Şeyh Hamid Mardin-i (Şahı Mardin-i)

Şeyh Hâmid, Siirt’e döndükten sonra onun şöyle dediği nakledilir: Nasihatleri ile her zaman amel edebileceğim ve kendisinden feyiz alacağım bir mürşid arıyordum. Cizre ’de Mevlânâ Hâlid Bağdâdî’nin halîfesi Şeyh Hâlid Cezerî’nin namını duydum. Onun yanına gitme iştiyakı hissettim.

TARİH 13.04.2021, 22:50 20.04.2021, 23:54 Ramazan Peri
590
Şeyh Hamid Mardin-i (Şahı Mardin-i)

Bu kolu tanıtmadan evvel dayandığı Bâsret Dergâh’ına değinmek yararlı olur. Bâsret Dergâh’ı ismini kurulduğu Bâsret köyünden almıştır. Bu köy, Cizre’nin kuzeyinde ve Gabar Dağı’nın batı yakasında bulunmaktadır. Köyün şimdiki ismi İncelerdir. Dergâhı buraya kuran zat Şeyh Halid Cezerî’dir (v. 1839). Şeyh Hâlid, Mevlânâ Hâlid Bağdâdî’nin halîfesidir. Mevlânâ Hâlid; Şeyh Hâlid’i Cizre, Mardin ve Diyarbakır bölgelerinde irşad için görevlendirmiştir. Bunun üzerine Şeyh Hâlid irşad için bölgeye gelmiştir. Bir süre Cizre’de bulunduktan sonra Bâsret köyünde dergâh, mescid ve medrese inşa etmiştir. Bu tarihten sonra Bâsret bölgenin manevi merkezi hâline gelmiştir.[1]

Bâsret Dergâhı

Bâsret Dergâhında sırasıyla postnişînlik yapan zatlar 

  • Şeyh Hâlid Cezerî (?-1839)
  • Şeyh Sâlih Sîbkî (?-1852)
  • Şeyh Esad Hinûki (?-?)
  • Şeyh Muhammed-i Aynî (?-1859)
  • Şeyh Hâlid-i Zîbârî (1826-1863)
  • Şeyh Ömer ez-Zenganî (?-1890)
  • Şeyh Hüseyin el-Bâsretî (1857-1914)

En son zikredilen Şeyh Hüseyin’den sonra posta oğlu Şeyh İbrahim Hakkı (v. 1963) oturmuştur. Şeyh İbrahim Hakkı, tekkelerin kapanmasıyla beraber 1926 yılında önce Irak’a daha sonra Suriye’ye geçmiş ve Suriye’de Hilva köyüne yerleşmiştir. Dergâhını buraya kurmuş ve Bâsret Dergâhı Hilva’da Hilva Dergâhı olarak faaliyetlerine devam etmiştir.[2]

Yüz yıl kadar faaliyet gösteren Bâsret Dergâhı, bölgede Nakşibendiliğin kabul görmesinde ve yayılmasında büyük rol oynamıştır. Sâlih-i Sıpkî, Sıbğatullah (v. 1870), Hâmid-i Mardinî (v. 1882) dergâhta yetişen tanınmış sûfîlerdendir.[3]

Bu süre zarfında dergâh çeşitli kolları ile de bölgeyi etkilemiştir. Dergâhın kolları ise şunlardır:

  • Hâmidîler Kolu
  • Hinuk (Güleçler) Kolu (Şeyh Esad Hinukî)
  • Siirt Kolu (Şeyh Celaleddîn Hüseynî)
  • Gaziantep Kolu (Şeyh Ahmet Munis ed-Derşevî)
  • Diyarbakır Kolu (Şeyh Hasan Nûranî)
  • Seydâî Kolu (Şeyh Muhammed Said Seyda).[4]

Kısaca tarihine değindiğimiz bu dergâhın ilk postnişini Şeyh Hâlid Cezerî’nin halîfelerinden Şeyh Hamid, Mardin merkezde faaliyetlerini yürütmüştür. Tercüme-i hali aşağıda zikredilecek olan bu zattan sonra çocukları daha sonra torunları dedelerinin faaliyetlerini devam ettirmişlerdir. Bunun sonucunda Hamidi ailesi Mardin ve çevresinde Hâmidiler adıyla meşhur olmuşlardır. Ailenin tüm tasavvuf erbâbını incelemek ayrı ve müstakil bir inceleme konusu olacak kadar geniştir. Bu sebeplerden ötürü Şeyh Hamid’in ve oğullarının tercüme-i halleri verilecek onlardan sonra gelen aile fertlerinin faaliyetlerini “Şeyh Hamid ve Evladından sonra Dergâhların Durumu ” başlığı altında incelenecektir.

