedricilik” usûlüne uyulduğu ileri sürülebilir. Muallim Cevdet de, bu tespite uygun gelecek bir biçimde, Osmanlı medreselerinde derslerin kolaydan (muhtasardan) zora (mufassala) doğru bir sevi­yede okutulduğunu ifade etmiş, ayrıca medrese talebelerine ders programı dışında bol vakit de bırakılmasını isteyerek bu yolla talebelerin ders dışı konularla ilgili mevzuları da öğrenmelerinin önemi üzerinde durmuştur.[6]

Medreselerde Eğitim-Öğretim Faaliyetlerinde Takip Edilen Öğretim ve Ölçme Metotları

Medreselerdeki öğretim metodu, daha sonraları müşahede, tecrübe, tetkîk ve tenkide yer vermeyen, sadece ayetlerin, hadislerin veya diğer metinlerin Aristo mantığına göre şerh ve tefsirine inhisar eden bir metot halini almıştır. Mânâdan ziyade lafza kıymet veren, yazı öğretimine yer vermeyen skolastik bir nitelik halini kazanmıştır.[7] Müderrisler, felsefî ve kelamî meselelere çözüm bulmak ve tartış­mak yerine, bu konuları eski bilgilerle geçiştirmeyi tercih etmişlerdir. Böylece medreselerde amaç; düşünen, araştıran ve sorgulayan insan yetiştirmek olmaktan çıkmış, sadece mevcut bilgilerle yetinen, sorgulamayan hazırla yetinen insan modeli yetiştirmek şekline dönüşmüştür. Bu kısır döngü talebenin zihninin gereksiz bilgilerle dolmasına, dolayısıyla öğrenci boyutunda zaman kaybının oluşmasına yol açmıştır. Bu husus ile ilgili olarak 1876 yılında toplanan ve 15 müderris tarafından hazırlanan raporda öğrencilerin şerh ve haşiyelerle gereksiz yere uğraşarak medre­sede boş yere vakit geçirdikleri dile getirilmiştir. Yine aynı raporda müderrislerin derse başlamadan önce bir önceki dersi soru-cevap yolu ile tekrar etmelerinin gere­ği üzerinde durularak müderrislerden talebelere çeşitli sorular sormak suretiyle derse aktif olarak katılımlarının sağlanması ve onlardan okudukları konuları örnek­ler vererek anlatmalarını temin etmeleri istenmiştir.[8]

Medreselerde Eğitim-Öğretim Faaliyetlerinde Takip Edilen Öğretim ve Ölçme Metotları

Medreselerde Eğitim-Öğretim Faaliyetlerinde Takip Edilen Ölçme ve Değerlendirme Uygulamaları

Medrese eksenli eğitim pratiğinde ölçme değerlendirme faaliyetlerinin en dikkat çekici yönü salt bilişsel davranışlar değil, beceri ve ahlâkî davranış yapılan­masını da içine alan bütüncül bir şahsiyet derleme süreci oluşudur. Böylece medre­se geleneğinde müderris eksenli bir ölçme değerlendirme pratiğinin var olduğu da dikkatlerden kaçmayacaktır. Sınıf sisteminin olmadığı, ferdî öğretim modelinin yaygın olduğu medrese geleneğinde ölçme değerlendirme uygulamaları da öğren­cinin bireysel yeteneğine uygun olarak yılın her hangi bir zamanında müderris- öğrenci ilişkisi çerçevesinde yapılır ve bu tür bir değerlendirme öğrenciye verilen diploma niteliğindeki “icazetname” ile sonuçlanırdı.[9] Esasen İslam öğretimi; sınavlara, en verimli dönemlerinde dahi tahsilin her türlü ihtiyacı dikkate alınıp uygulandığı halde gereken önemi vermemiş, öğretim gelenekleri arasında “sınav” diye bir kademe, bir disiplin olmamıştır.[10]  Sınav, medreseyi bitirmiş olanlardan her yönü ile birbirine eşit iki kişi bir işe istekli olursa daha iyi olan adayı seçmek için yapılmıştır.[11] Zengin, sınavların talebeyi çalışmaya sevk eden zorlayıcılığı ve teş­viki, hocanın takdirini kazanma isteği, talebe arasında ortaya çıkan rekabet, tahsi­lin dini bir emir oluşunun teşvik ediciliği gibi bir takım faktörlerin etkisi ile esasen oluştuğunu, fakat son dönemlerden itibaren bu etmenlerin etkisinin giderek zayıf­laması sonucu eğitim-öğretim açısından olumsuz bir durumun ortaya çıktığını vurgulamıştır.[12] 

