Uhut Savaşı ve Şehitliği

Putperest Kureyşliler Mekke dışındaki Arap kabilelerinin de katılmasıyla 3.000 kişilik bir askerî kuvvet hazırladılar. Bu kuvvette 700 zırhlı, 200 atlı süvari, 300 deve vardı. Rasûlullah (s.a.s.) 700 Müslümanla Cumartesi sabahı Uhud dağına ulaştı. Sırtını dağa vererek karşıdaki çorak arazide yer tutan düşmana karşı saf tuttu.

TARİH 05.04.2021, 20:40 05.04.2021, 21:33 Ramazan Peri
262
Uhut Savaşı ve Şehitliği

Uhud savaşı, hicret’in üçüncü yılında Uhud Dağı civarında müşriklerle yapılan bir savaştır. Uhud savaşından önce Kureyş’in öfkesi kabarmış, kin ve intikam duyguları artmıştı. Bedir’de yakınlarını kaybeden Utbe kızı Hind “Muhammed’le arkadaşlarından öç almadıkça içim rahatlamayacak, Muhammed’le savaş yapmadıkça koku sürünmek bana haram olsun. Sevdiklerimin intikamının alındığını gözümle görmedikçe bana sevinmek yok!” diyordu. Müşrik kadınlar böyle bir intikam yemini ettiler mi, intikamları alınmadıkça saçlarını yıkamazlardı. Böylece kinleri hep taze kalırdı. Hind’de böyle yap­mıştı.

Ebu Süfyan ve arkadaşları da buna benzer şekilde and içmişlerdi. Ebu Süfyan’ın yönettiği kervanın malları Dar’un-Nedve’de topluca durmaktaydı. Müşriklerin ileri gelenleri, herkese katılma payını verdikten sonra geri kalan kâr ile güçlü bir ordu hazırlanmasına karar verdiler. Onlara göre Müslümanlar Kureyş büyüklerini öldürmüşlerdi, onların intikamını almak gerekliydi. Bedir’de yakınları öldürülenler karalar giyinmiş vaziyette kabileler arasında do­laşıyor, şairler mersiyeler söyleyerek Arapları savaşa teşvik ediyorlardı.

Putperest Kureyşliler Mekke dışındaki Arap kabilelerinin de katılmasıyla 3.000 kişilik bir askerî kuvvet hazırladılar. Bu kuvvette 700 zırhlı, 200 atlı süvari, 300 deve vardı. Aralarında, başta Ebu Süfyan’ın karısı Hind olduğu halde 14 tane de kadın vardı. Bedir’de babasını ve öteki yakınlarından bazı­larını kaybetmiş olan Hind’in kalbini iğrenç bir intikam duygusu bürümüştü.

Amcası Abbas (r.a.) Hz. Muhammed (s.a.s.)’i çok severdi. Bu sebeple bir mektup yazarak Kureyş’in savaş hazırlıklarını yeğenine bildirdi. Peygambe­rimiz (s.a.s.) amcasından gelen mektubu okuttu ve mektupta bildirilen haberi gizli tutarak keşifçiler gönderdi. Keşifçilerin getirdiği haberler mektupta am­casının bildirdiklerine aynen uyuyordu. Düşman büyük bir ordu hazırlamıştı ve Medine’ye doğru ilerliyordu.

Bunun üzerine, Rasûlullah (s.a.s.) bir savaş meclisi kurarak meseleyi ayrın­tılı olarak ashabıyla görüştü. Rasûlullah (s.a.s.) düşmanı şehrin dışında karşı- lamayıp şehri içerden savunmak görüşündeydi. Bu kararda iki önemli sebep vardı: Medineliler daha önce böyle bir savunma savaşı yaptıkları için bu hu­susta tecrübeli idiler. Diğer bir sebep ise şehir içeriden savunulurken kadınlar ve çocuklarda harbe iştirak edip evlerin damından düşmana taş atabilirlerdi.