Şeyh Hamid’in silsilesi ise Şeyh Halid Cezerî’den sonra Mevlânâ Hâlid Bağdâdî’ye ulaşmaktadır.

Şeyh Hamidi Mardini

Şeyh Hâmid (1802-1882)

Siirt’te 3 Mayıs 1802’de doğan Şeyh Hâmid, ömrünün son kırk yılını Mardin’de geçirdiğinden “Şah-ı Mardin” olarak bilinmektedir.[5] Babası genç yaşından itibaren Siirt Ulu Camii vaizi ve imamı olan Seyyid Abdullahtır. Erzurumlu İbrahim Hakkı’nın (v. 1780) öğrencisi olan Seyyid Abdullah, Seyyid Şeyh Abdurrahman’dan Kâdirî Tarîkatı icâzetini almıştır. Yedi defa hacca giden Seyyid Abdullah yedinci haccında 1822 yılında şu anda Suudi Arabistan sınırlarında kalan Yenbu’da vefat etmiştir.[6]

Seyyid Abdullah’ın soyu peygamberimize dayanmaktadır. Ailenin elinde seyyid olduklarına dair şecere hâlâ mevcuttur. Mardin’e gelen müfessir Şihabuddin Mahmûd Âlûsî (v.1854) de bu şecereyi görmüş ve nesebi nazmetmiştir. Bu şecereye göre Seyyid Abdullah’tan peygamberimize doğru ailenin nesebi şu şekildedir: Abdullah, Mirza, Muhammed, Ahmed, İbrahim, Musa, İbrahim, Muhammed, Ahmed, Cebrail, Ali, Muhammed, Yusuf, Muhammed, Ubeydullah, Muhammed, Şihabüddin el-Muhtedi, Muhammed, Ali, Müslim el-Ahvel, Muhammed Emirü'l- Hâcc, Muhammed el-Eşter, Ubeydullah es-Salis, Ali el-Alim, Ubeydullah es-Sani, Ali es-Salih, Ubeydullah el-A'rac, . Hüseyin el-Asğar, Ali Zeynelabidin, Hüseyin, Ali.[7]

Bu şeceredeki zatlar Mûsâ’dan itibaren Kâdiri şeyhidirler. Nakşibendiliğe intisap Şeyh Hâmid ile başlamıştır.[8]

İlk tahsiline babasının yanında başlayan Şeyh Hâmid; yedi yaşında Kuran-ı Kerimi hatmetmiş ve on yaşında hafız olmuştur. Tahsilinin mühim bir kısmını zamanının büyük âlimlerinden Molla Halil Siirdî’den (v. 1843) almış ve ilim icâzetini kendisinden almıştır.79

İlim tahsilinin ardından hac vazifesini yerine getirmek üzere yola çıkmış ve Halep’te Şeyh Ebül-Vefâ el-Halebî’den Kâdiri tarikatı icâzetini almıştır. Yol emniyetli olmadığından hac vazifesini yapamadan memleketine geri dönmüştür.80

Siirt’e döndükten sonra onun şöyle dediği nakledilir: Nasihatleri ile her zaman amel edebileceğim ve kendisinden feyiz alacağım bir mürşid arıyordum. Cizre ’de Mevlânâ Hâlid Bağdâdî’nin halîfesi Şeyh Hâlid Cezerî’nin namını duydum. Onun yanına gitme iştiyakı hissettim. Ben tam da bu haldeyken kendisinden bir mektup aldım. Mektubunda şöyle diyordu: “İlim, takvâ ve ver'a yönlerinden üstün olduğunu duyuyoruz. Talebeleri yönlendirmekteki azim ve gayretinizi de bilmekteyiz. Bize buyursanız daha iyi olur çünkü manevi terbiyenizin tamamlanması inşallah yanımızda olacaktır.”Ben de cevabî mektubumda şöyle dedim: “İbn Hacer’in de dediği gibi bir kimsenin yanında seyr ü sülûka gireceği mürşidi ziyaret etmeden evvel o zatta fena fi-şeyh olması lazımdır, benim de cezbeye tutulmamış bir nefis ile size gelmem muhaldir. Eğer bu cezbe haline varırsam inşallah sizinle müşerref olacağım.”81 Şeyh Hamid, bu cevabıyla manevi bir işaret görmeyi kastetmiştir. Nitekim hadisenin devamı bu şekilde gelişmiştir.