Tarihsel süreç içersinde müderrisliğe tayin olunacak “mülazimler”, mülazim olduktan yedi yıl sonra “Rüus” sınavına girerlerdi. Başarılı olanlara “Ders-i Âmlık” payesi ve İptidâ-i Hâriç medreselerde öğretim yapma yetkisini verecek olan İstanbul Rüûsu denilen bir diploma verilirdi. Göreve en düşük seviyedeki medreseden başlayan müderrisler, zamanla kademe kademe yükselerek daha üst dereceli medreselere kadar çıkabilirlerdi. Oysa 1592 yılından itibaren müderrislik görevi bir rütbe haline getirilmiştir. Müderrislik payesi, yüksek derece­li ulemanın çocuklarına daha küçük yaşlardan itibaren verilmeye başlanmıştır. Böylece, ilmî hiyerarşiye uyulmaksızın terfi, ilerleme, ölçme ve değerlendirme yapılması gibi olaylara sıkça rastlanır olunmuştur. Bu tarzdaki uygulamaların tesi­riyle ilim ile cehalet bir tutulur hale gelmiş ve ikisinin birbirinden ayrılmaması nedeniyle alim ve cahil bir olarak telakki edilmiş ve bu durum ilmi çalışmaya rağ­betin azalmasına ve cehaletin yayılmasına yol açmıştır.[13]

Medreselerde Eğitim-Öğretim Faaliyetlerinde Takip Edilen Öğretim ve Ölçme Metotları

Kısacası Osmanlı medreselerinde sınavın ancak mezunların göreve atan­maları sırasında söz konusu olduğunu söyleyebiliriz. Bunun dışında öğretim faali­yeti esnasında talebeler okudukları derslerden sınava tabî tutulmamaktaydılar. Fakat 1853’den itibaren medrese öğrencileri “kur’a sınavı” adıyla toplam altı yıl devam eden bir sınava tabî tutulmuşlardır. Bu dönemlerde, medrese öğrencileri askerlik hizmetlerinden muaf oldukları için medreselerde büyük bir yığılma olmuş, buradaki yığılmayı biraz olsun azaltmak için kur’a sınavı uygulamasına başvurul­muştur. Kur’a sınavlarında, askerlik kur’ası çekildiği zaman ismi çıkan medrese öğrencisi genel bir sınava alınıyor; bu sınav neticesinde başarılı olursa medresede kalıyor, başaramazsa askere alınıyordu. Sınavlar, medresede okutulan derslerden dönem veya yıl sonunda yapılıyordu. İsterse dönem başında olsun, kur’a kime çı­karsa hangi dersleri okuduğu gibi hususlar göz önüne alınmaksızın talebe medrese­de okutulmakta olan derslerden genel bir sınava alınıyor ve başarısız olması duru­munda derhal askere alınıyordu. Mehmet Fatin, medreselerde yapılan kur’a sınav­larında görülen aksaklıkları şu şekilde dile getirmiştir:

a- İmtihanlar programa göre yapılmamakta, sorular talebenin okuduğu derslerden sorulduğu gibi okumadığı derslerden de sorulabilmektedir. Bu durumda kur’ası çıkan talebe halen okuduğu dersleri bir tarafa bırakıp ileriki yıllarda göre­ceği derslerle uğraşmak zorunda kalmaktadır. Halbuki bu sınavlarda talebenin o ana kadar okuduğu derslerden sorumlu tutulması gerekmektedir.

b- İmtihanlar ders yılı sonunda yapılması gerekirken, dönemin başında ve­ya ortasında da yapılmaktadır. Bu tarz uygulamalar öğretimin bütünlüğü ve devam­lılığı açısından zararlı olmaktadır.