Fakat özellikle Bedir savaşına katılan gaziler hakkında nazil olan övücü ayetlerin etkisinde kalan gençler, düşmanın dışarıda karşılanmasından yana idiler. Düşmanla bir meydan savaşı yapmak istiyorlardı. Rasûlullah (s.a.s.) ashabın isteklerini kırmayarak düşmanı karşılamak üzere kılıcını kuşandı ve zırhını giydi.

Tam Uhud meydanına doğru yola çıkılmıştı ki, münafıkların reisi Abdullah b. Ubey b. Selül şehrin içinde kalınarak savunma yapılmadığını bahane ede­rek 300 kişilik kuvvetini geri çekti. Gayesi savaşmak değildi. Müslümanları düşman karşısında güçsüz bırakmak istiyordu. Böylece Müslüman ordusunun mevcudu 1000’den 700’e düşmüş bulunuyordu.

Hz. Peygamber önce şehri içerden savunmak istemişti. Planlı olan bu olay müminlerde moral bozukluğu yapınca bazı sahabiler geri dönüp ilk kararı uygulayalım, yani şehri içerden savunalım dediler. Buna karşılık Hz. Pey­gamber “Bir peygamber zırhını giydikten sonra, savaşmadan onu çıkarmaz.”(Zâdü’l-Meâd, 2/231; İbnü’l-Esîr, 2/150) “Eğer sabreder, görevinizi tam ya­parsanız, Allah’ın yardımıyla zafer bizimdir” dedi.

İslam Ordusunun Savaş Alanına Hareketi

Düşman, Medine’nin yegâne açık sahası olan kısımdan içeriye sızarak ka­rargâhını Uhud Dağının Medine’ye bakan eteklerinde kurmuştu. Rasûlullah (s.a.s.) 700 Müslümanla Cumartesi sabahı Uhud dağına ulaştı. Sırtını dağa vererek karşıdaki çorak arazide yer tutan düşmana karşı saf tuttu. Düşmanın düşüncesi Müslüman ordusunu mağlup ettikten sonra şehri yağmalamaktı. Bunun için, Medine’nin yakınında Uhud önleri savaş sahası seçilmişti.

Rasûlullah (s.a.s.) Bedir’de olduğu gibi bu savaşta da İslâm ordusunu savaş düzenine göre yerli yerine yerleştirdi. Düşmanın sızabileceği, kuşatma yapa­bileceği geçit ve gedikleri de okçularla korudu ve özellikle ordunun sol tara­fındaki dağın vadisini beklemek üzere Abdullah b. Cübeyr kumandası altında elli kişilik, okçu birliğini bıraktı ve “Düşman yense de, yenilse de kesinlikle yerlerinizden ayrılmayınız.” (Buhârî, 4/26 ve 5/29; Tecrid Tercemesi, 8/457, Hadis No: 1269) diye tembihte bulundu.

11 Şevval (27 Mart 625) Cumartesi günü savaş başladı. Bu savaşta Bedir’de olduğu gibi önce belli kişilerin vuruşması olmamıştır. Toptan hücumvari bir saldırı söz konusudur. Sonra savaş kızıştı. Rasûlullah (s.a.s) almış olduğu as­kerî tedbirler ve uygulamış olduğu planlar sayesinde ilk safhada müslümanlar galip geldiler.

Hz. Hamza’nın Şehid Edilmesi

Rasûlullah (s.a.s.)’ın amcası Hz. Hamza kükremiş bir aslan gibi düşmana kılıç sallayarak ilerliyor, hasımlarını kırıp geçiriyordu. Diğer Müslümanlar da ellerinden gelen çabayı gösteriyorlardı. Düşmanlar da olanca gayretleriyle kılıca sarılmalarına rağmen bozguna uğramaktan kendilerini kurtaramadılar. Tef çalarak askerlere moral veren düşman kadınları bile korku içinde dağ ya­macına tırmanmaya, kaçmaya başladı. Bununla beraber henüz kesin netice alınmış değildi; düşmanın hızlı bir şekilde takibi ve dönmeyeceği bir noktaya kadar kovalanması gerekiyordu.