Çok geçmeden büyük bir zat rüyamda manevi terbiyemin Şeyh Hâlid’in yanında olacağını söyledi. Bu rüyadan sonra Şeyh Hâlid el-Cezerî’nin yanına gittim, zikir, mücahade, riyazat ile meşgul olarak seyr ü sülûkte ve makâmlarda yüksek mertebelere vardım. Daha sonra kendisi bana halîfelik verdi. ” 82

Şeyh Hâlid Cezerî’den halifelik aldıktan sonra Siirt’e dönen Şeyh Hâmid, ilim ve irşad faaliyetlerine başlamış ve namı geniş bir çevrede duyulmaya başlamıştır. Dünyanın değişik yerlerinden çok sayıda âlim kendisini ziyaret etmeye başlamıştır. Hasankeyf halkının ısrarı üzerine buraya yerleşmiştir. Burada iki yıl kaldıktan sonra Mardin’e gelmiştir. Mardin’e gelişinde; büyük, küçük, zengin, fakir [9] [10] [11] [12] fark etmeden Mardin halkının büyük bir kısmı kendisini karşılamaya gelmiştir. Mardin halkı kendisine kısa sürede bir ev inşa etmiştir. Evin kapısının üstünde asılı taşta üzerinde aşağıdaki beyit Arapça yazılmıştır:

Mardin ’imiz Allaha ibadet edenle süslendi

Cümlesi Hamid ile müjdelendi

Ona ev yapmak için herkes infakta bulundu

Allah ’ın rızasını kazanmak için hemen de tamamladılar 83

Mardin halkının Şeyh Hâmid’e gösterdiği saygı, hürmet hiç azalmaz aksine gün be gün artmıştır.84 Nitekim Mardin ve çevre halkının kendisine gösterdiği teveccühten dolayı devlet ricâli de bazı sıkıntıların çözümünde kendisine başvurmuştur. Bedirhan Bey ayaklanması sırasında Diyarbakır Valisi Hayrettin Paşa, Şeyh Hâmid’in de içinde bulunduğu şeyhlere mektup göndermiştir. Mektubunda kendisinin Nakşibendiyye Tarîkatın’dan icâzetli olduğunu ve icâzetin bir suretini gönderdiğini belirttikten sonra Bedirhan Bey’in de Nakşibendiyye Tarîkatından olduğunu duyduğu için şeyhlerden ona nasihat etmelerini istemiştir. Mektup şu şekilde devam etmektedir:

“Mektubuma güvenin, kendisine nasihat edin. Acizlerin fakirlerin kurtuluşlarına sebep ve vesile olun. Bedirhan Bey kendisini ve yakınlarının mal ve canlarından korkuyorsa ben güvence veririm. Padişahım efendim tarafından taahhüt ederim ki kendisi sizlerle beraber tarafımıza gelirse, onu İstanbul’a gönderirim. Sultanımız kendisine nimetler ve rütbeler ihsan eder. Eğer nasihatinizi dinlemezse onunla birlikte olmayın. O zaman Bedirhan Bey yalnız kalır ve göreceğini inşallah görür. Es-selam.”8 [13] [14] [15]

Mardin’de tedrisat faaliyetlerine devam eden ve seksene yakın kişiye icâzet veren[16] Şeyh Hâmid’den yanında gayr-i müslimler de ders okumuştur.[17] Şeyh Hâmid; medresesinde İslami İlimler’in yanında Matematik, Astronomi, Felsefe, Hendese, Tıp bilimi gibi bilimleri de okutur. Aynı durum evladlarının açtığı medreseler için de geçerlidir.[18]

Şeyh Hamidi Mardini

Şeyh Hâmid’in yanında icâzet alan kişilerden bazıları ise şunlardır

  • Kasım Padişah Medresesi müderrisliği, Mardin ve Diyarbakır Müftülüğü yapan Ahmet Hilmi Efendi.
  • Sadüddin Zade Muhammed Efendi.
  • Kasım Padişah Medresesi müderrislerinden Hakizade Ahmed Efendi.
  • Mardin eski müftülerinden Muhammed Kemal Efendi.
  • Mardin eski müftülerinden Ömer Şevki Efendi.[19]

Şeyh Hâmid, Mardin’de bulunduğu sürede yanından hiçbir zaman ilim talebesi eksik olmadığı gibi halîfelerine de ilim tedrisatına önem vermelerini tavsiye etmiştir. Halîfelerinden Şeyh Muhammed-i Hazrovî[20], bir gün Diyarbakır Ulu Cami’nde sohbet ederken sohbettekilerden birinin: “Ben şimdi Şeyh Efendi’nin sarığının göklere değdiğini görüyorum” demesi üzerine Şeyh Muhammed-i Hazrovî derhal Mardin’e mürşidi Şeyh Hâmid’in yanına giderek “ Efendim! Müridler benim için gerçek dışı şeyler söylemeye başladılar. Eğer Şeyhlik benim için talebe yetiştirmekse kabul ediyorum. Yoksa ben emanetinizi kabul etmiyorum” der. Şeyh Hâmid halîfesine: “Sen yalnız tedrisat yap yeter” der.[21]