c- İmtihanlarda talebeye sadece bir hak verilmekte, başarısız olanlar hemen askere alınmaktadır. Bu durumda aslında başarılı olabilecek bir talebe herhangi bir nedenden dolayı başarısız duruma düştüğünde öğrenim hayatı ve istikbali tehlikeye girmekteydi. Bu açıdan her öğrenciye kur’a sınavlarında başarısız olmaları duru­munda ikinci bir hakkın daha verilmesi gerekmektedir.[14] Kur’a sınavları uzun za­man uygulanmış, ancak 1892 yılında kaldırılmıştır. Ondan sonra medrese öğrenci­leri hiçbir sınava alınmamış, bu durum medrese öğretiminin seviyesini olabildiğin­ce düşürmüştür.

Medreselerde Eğitim-Öğretim Faaliyetlerinde Takip Edilen Öğretim ve Ölçme Metotları

II. Meşrutiyet döneminde medreselerde yapılması gerekli görülen yenilik­ler içerisinde, mekteplerde uygulanmakta olan sınıf imtihanlarının buralarda da uygulanmasının yanı sıra kur’a ve rüus sınavlarında da bir takım düzenlemelere gidilmesi kararlaştırılmıştır. Ergün’e göre Mehmet Fatin, medreselerde yapılacak sınavların diğer okullardaki sınavlar gibi olmasını ancak, yeni bir sistem kurulun­caya kadar kur’a sınavlarının biraz iyileştirilerek tekrar uygulanmasının şart oldu­ğunu önermiştir. Yine Hoca Muhyiddin, medrese öğrencilerinin her yıl sınava alınmalarını, bu sınavlarda fen bilimleri alanından da soru sorulmasını, çok başarı­lı olanların ödüllendirilmesini önererek üç yıl üst üste sınıfını geçemeyen medrese öğrencilerinin medreseden atılmalarının uygun olacağını belirtmiştir. Ayrıca o dönemde Beyanü’l-Hakk adlı gazetede çıkan yazılarda da medreselerde uygulanan sınav sistemi üzerinde durulmuş ve talebelerin belirli periyotlarla sınava alınmala­rının önemi açıklanmış ve sınavların yazılı ve sözlü olarak yapılmasının getireceği faydalar belirtilmiştir.[15]

1910 yılında hazırlanan Medaris-i İlmiye Nizâmnâmesi’nde medrese tale­belerinin her yıl tatilden önce almış oldukları derslerden sınava tabî tutulmaları belirtilmiştir. Zamanı, yeri ve şeklinin İstanbul’da Meclis-i Mesâlih-i Talebe, taşra­da ise Müftünün başkanlığında kurulacak olan komisyonlarca belirlenecek bu sınavlarda, ikiden fazla dersten başarısız olan talebelerin aynı sınıfı tekrar etmeleri, iki veya daha az dersten başarısız olanlara ise bütünleme sınavı hakkının verilmesi kararlaştırılmıştır. Üç yıl üst üste sınıfta kalanların kaydının silineceği ifade edile­rek, başarılı olanlara birer tasdiknamenin verilmesi istenilmiştir.[16] 1914 yılında yayınlanan Islâh-ı Medâris Nizâmnâmesi’nde ise ölçme ve değerlendirme konusu­na pek fazla yer verilmemiştir. Sadece kontenjanın üzerinde bir talep olması duru­munda eleme sınavının yapılması, orta ve yüksek dereceli medreselerin ara sınıfına kabul edilecek öğrencilerin, daha önceki sınıflarda okutulan derslerden sınava a­lınmaları esası getirilmiştir. Örneğin medreseye beşinci sınıftan başlamak isteyen bir talebe, önceki dört sınıfın derslerinden sınava alınmakta, başarılı olması duru­munda medreseye kaydı yapılabilmektedir. Yine aynı nizâmnâme ile kurulması kararlaştırılan Medresetü’l-Mütehassisin’e yüksek dereceli medreselerden mezun olanlarla, bu medreseleri dışarıdan bitirenlerin kabul edileceği, başvuruların fazla olması durumunda bir eleme sınavının yapılacağı belirtilmiştir.[17]