Hâlbuki bu inceliği ve harp usulünün bu yönünü bir an unutarak gaflete düşen ve dünyalığa meyleden müslümanlar kılıçlarını bırakıp ganimet toplamaya koyulmuşlardı. Ordunun gerisindeki vadiyi bekleyen elli okçu da ku­mandanlarının ısrarlarına rağmen Rasûlullah (s.a.s.)’in kesin emrini unuta­rak “Burada ne bekliyoruz, savaş bitti, zafer kazanıldı, biz de gidip ganimet toplayalım” dediler. Yerlerinden ayrıldılar ve ganimet toplamaya giriştiler. Abdullah b. Cübeyr: “Arkadaşlar, Rasûlullah (s.a.s.)’in emrini unuttunuz mu? O’ndan emir almadıkça yerimizden ayrılmayacağız.” diye ısrâr ettiyse de din­lemediler.

İşte bu sırada böyle bir anı gözetlemekte olan 200 kişilik düşman süvari birliği komutanı Halid b. Velid az sayıdaki İslâm okçusunun kaldığı geçidi rahatça ele geçirerek İslâm ordusunu arkasından vurmaya başladı. Bunu gören müşrikler geri döndüler ve yeniden hızlı bir saldırıya giriştiler. Böylece Müs- lümanlar iki ateş arasında kaldılar, üstünlüğü sağlamışken dünyalığa dalmala­rı ve Peygamber’in emrini çiğnemeleri yüzünden zor durumlara düştüler. İşte bu safhada, Hamza (r.a), Ebu Süfyan’ın karısı Hind’in kölesi Vahşi tarafından mızrakla vurularak şehid edildi.

Bedir Savaşı’nda babası Utbe, kardeşi Velîd ve amcası Şeybe’yi kaybet­miş olan Ebû Süfyân’ın karısı Hind, babasını öldüren Hamza’dan öç almak istiyordu. Hamza’nın karşısında kimse duramadığı için, Cübeyr b. Mut’im’in kölesi ve iyi bir nişancı olan Habeşli Vahşî’ye Hamza’yı öldürdüğü takdirde, büyük menfaatler vaat etmiş, efendisi Cübeyr de âzâd etmeğe söz vermişti.

Vahşî, Hz. Hamza’nın karşısına çıkmaya cesaret edemedi. Bir taşın arkasına gizlenip, Hamza’nın önünden geçmesini bekledi. Hamza ise savaş alanında durmadan sağa sola koşuyor, elinde kılıç önüne gelen müşrikleri tepeliyordu. O gün tam 8 müşrik öldürmüştü. Bunlardan Abdu’l-Uzza oğlu Sibah’ı öldür­düğü sırada, Vahşî’nin tam önünde bulunuyordu. Vahşî fırsatı kaçırmadı. Ha- beşlilerin çok iyi kullandığı harbesini (kısa mızrağını) gizlendiği yerden fırlat­tı; kahraman Hamza’yı kasığından vurarak şehit etti.( Buhârî, 5/36,37; Tecrid Tercemesi, 10/216-221 (Hadis No: 1585); İbn Hişâm, 3/75) Hz. Hamza’nın ölümünü duyan Hind, koşarak geldi. Hz. Hamza’nın ciğerini çıkartarak eline aldı ağzında çiğnemek istiyordu, fakat içine gelen aşırı bir tiksinti sebebiyle bunu başaramamıştı. Vahşi’yi mükâfatlandırdı ve kölelikten kurtardı.