Bu zatın mürşidi olan Şeyh Hâmid ile tanışması ise tamamen tevafuk eseri olmuştur. Ticaret için Mardin’e giden Şeyh Muhammedi-i Hazrovî, bir anlaşmazlık
yaşayınca Şeyh Hâmid’in hakemliği teklif edilir. Bu şekilde mürşidi ile tanışan Şeyh Muhammedi-i Hazrovî, Şeyh Hâmid’e intisap etmiştir.92 Bu olaydan da anlaşıldığı gibi Şeyh Hâmid’in güvenirliği konusunda Mardin halkının itimadı tamdır.

Yazdığı Ruhu’l-Meânî adlı tefsiri Osmanlı Padişahı Sultan Abdülmecid’e takdim etmek ve müftülükten haksız yere azledildiğini arz etmek üzere İstanbul’a gitmeye karar veren Âlûsî, Mardin’de Şeyh Hâmid’i ziyaret etmiş ve kendisi hakkında şunları eserinde kaydetmiştir: “Mardin kalesine çıktık. Peşinden Şeyh

Hâmid’i ziyaret ettik. Bu ziyaret, müritlerinin bir grubuyla birlikte oğlunu bize göndermesinden sonra oldu. Oğlu, bize selam verdikten sonra babasının karşılamaya gelmeyişinden ötürü bize özür beyan etti. Biz de özrünü kabul ettik. Teberrüken onu ziyaret ettik. Ziyaretimde Şeyh Hâmid’in ümmetin en hayırlı fertlerinden biri olduğunu Hâlidiyye tarîkatını fani hakir dünyayı kazanmak için bir tuzak, tesbihinin tanelerini de hayat ceylanlarını (menfaatlerini) avladığı mermi haline getirmediğini gördüm. Mâsivayı geriye atmış, tüm işlerinde mevlâsına dayanmış, elini dünyanın süsünden çekmiş, çiçeğine bakmaz olmuş, tamahkârlığın gölgesinde dahi durmamış, Allah tealâ’nın indirdiğinden başka şeye de tabi olmamış. Allah halk arasında emsalini çoğaltsın. Onun irşadı vesilesiyle Nakşibendîliği sağlamlaştırsın "93

İstanbul’dan dönüşünde de Şeyh Hâmid’i Ziyaret eden Alûsî, Şeyh Hâmid’den yine övgüyle bahsetmiştir.94

Şeyh Hâmid, su ve ekmekle iktifa edecek kadar zühde önem verirdi.95 Çok ağlayan, devamlı zikir, murakabe halinde olan ve gerekmedikçe kafasını kaldırmayan bir zattı. Caddeden geçerken halk kendisine son derece saygı ve ihtiram gösterirdi.96 Seherleri zikir ve evrâd ile ya da talebelerine ders vererek ihya ederdi. Kendisinden otuz bini aşkın kişinin el aldığı söylenmektedir.97 [22] [23] [24] [25] [26] [27]

Konuşması ve hâlleriyle etkileyici olan Şah-ı Mardin, birçok kişinin hayatında olumlu değişikliklere vesile olmuştur. Bunlardan biri de bölgenin ileri gelenlerinden Hacı Abdullah’tır. Şah-ı Mardin’e mürid olmadan önce çevresi ile olan ilişkilerinde sert mizacı ile bilinen Hacı Abdullah, Şah-ı Mardin’e mürid olduktan sonra hacca gitmiş ve sert mizacını terk etmiştir. Ayrıca mürid olduktan sonra Savur’da cami yaptırmış ve Savur Çayı üstünde bulunan köprüyü onarmıştır [28]

İlim ve irfan ile geçen bir ömrün ardından 1882 senesinde Şeyh Hâmid vefat etmiştir. Cenaze namazına Mardin mutasarrıfı Muhammed Said Paşa da katılmış ve askerlerin namaza tüfeklerin namlusu yere bakacak şekilde katılmasını istemiştir. Vefatının tesirinden dolayı birçok şair, üzüntülerini ifade eden mersiyeler yazmışlardır. Cenaze namazını oğlu Şeyh İbrahim kıldırmıştır. Şeyh Hâmid’in türbesi Mardin’in doğusunda, Midyat yolunun girişinde bulunmakta ve türbesi halk tarafından hâlâ ziyaret edilmektedir.[29]