Medreselerde Eğitim-Öğretim Faaliyetlerinde Takip Edilen Öğretim ve Ölçme Metotları

II. Meşrutiyet döneminde medreselerde uygulanan ölçme ve değerlendirme konusunda ayrıntılı biçimde görüş bildiren düşünürlerin başında Eşrefzâde Mehmet Şevketî gelmektedir.[18]  Şevketî, sınav kelimesinden ne anladığını şu sözleri ile açık­lamaya çalışmıştır.[19]

“Bizde mutat olan imtihanlar hem tahsil niyetinde ihraz edilen iktidar-ı ilmiyi göstermek hem de tedris, vaiz gibi mahdut metâliblere nail olmak üzere icra edilen bir müsabakadır ki bunda talebenin hakkını gözetmek için sualler muayyen ve mah­dut olarak irat olunur.”

Şevketî, orta dereceli medreselerde derslerin öğretim yılının bitimine bir ay kala tamamen kesilmesini, bu bir aylık süre içerisinde konuların müderrisler tara­fından tekrar edilmesinin faydasına değinmiş ve sürenin bitiminden sonra öğrenci­lerin sınava alınmalarının daha faydalı olacağını vurgulamıştır. Sınavların ilgili medresede görev yapan müderrisler ile Meşihat makamınca tayin edilecek olan mümeyyizlerden oluşacak bir komisyon tarafından yapılmasını uygun görmüştür. Yapılan bu sınavlarda başarılı olan öğrencilere heyet-i umumiye tarafından onay­lanmış bir belge verilmelidir. Eğer bir öğrenci yapılan sınavda başarısız olursa, bu öğrenci medresede yatılı ise, durumu gündüzlü öğrenci statüsüne çevrilmelidir. Şayet bu öğrenci ikinci defa yapılan sınavlarda başarısız olursa medreseden kaydı silinmelidir. Şevketî, yüksek dereceli medreselerde ise, kayıt yaptırmak isteyen öğrencilerin yazılı ve sözlü bir sınava alınması gerektiğini belirtmiş, yazılı sınavın önceden belirlenen bir konu hakkında öğrenci tarafından hazırlanacak tez şeklinde olmasını önermiştir. Hazırladığı tez beğenilerse öğrenci, sözlü sınava girebilecek­tir. Yüksek dereceli bir medreseye yazılı ve sözlü sınavları geçerek kayıt yaptıran bir öğrencinin üç yıl üst üste derslerinden başarısız olması durumunda medreseden kaydı silinebilecektir.[20]

Şevketî’yi kendi döneminde yaşayan ve medreselerin ıslahına yönelik ola­rak fikirlerini açıklayan düşünürlerden ayıran belirgin bir özelliği vardır. Bu özellik, sınava alınacak talebelerin sınavlarda göstermiş oldukları başarıların derecesini not olarak ifade etmiş olmasıdır. Sınav yapma usulünün yaygın olarak ihmal edil­diği bir eğitim siteminde bu tür bir ölçünün Şevketî tarafından kullanılması isabetli bir görüş olarak eğitim tarihimizdeki yerini almıştır. Şevketî, bir öğrencinin başarı­sının aşağıda verilen ölçütler çerçevesinde değerlendirilmesini istemiştir.[21]

Bilmek galip, bilmemek nadir,

Bilmek galip, bilmemek nadir değil,

Bilmemek galip, bilmek nadir değil.

Yrd. Doç. Dr. Mustafa ŞANAL

Erciyes Üniversitesi Eğitim Fakültesi
İlköğretim Bölümü Öğretim Üyesi, KAYSERİ
e-mail: [email protected]

----------------------------------------

  [1] Ersoy Taşdemirci, Cumhuriyet Dönemi Türk Milli Eğitim Politikasının Ana Devreleri Üzerine Mukayeseli Bir Araştırma (Yayınlanmamış Doktora Tezi), A.Ü. Sos. Bil. Ens­titüsü Ankara 1984, s.64; Faik Reşit Unat, Türkiye Eğitim Siteminin Gelişmesine Tari­hi Bir Bakış, , M.E.B. Yayını, Ankara 1964, s.8.