Savaşın en şiddetli anında Hz. Hamza’nın şehit düşmesi, Müslümanlar için büyük kayıp oldu. Esasen, ansızın önden ve arkadan uğradıkları hücûm sebe­biyle ne yapacaklarını şaşırmışlar, birçok şehid vererek, şuraya buraya dağıl­mışlardı. Bir ara, Rasûlullah (s.a.s.)’ın etrafında sadece, ikisi muhâcirlerden, yedisi ensârdan olmak üzere 9 kişi kalmış, bunlar da birer birer şehid düşmüş­lerdi. (Müslim, 3/1415, (Hadis No: 1789)

Rasûlullah (s.a.s.)’ın Hicretten evvel Medine’ye gönderdiği ilk öğretmen Mus’ab b. Umeyr (r.a) de bu esnada şehid düşenler arasındaydı. Mus’ab (r.a) sima itibariyle Rasûlullah’a benzediğinden şehit düştüğünde, onu şehit eden kişi Rasûlullah (s.a.s.)’ı öldürdüğünü haykırıyordu. Bu durum müslümanların daha da dağılmasına sebep oldu. Ancak kısa zaman sonra Rasûlullah (s.a.s.)’in sağ olduğu anlaşıldı. Uhud Dağının hemen eteklerinde bulunan Rasûlullah (s.a.s.)’ın çevresinde büyük çarpışmalar meydana gelmiştir. Müslümanlar O’nun etrafında dönüyorlar gerektiğinde kollarını, bacaklarını kalkan yerine kullanıyorlardı.

Hz. Talha bu yolda kolunu kaybetmişti. Sa’d b. Ebi Vakkas (r.a)’a ise Rasû­lullah ok veriyor ve: “Anam babam feda olsun, at Yâ Sa’d” diyor, oklarının isabet etmesi için Allah’a dua ediyordu. Müşrikler Rasûlullah (s.a.s.)’ı öldür­mek için hücum ettikçe Müslümanlar onun çevresinde giderek çoğalmışlar ve çetin bir savunma hattı kurmuşlardı. Düşman bu hattı yaramayacağını an­layınca geriye çekilmek durumunda kaldı ve böylece savaş üçüncü safhada denk bir duruma geldi.

Müslümanların bu dağınık durumlarından yararlanan müşrikler, Rasûlullah (s.a.s.)’in yanına kadar sokuldular. Atılan bir taşla Peygamber Efendimizin dudağı yarıldı, dişi kırıldı ve İbni Kamie’nin kılıç darbesiyle yere yıkıldı. Zır­hından kopan iki halka yanağına battığından yüzünden de yaralandı. (Buhârî, 5/35; Müslim, 3/ 1416 (Hadis No: 1790); İbn Hişâm, 3/84)

Ashâb-ı Kirâm, savaş alanında Rasûlullah (s.a.s.)’ı bir türlü bulamıyordu. Hâlbuki Rasûlullah (s.a.s.) bulunduğu yerden hiç ayrılmamıştı. Nihayet Hz. Peygamber Efendimizi Ka’b b. Mâlik gördü ve:

-Ey mü’minler, Rasûlullah (s.a.s.) burada, diye haykırdı. Ka’b’ın sesini duyan Müslümanlar, hemen Rasûlullah (s.a.s.)’ın etrâfında toplanarak, müş­riklerin saldırılarını durdurdular. (İbnü’l-Esîr, 2/157; İbn Hîşâm, 3/88; Zâ- dü’l-Meâd, 2/235)

Ebu Süfyan karşı dağa, Rasûlullah (s.a.s.)’da Uhud’a doğru tırmandı ve bu­gün hâlâ ziyaret edilen mağarada dinlendi. Rasulullah (s.a.s.)’ın dişi kırılmış, yanağı yarılmıştı. Kızı Fatıma onu tedavi etti. Ebû Süfyân, Peygamberimizin sağ olup olmadığını kesin olarak öğrenemediğinden merak içindeydi. Bu se­beple yüksek sesle üç defa:

İçinizde Muhammed (s.a.s.) var mı? Ebû Bekir var mı? Ömer var mı? diye seslendi. Rasûlullah (s.a.s.) cevap verilmemesini emretmişti. Kimseden ses çıkmayınca, müşriklere dönerek:

"Görüyorsunuz, hepsi de ölmüş. Artık iş bitmiştir, diye söylendi. Hz. Ömer dayanamadı.