Dört evlilik yapan Şeyh Hâmid’in beşi erkek dördü kız olmak üzere dokuz çocuğu olmuştur. Bütün erkek çocukları okumuş, Mardin ve çevresinde irşad ve tedrisat faaliyetlerinde bulunmuşlardır. Büyük oğlu İbrahim Efendi Batman Gercüş’e bağlı Kayapınar/Aynkaf köyünde, Abdullah Efendi Mardin Dara köyünde, Muhammed Alaaddin Efendi Mardin Savur’a bağlı Başkavak/Ahmediyye köyünde, Abdulhalim Efendi Mardin Midyat’a bağlı Kutlubey/Tınat köyünde irşad ve tedrisat faaliyetlerini yürütmüştür. En küçük oğlu Abdurrahman Efendi ise babasının vefatından sonra onun yerine geçmiştir.[30]

Şeyh Hâmid’in yazdığı eserler ise şunlardır

1. - Urcûzetü’t-Tullâb fiz-Zurûf ve’l-Carri ve’l-Mecrûri ve’l-l'râb: Nahiv ilmine dairdir. Yazma halindedir. Bir nüshası Muhammed Sadık Hâmidî’nin, kütüphanesindedir.

2. - er-Risâletu’l-Vehbiyye fi Süneni’s-Salati’r-Rubaiyye: Fıkıh ilmine dairdir. Bu eser, Hüseyin Haydar tarafından tahkik edilerek Yemen’deki San’a Üniversitesi’ne yüksek lisans tezi olarak takdim edilmiş ve 2012 yılında Beyrut’ta basılmıştır.

3. - er-Risâletu’z-Zehebiyye fi Akaidi Ehli’S-Sünneti ve’l-Cemaati’l- Muhammediyye: Akaide dairdir. Bu eseri torunu Şeyh Muhammed Ali, “Cevheretu’l- Yâkutiye Şeru- Risâleti’z-Zehebiyye " adıyla şerhetmiştir.

4. - el-Fetava el-Hâmidiyye: Bu eserinde Şafii Fıkhın’a ait fetvaları toplamıştır.[31]

Şeyh Hamidi Mardini

Şeyh Hâmid’in halîfeleri ise şunlardır

  • Şeyh Muhammed (Oğlu)
  • Şeyh Abdullah (Oğlu)
  • Şeyh Abdurrahman (Oğlu)
  • Şeyh Abdulhalim (Oğlu)
  • Şeyh İbrahim (Oğlu)
  • Şeyh Muhammed Sait (torunu)
  • Şeyh Muhammed (Diyarbakır/Hazro)
  • Şeyh Ahmed (Diyarbakır/Lice)
  • Şeyh Salih (Diyarbakır/Hani)
  • Şeyh Muhammed (Diyarbakır/Lice)
  • Şeyh İlyas (Batman/Hasankeyf)
  • Şeyh Abdullah (Mardin/Derik)102

Son olarak Şeyh Efendi’nin isim zikretmeksizin bir şeyhe yazdığı, İslam şeriatına muhalefetinden dolayı kendisini uyardığı mektubun tercümesine yer vermek istiyoruz. Zira bu mektup, Şey Hâmid’in tasavvuf ilmine olan vukufunu ve tasavvufî görüşlerini göstermesi bakımından mühimdir.

“Bismillâhirrahmanirrahim

Zelil olan kul ve azdan da az olan Seyyid Hâmid Nakşibendi’den:

Tarîkat ve tarîkat ehline muhalif olan bazı fiillerin senden ve takipçilerinden hâsıl olduğunu bir müddettir duyuyoruz. Aynı şekilde senin ve takipçilerinin ilginç hurafeler uydurduğunu da duyuyoruz. Nefsinle ve kıskançlıkla hareket etmektesin. Tarîkat, hurafecilerden beridir. Bu yaptıklarınızı uzun süredir duymamıza rağmen düzelmeniz umuduyla sessiz kaldık. Fakat bu hurafelerde ısrar etmekten başka bir şey duymadığımızdan seni uyarmamız artık gerekli oldu.

Çıkardığınız hurafelerden duyduklarımız şunlardır: İman ve İslâm’ı bilmeyen, helâl ile haramı birbirinden ayırd edemeyen takipçilerine anlamsız ve batıl şatahâtlar öğretiyorsun. Bununla yetinmeyip öğrettiklerini “hâl dili” diye adlandırmaktasın. Allah ’a sığınırız. Bilakis öğrettiklerin dalaletin dilinden başka bir şey değildir. Namaz için kamet getirildiğinde de bu ahmak takımı raksa başlayıp bu şatahâtları cemaatin önünde dillendirip cemaatle namaza önem vermiyorlar.