  [2] Zeki Salih Zengin, II. Meşrutiyet Döneminde Medreselerin Islahı ve Din Eğitim (Ya­yınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Erciyes Üniversitesi Sos. Bil. Enstitüsü, Kayseri 1993, s.71.

  [3] İsmail Hakkı Uzunçarşılı, Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1988, s.57.

  [4] Cahit Baltacı, XV-XVI. Asırlarda Osmanlı Medreseleri, İrfan Matbaası, İstanbul 1976, s.45.

  [5] Yahya Akyüz, Türk Eğitim Tarihi (Başlangıçtan 1993’e), Kültür Koleji Yayınları İstanbul 1994, s.66.

  [6] Muallim Cevdet(Çeviren:Erdoğan Erüz) , Mektep-Medrese, Çınar Yayınları, İstanbul 1978, s.35-37.

  [7] Ersoy Taşdemirci, Cumhuriyet Dönemi Türk Milli Eğitim Politikasının Ana Devreleri Üzerine Mukayeseli Bir Araştırma (Yayınlanmamış Doktora Tezi), A.Ü. Sos. Bil. Ens­titüsü Ankara 1984, s.65.

  [8] Zeki Salih Zengin, II. Meşrutiyet Döneminde Medreselerin Islahı ve Din Eğitim (Ya­yınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Erciyes Üniversitesi Sos. Bil. Enstitüsü, Kayseri 1993, s.72.

  [9] Hasan Akgündüz, Klasik Dönem Osmanlı Medrese Sistemi, Ulusal Yayınları, İstanbul 1997, s.427-430.

[10] Mustafa Ergün, II. Meşrutiyet Devrinde Eğitim Hareketleri (1908-1914), Ocak Yayın­ları Ankara 1996, s.333.

[11] Mustafa Ergün, II. Meşrutiyet Döneminde Medreselerin Durumu ve Islah Çalışmaları, Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, Cilt:30, Sayı:1-2. Ankara 1982, s.69.

[12] Zeki Salih Zengin, II. Meşrutiyet Döneminde Medreselerin Islahı ve Din Eğitim (Ya­yınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Erciyes Üniversitesi Sos. Bil. Enstitüsü, Kayseri 1993, s.93.

[13] Hüseyin Atay, Osmanlılarda Yüksek Din Eğitimi, Dergah Yayınları, İstanbul 1983, s.159.

[14] Zeki Salih Zengin, II. Meşrutiyet Döneminde Medreselerin Islahı ve Din Eğitim (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Erciyes Üniversitesi Sos. Bil. Enstitüsü, Kayseri 1993, s.93.

[15] Mustafa Ergün, II. Meşrutiyet Devrinde Eğitim Hareketleri (1908-1914), Ocak Yayın­ları Ankara 1996, s.334.

[16] Medâris-i İlmiye Nizâmnâmesi, Madde:32-35.

[17] Islah-ı Medâris Nizâmnâmesi, Madde: 10,21.

[18] Mustafa Şanal, Eşrefzâde Mehmet Şevketî’nin Eğitim Anlayışı ve Görüşle- ri,(Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Sosyal Bilimler Enstitüsü, Kayseri 1998, s.83.

[19] Şevketî, a.g.e., s.35.

[20] Şevketî, a.g.e., s.32-37.

[21] Şevketî, a.g.e., s.37.

KAYNAKLAR:

Adıvar, A. (1991), Osmanlı Türklerinde İlim, İstanbul, Remzi Kitabevi.

Akgündüz, H. (1997), Klasik Dönem Osmanlı Medrese Sistemi, İstanbul, Ulusal Yayınları.

Akyüz, Y. (1994), Türk Eğitim Tarihi (Başlangıçtan 1993 ’e), İstanbul, Kültür Koleji Yayınları.

Atay, H. (1983), Osmanlılarda Yüksek Din Eğitimi, İstanbul Dergah Yayınları.

Baltacı,C. (1976), XV-XVI. Asırlarda Osmanlı Medreseleri, İstanbul İrfan Matbaa­sı.