”Yalan söylüyorsun ey Allah düşmanı, sorduklarının hepsi sağ, hepside burada, diye cevap verdi. Ebû Süfyân:

Savaşta üstünlük nöbetledir, bugün biz Bedir’in öcünü aldık, üstünlük biz­de... diye gururlandı. Ömer:

Bizden ölenler Cennet’de, sizinkiler ise Cehennem’de diye cevap verdi.

Ya Ömer, Allah aşkına gerçeği söyle. Biz Muhammed (s.a.s.) ‘i öldürdük mü?

Rasûlullah (s.a.s.) sağ ve senin bu sözlerini de işitiyor.

Ya Ömer, ben senin sözlerine İbni Kamie’nin sözünden daha çok inanırım. Ölülerinize yapılan fenalıkları ben emretmedim, fakat çirkin de görmedim. Gelecek yıl Bedir’de buluşalım, dedi. Hz. Ömer de: “İnşallah”, diye cevap verdi. (Buhârî, 4/26 ve 5/30; Tecrid Tercemesi, 8/457 (Hadis No: 1269) Zâdü’l-Meâd, 2/236-238)

Hz. Ömer’le Ebû Süfyân arasında yapılan bu konuşmadan sonra, müşrikler Uhud’dan ayrıldılar. Onlar, Hz. Muhammed (s.a.s.)’i öldürmek, Medine’yi basıp müslümanları imha etmek, müslümanlığı ortadan kaldırmak için Mek­ke’den gelmişlerdi. Fakat Allah kalblerine korku saldı. Üstünlük kendilerinde olduğu ve Rasûlullah (s.a.s.)’in de sağ bulunduğunu öğrendikleri halde, savaşa devam etmeğe cesaret edemediler. Tek bir esir bile alamadan, geri döndüler.

Kureyşli müşrikler bu savaşta o kadar vahşice şeyler yapmışlardı ki, belki tarihte benzerine az rastlanırdı. Müslümanlar bu savaşta 70 şehid vermişler­di. Düşmanlar özellikle de müşrik kadınlar şehid Müslümanların burunlarını ve kulaklarını kesiyorlardı. Ebu Süfyan’ın karısı Hind ve öteki bazı müşrik kadınları müslüman şehidlerin organlarından yaptıkları gerdanlıkları boyun­larına takmışlardı.

Uhud’tan ayrılan Ebu Süfyan bir süre sonra geri dönerek Medine’ye sal­dırmak ve başladıkları işi tamamlamak isteğine kapılmıştı. Esasen böyle bir durumu, Rasûlullah (s.a.s.) tahmin etmiş, 70 şehid ve yaralıya rağmen savaşın hemen ertesi Pazar günü düşmanı takibe karar vermişti. Rasûlullah (s.a.s.) 70 kişilik süvari birliği ile 8 km. kadar müşrikleri takip etti. Sonra konaklayarak üç gün bekledi. Geceleri ateş yaktırarak düşmana savaştan yılmadıkları me­sajını veriyordu. Müslüman olmadığı halde Müslümanların dostlarından olan Huzaa kabilesinden Mabed-i Huzâî, Rasûlullah (s.a.s.)’i gördükten sonra Ebu Süfyan’a giderek onun arkadaşlarıyla birlikte savaş için geldiklerini söylemiş, Ebû Süfyan da yeni bir vuruşmayı göze alamayarak Mekke’ye yönelmiş ve Medine’ye saldırmaktan vazgeçmişti. Düşmana karşı azimli, kararlı ve cesa­retli olmakkısa zamanda sonuç verdi.