Hurafelerinden biri de bir kişi de en ufak bir hata gördüğün zaman takipçilerine o kişiyi başı yarılıp kanı akıncaya kadar vurmalarına emretmendir. Bu tarîkat halîfelerinin yolu değildir. Bu görev emirlerin ve hâkimlerin görevidir.

Senin hakkında duyup tekit ettiğimiz batıl şeylerden birisi ve en büyüğü de: Takipçilerin yanında toplandıklarında sana “falan şeyh Allah ’ın peygamberidir.” diyorlar. Allah ’a sığınırım. Şüphe yok ki bu sözü söyleyen onun zâhir manasını kast etmişse küfre düşer. Sen onları bu sözden dolayı azarlamıyorsun, onları bu sözü söylemekten alıkoymuyorsun ve bu sözden dolayı imanlarını tazelemeleri gerektiğini belirtmiyorsun. [32]

Eğer “şeyhin peygamber olduğunu söyleyenler ve söz konusu şatâhatı dillendirenler cezbe dolayısıyla bunları söylemektedirler.” dersen biz de deriz ki: Bu bir hatadır. Bu hatanın kaynağı cezbenin hakiki anlamını bilmemenden kaynaklanmaktadır. Bu kişilerin cezbe makamıyla hiçbir alakaları yoktur. Bunlar ve cezbe arasında büyük uçurum vardır. Şayet sözün uzamasından çekinmeseydim sana İmâm Gazzâlî’nin cezbe hakkında söylediklerini burada zikredecektim.

Senin hakkında duyup tekit ettiğimiz bâtıl şeylerden birisi de: Tarikatın ilkelerini değiştirip; Allah’ın yükselttiği tarîkat gerçeklerinin değerini düşürmen; tarîkatın esaslarına, kaidelerine ve ahkâmlarına riayet etmemendir. Bilindiği gibi tarîkatın esası haset, kin gıybet, kibir gibi kötü huylardan arınmak ve tevazu, ahde vefa, hilm ve -şer 'an de vacip olduğu üzere- kötülüğü yok etmek için çalışmak gibi güzel huylarla süslenmektir. Zira içtinap edilmesi gereken şeyler “kalbin kebâirleri/kalbin büyük günahları” diye tavsif edilmiştir. İbn Hacer, ez-Zevâcir adlı eserinde şöyle der: “Kalbin kebâiri organların kebâirinden daha büyüktür. Zira bunlar fıska ve zulme sebebiyet vermektedir. Kalbin kebâiri iyilikleri yok eder ve sahibini şiddetli cezalarla karşı karşıya getirir. Kalbin kebâirlerinde ısrar etmek - bu günahların tahirbatının büyüklüğü ve devamlılığından dolayı- organların kebâiri olan zina, içki ve hırsızlık günahlarında ısrar etmekten daha büyük bir günahtır. Kalbin kötü huylarından vazgeçmek farzdır. Kalbin kebâirinin tesiri- kişinin tabiatı gelmesi ve kalbine iyice yerleşmesi bakımından - süreklilik gösterir. Organların kebâirinin tesiri ise hızlı bir şekilde yok olur. ”

Sen bunun tam aksine davranıyorsun. Bize gelen duyumlara göre senin bu kötü huylar üzerinde olduğuna dairdir. Hatta bizzat hocalarına kin beslediğini ve kıskaçlıkla hareket ettiğini, onlarla olan bağlantılarını kopardığım duyduk. Bu huylar cahil Müslümana bile yakışmayan huylardır. Kaldı ki sen sâlih bir insan olduğunu iddia ediyorsun.

Peygamber efendimiz buyurmuştur ki: “Köpeklerin olduğu eve melekler girmez. “Kalp de bir evdir ve meleklerin yeri kalptir. Kin, haset, kıskançlık gibi kötü huylar ise köpek mesabesindedirler. Köpeklerle dolu olan kalbe meleklerin gelmesi mümkün müdür? Bu bakımdan şeyhine ve hocalarına kin beslediğin sürece müridlere teveccüh göstermen doğru değildir. Çünkü teveccüh müridin kalbine bir nurun ilka edilmesidir. Sen ise bu kötü huylarından dolayı böyle bir halden uzaksın

Çoğu tasavvuf büyükleri şöyle demiştir: Küfür, nimetleri görüp nimet vereni unutmaktır. Anlattıklarım gerçekleri görmek isteyenler için yeterlidir. O, şahittir,”103

Ahmet Arslan

Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü
Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı
Tasavvuf Bilim Dalı

---------------------------------

[1] Murat Özaydın, Şeyh Abdurrahman Aktepe Hayatı, Eserleri, Görüşleri, Cihan Yayınlan, İstanbul 2009, s. 167.