Bilhan, S. (1989), Eğitim-Bilim-Sanat, İstanbul , Diyanet Yayınları.

Cicioğlu, H. (1985), Türkiye Cumhuriyetinde İlk ve Orta Öğretim, Ankara , Anka­ra Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi Yayınları,

Çelebi, A. (1983), İslam’da Eğitim-Öğretim Tarihi, İstanbul Damla Yayınevi.

Ergin, O. (1977), Türk Maarif Tarihi, Cilt:I-II, İstanbul , Eser Matbaası.

Ergün, M. (1981). “Örgün Eğitimin Kurulmasında Medreselerin Rolü”, Ankara, Türkiye I. Din Eğitimi Semineri, s.54-58.

Ergün, M. (1982), “II. Meşrutiyet Döneminde Medreselerin Durumu ve Islah Ça­lışmaları”, Ankara, A.Ü. Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, Cilt:30, Sayı:1-2, s.59-89.

Ergün, M. (1996), II. Meşrutiyet Devrinde Eğitim Hareketleri (1908-1914), Anka­ra, Ocak Yayınları.

Islah-ı Medâris Nizâmnâmesi, Düstur VI, s.1325-1330.

Kazıcı, Z. (1995), İslam Müesseseleri Tarihi, İstanbul , Kayıhan Yayınları.

Kütükoğlu, M. (1977), 1865 ’de Faal İstanbul Medreseleri, Tarih Enstitüsü Dergi-
si, Sayı:7-8’den Ayrı Basım, İstanbul, Edebiyat Fakültesi Matbaası.

Medâris- i İlmiye Nizâmnâmesi, Düstür-II, Tertib-i Sani, Cilt.II, s.127-138.

Muallim Cevdet(Çeviren:Erdoğan Erüz) (1978), Mektep-Medrese, İstanbul, Çınar Yayınları.

Saray, M. (1996), İstanbul Üniversitesi Tarihi (1453-1993), İstanbul , Edebiyat Fakültesi Basımevi.

Sayılı, A. (1963), “Ortaçağ İslam Dünyasındaki İlmi Çalışma Temposundaki Ağır­laşmanın Bazı Temel Sebepleri(Avrupa ile Mukayese)”, Ankara, D.T.C.F. Felsefe Araştırmaları Dergisi, Cilt:I, s.5-69.

Şanal, M. (1999), “Kuruluşundan Ortadan Kaldırılışlarına Kadar Olan Süre İçer­sinde Medreseler”, Ankara, Milli Eğitim, Sayı:143, s.123-128.

Şanal, M. (2002), “Osmanlı İmparatorluğu’nda Medreselere Kuruluş Sistemi, Or­ganizasyon, Yönetim ve Program Açısından Genel Bir Bakış”, Türkiye Günlüğü, Sayı:69, Ankara. s.78-93.

Şanal,M. (1998), Eşrefzâde Mehmet Şevketî’nin Eğitim Anlayışı ve Görüş le- ri,(Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Kayseri, Sosyal Bilimler Enstitü­sü. s.1-130.

Şevketî, (1329), Medâris-i İslamiye Islahat Programı, Harbet Matbaası, İstanbul.

Taşdemirci, E. (1984), Cumhuriyet Dönemi Türk Milli Eğitim Politikasının Ana Devreleri Üzerine Mukayeseli Bir Araştırma (Yayınlanmamış Doktora Te­zi), Ankara, A.Ü. Sos. Bil. Enstitüsü.

Taşdemirci, E. (1989), “Medreselerin Doğuş Kaynakları ve İlk Zamanları”, Kayse­ri, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı:2.

Taşdemirci, E. (1990), “Osmanlı İmparatorluğu’nda Medreselerin Bozulmaları, Medreseleri Islah Etme Teşebbüsleri ve Kapatılmaları”, Kayseri, Erciyes Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi, Sayı: 4.

Unan F. (2003), Kuruluşundan Günümüze Fâtih Külliyesi, Ankara , Türk Tarih Kurumu Yayını.

Unat, F.R. (1964), Türkiye Eğitim Siteminin Gelişmesine Tarihi Bir Bakış, Ankara, M.E.B. Yayını.