[2] İbrahim Baz, “Mevlana Hâlid-i Bağdadi’nin Haîfelerinden Şeyh Hâlid-i Cezeri ve Basret Dergâhı”,

Tasavvuf İlmi ve Akademik Araştırma Dergisi, c. 32, s. 157.

[3] Mehmet Saki Çakır, Seyyid Tâhâ Hakkarî ve Nehrî Dergâhı (19. Yüzyılda Nakşibendi- Hâlidîlik), Nizamiye Akademi, İstanbul 2017, s. 117; Baz, “Mevlana Hâlid-i Bağdadi’nin Halîfelerinden Şeyh Hâlid-i Cezeri ve Basret Dergâhı”, s. 165.

[4] Baz, “Mevlana Hâlid-i Bağdadi’nin Halîfelerinden Şeyh Hâlid-i Cezeri ve Basret Dergâhı”, s.

156-164.

[5] Muhammed Sadık Hamidi, “Mardinli Şeyh Hamid Ve Oğlu Şeyh Abdurrahman Zihni Efendi”,

Makalelerle Mardin IV, Önemli Simalar Dini Topluluklar, Mardin İhtisas Kütüphanesi Yayınları, İstanbul 2007, s. 39.

[6] Muhammed Sadık Hamidi, “Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, Medrese ve İlahiyat

Kavşağında İslami İlimler (Uluslararası Sempozyumu), Bingöl Üniversitesi Yayınları, İstanbul 2013, s. 338.

[7] Cemal Abdullah Aydın, “Bağdât Müftüsü Mahmud Âlûsî’ye (D.1802-1854) Ait Bir Neseb Manzumesi”, Şarkiyat Mecmuası, c. 16, s. 10.

[8] Abdulhâlim b. Şeyh Mûsa el-Mardînî, eş-Şeceretü’d-Dürriyye fî Menâkibi’s-Sâdâti’l- Hâmidiyye, Erkan Yayınevi, İstanbul 1412, s. 100.

[9] Hamidi, “Mardinli Şeyh Hamid Ve Oğlu Şeyh Abdurrahman Zihni Efendi”, s. 39.

[10] el-Mardinî, eş-Şeceretü’d-Dürriyye fî Menâkibi’s-Sâdâti’l-Hâmidiyye, s. 116.

[11] el-Mardinî, eş-Şeceretü’d-Dürriyye fî Menâkibi’s-Sâdâti’l-Hâmidiyye, s. 116.

[12] el-Mardinî, eş-Şeceretü’d-Dürriyye fî Menâkibi’s-Sâdâti’l-Hâmidiyye, s. 117.

[13] Hamidi, “Mardinli Şeyh Hamid Ve Oğlu Şeyh Abdurrahman Zihni Efendi”, s. 41.

[14] el-Mardinî, eş-Şeceretü’d-Dürriyye fî Menâkibi’s-Sâdâti’l-Hâmidiyye, s. 119.

[15] Nazmi Sevgen, Doğu ve Güneydoğu Anadolu’da Türk Beylikleri -Osmanlı Belgeleri ile Kürt

Tarihi-, Halil Kemal Türközü (Yay. Haz.), Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü, Ankara 1982, s. 80-81; Bu mektubun bir nüshası Muhammed Sadık Hamid’in arşivinde de bulunmaktadır.

[16] el-Mardinî, eş-Şeceretü’d-Dürriyye fî Menâkibi’s-Sâdâti’l-Hâmidiyye, s. 123.

[17] Hamidi, “Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, s. 432.

[18] Hamidi, “Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, s. 430.

[19] Hamidi, “Mardinli Şeyh Hamid Ve Oğlu Şeyh Abdurrahman Zihni Efendi”, s. 44.

[20] Bu zatın hayatı için bkz. (M.Şefik Korkusuz, Diyarbekir Velileri I-II, Kent Yayıncılık, İstanbul 2004, s. 287.).

[21] M.Şefik Korkusuz, Diyarbekir Velileri I-II, Kent Yayıncılık, İstanbul 2004, s. 287.

[22] Korkusuz, Diyarbekir Velileri I-II, s. 287.

[23] Âlûsî, Şihâbuddîn Mahmûd b. Abdîllah el-Hüseyni, Neşvetu'ş-Şemul fi's-Seferi ilâ İslambûl, yy.

Âlûsî, Şihâbuddîn Mahmûd b. Abdîllah el-Hüseyni, Neşvetu'l-Mudâm fi'l-A'vdi ilâ Medineti’s- Selâm, yy. ts. , s.89.

el-Mardinî, eş-Şeceretü’d-Dürriyye fî Menâkibi’s-Sâdâti’l-Hâmidiyye, s. 90.

el-Mardinî, eş-Şeceretü’d-Dürriyye fî Menâkibi’s-Sâdâti’l-Hâmidiyye, s. 94.

el-Mardinî, eş-Şeceretü’d-Dürriyye fî Menâkibi’s-Sâdâti’l-Hâmidiyye, s.96.

[28] Muhammed Sadık Hamidi, Başkavak/Ahmediyye Köyü Eğitim Tarihi Hamidi Ailesi Ve Ahmediyye Medresesi,( Yayınlanmamış Çalışma) s. 5; İrfan Yıldız, Erkan Koç, “Mardinde’ki Tarihi Camiler Üzerine Bir Değerlendirme”, Mukaddime, c. 2, s. 103.

[29] el-Mardinî, eş-Şeceretü’d-Dürriyye fî Menâkibi’s-Sâdâti’l-Hâmidiyye, s. 137.

[30] Hamidi, “Mardinli Şeyh Hamid Ve Oğlu Şeyh Abdurrahman Zihni Efendi”, s. 49.

[31] Hamidi, "Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, s. 443.

[32] Hamidi, “Mardinli Şeyh Hamid Ve Oğlu Şeyh Abdurrahman Zihni Efendi”, s. 50.

Yorumlar (0)
25
parçalı az bulutlu
Namaz Vakti 04 Ağustos 2021
İmsak
Güneş
Öğle
İkindi
Akşam
Yatsı
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 0 0
2. Alanyaspor 0 0
3. Altay 0 0
4. Antalyaspor 0 0
5. Beşiktaş 0 0
6. Karagümrük 0 0
7. Fenerbahçe 0 0
8. Galatasaray 0 0
9. Gaziantep FK 0 0
10. Giresunspor 0 0
11. Göztepe 0 0
12. Hatayspor 0 0
13. Başakşehir 0 0
14. Kasımpaşa 0 0
15. Kayserispor 0 0
16. Konyaspor 0 0
17. Rizespor 0 0
18. Sivasspor 0 0
19. Trabzonspor 0 0
20. Malatyaspor 0 0
Takımlar O P
1. Adanaspor 0 0
2. Altınordu 0 0
3. Ankara Keçiörengücü 0 0
4. Ankaragücü 0 0
5. Erzurumspor 0 0
6. Balıkesirspor 0 0
7. Bandırmaspor 0 0
8. Boluspor 0 0
9. Bursaspor 0 0
10. Denizlispor 0 0
11. Eyüpspor 0 0
12. Gençlerbirliği 0 0
13. Kocaelispor 0 0
14. Manisa FK 0 0
15. Menemenspor 0 0
16. Samsunspor 0 0
17. Tuzlaspor 0 0
18. Ümraniye 0 0
19. İstanbulspor 0 0
Takımlar O P
1. Arsenal 0 0
2. Aston Villa 0 0
3. Brentford 0 0
4. Brighton 0 0
5. Burnley 0 0
6. Chelsea 0 0
7. Crystal Palace 0 0
8. Everton 0 0
9. Leeds United 0 0
10. Leicester City 0 0
11. Liverpool 0 0
12. Man City 0 0
13. M. United 0 0
14. Newcastle 0 0
15. Norwich City 0 0
16. Southampton 0 0
17. Tottenham 0 0
18. Watford 0 0
19. West Ham 0 0
20. Wolverhampton 0 0
Takımlar O P
1. Deportivo Alaves 0 0
2. Athletic Bilbao 0 0
3. Atletico Madrid 0 0
4. Barcelona 0 0
5. Cádiz 0 0
6. Celta de Vigo 0 0
7. Elche 0 0
8. Espanyol 0 0
9. Getafe 0 0
10. Granada 0 0
11. Levante 0 0
12. Mallorca 0 0
13. Osasuna 0 0
14. Rayo Vallecano 0 0
15. Real Betis 0 0
16. Real Madrid 0 0
17. Real Sociedad 0 0
18. Sevilla 0 0
19. Valencia 0 0
20. Villarreal 0 0
Günün Karikatürü Tümü