Uzunçarşılı, İ.H.(1988), Osmanlı Devletinin İlmiye Teşkilatı, Ankara, Türk Tarih Kurumu Basımevi.

Yakupoğlu, K. (1997), Osmanlı Medrese Eğitimi ve Felsefesi, İstanbul , Marmara Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü (Yayınlanmamış Doktora Tezi).

Yazıcıoğlu, M.S. (1980), “XV .- XVI. Yüzyıllarda Osmanlı Medreselerinde Kelam Eğitiminin Tenkidi”, Ankara, İslami İlimler Enstitüsü Dergisi, Sayı:IV.

Zengin, Z.S. (1993), II. Meşrutiyet Döneminde Medreselerin Islahı ve Din Eğitim (Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi), Kayseri, Erciyes Üniversitesi Sos. Bil. Enstitüsü.

Zengin, Z.S. (1997), “Osmanlı Medreselerindeki Gerilemenin Sebep ve Sonuçları Üzerine Bir Değerlendirme”, Vakıflar Dergisi, Ankara , Vakıflar Genel Müdürlüğü Yayınları, XXVI. Sayıdan Ayrı Basım, s.401-407.

Yorumlar (0)
15
açık
Namaz Vakti 18 Nisan 2024
İmsak 04:40
Güneş 06:13
Öğle 13:08
İkindi 16:53
Akşam 19:54
Yatsı 21:20
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Galatasaray 32 87
2. Fenerbahçe 32 85
3. Trabzonspor 32 52
4. Beşiktaş 32 48
5. Rizespor 32 48
6. Başakşehir 32 46
7. Kasımpasa 32 46
8. Sivasspor 32 44
9. Antalyaspor 32 42
10. Alanyaspor 32 42
11. A.Demirspor 32 40
12. Samsunspor 32 38
13. Ankaragücü 32 37
14. Kayserispor 32 37
15. Konyaspor 32 36
16. Hatayspor 32 33
17. Gaziantep FK 32 31
18. Karagümrük 32 30
19. Pendikspor 32 30
20. İstanbulspor 32 16
Takımlar O P
1. Eyüpspor 30 68
2. Göztepe 30 60
3. Kocaelispor 30 52
4. Ahlatçı Çorum FK 30 52
5. Sakaryaspor 30 51
6. Bodrumspor 30 49
7. Boluspor 30 46
8. Bandırmaspor 30 46
9. Gençlerbirliği 30 44
10. Erzurumspor 30 41
11. Keçiörengücü 30 36
12. Şanlıurfaspor 30 34
13. Ümraniye 30 34
14. Manisa FK 30 33
15. Tuzlaspor 30 32
16. Adanaspor 30 32
17. Altay 30 15
18. Giresunspor 30 7
Takımlar O P
1. M.City 32 73
2. Arsenal 32 71
3. Liverpool 32 71
4. Aston Villa 33 63
5. Tottenham 32 60
6. Newcastle 32 50
7. M. United 32 50
8. West Ham United 33 48
9. Chelsea 31 47
10. Brighton 32 44
11. Wolves 32 43
12. Fulham 33 42
13. Bournemouth 32 42
14. Crystal Palace 32 33
15. Brentford 33 32
16. Everton 32 27
17. Nottingham Forest 33 26
18. Luton Town 33 25
19. Burnley 33 20
20. Sheffield United 32 16
Takımlar O P
1. Real Madrid 31 78
2. Barcelona 31 70
3. Girona 31 65
4. Atletico Madrid 31 61
5. Athletic Bilbao 31 57
6. Real Sociedad 31 50
7. Valencia 31 47
8. Real Betis 31 45
9. Villarreal 31 39
10. Getafe 31 39
11. Osasuna 31 39
12. Las Palmas 31 37
13. Sevilla 31 34
14. Deportivo Alaves 31 32
15. Mallorca 31 31
16. Rayo Vallecano 31 31
17. Celta Vigo 31 28
18. Cadiz 31 25
19. Granada 31 17
20. Almeria 31 14
Günün Karikatürü Tümü