Böylece Müslümanlar, bu savaşta birinci safhada üstünlük sağlamışlar, gaf­let ve dikkatsizlik neticesinde ikinci safhada ilahî bir imtihana uğratılarak mağlubiyet acısı kendilerine tattırılmış, fakat üçüncü safhada durum denkleş- mişken Rasûlullah (s.a.s.)’in cesaretle takibi neticesinde düşman korkutulmuş ve üstünlük tekrar Müslümanlara geçmişti.

Ebu Süfyan savaş neticesinde her ne kadar ordusunu Mekke’ye doğru çe- virse de bazıları, hani biz Müslümanları yok edecektik? Savaşı kazandıysak nerde ganimetlerimiz, esirlerimiz? vb. sorular sormaya başladılar.

Müslümanlar açısından çok önemli bir ders alınacak noktada “Ayneyn Te­pesindeki” okçuların mevzilerini terk etmeleridir. Hz. Peygamber’in bir sözü­nün terk edilmesi, savaşta komutana itaat etmemenin ne kadar ağır sonuçlar doğurabileceği gerçeğini ortaya koymaktadır.

Burada bir önemli değerlendirme daha yapmalıyız. Müşrikler Bedir’e gelir­ken yanlarında kendilerine yardım etmesi için putlarını da getirmişlerdi. Fa­kat savaş sonucu yenilmişlerdi. Uhud’a gelirken ise putları getirmemişler ve (kendilerine göre) yenmişlerdi. Bu olay müşriklerin zeki yöneticileri arasında şok etkisi yapmıştı. Putların kendilerine fayda vermediğini anlamışlardı. Bu savaştan sonra İslam’a yönelme müşrikler arasında daha da artmaya başladı.

Savaştan Bazı Tablolar

Enes bin Nadr (r.a.), bedir savaşına katılamamış ve şahadet arzusuyla kavrulurken: “Eğer Allah, bana Rasûlullah (s.a.s.) ile birlikte müşriklerle sa­vaşmak nasip ederse, Allah (c.c.) ne yapacağımı görecektir!” diyerek büyük bir iddiada bulunmuştu. Hemen yakın zamanda Uhud savaşı meydana geldi. Cenâb-ı Hakk Enes b. Nadr efendimizi Uhud savaşında bu iddiasıyla imtihana tabi tuttu.

Uhud günü müslümanlar (bozulup) dağılınca: “Ey Allah’ım, bunların -yani müslümanların- yaptığından dolayı özürlerinin kabulünü dilerim. Ben onla­rın -yani müşriklerin- yaptığından da sana sığınıyorum!” dedi ve kılıcını çe­kip ilerledi. Karşısına Sa’d b. Mu’âz çıkmıştı: “Ey Sa’d! Cenneti istiyorum! Nadr’ın Rabbine yemin olsun ki ben, Uhud’un önünde cennetin kokusunu duyuyorum!” dedi.

O günü anlatan Sa’d b. Mu’âz (r.a.), Rasûlullah (s.a.s.)’a: “Ey Allah’ın Rasûlü! (O gün) onun yaptıklarını (bir bir anlatmaya) muktedir değilim! İler­ledi (diyeyim o kadar)” dedi. Enes b. Mâlik, Sa’d b. Mu’âz (r.a.)’i te’yiden dedi ki: “Amcam Enes b. Nadr’ı Uhud meydanında öldürülmüş olarak bulduk; üzerinde 80 kadar kılıç, süngü ve ok yarası vardı. Müşrikler işkence yapmış olduklarından, kimse onu tanıyamadı. Ayrıca biz onu müşrikler tarafından müsle edilmiş (gözü oyulup, burnu, kulakları koparılmış) olarak bulduk. Öyle ki onu kimse tanıyamamıştı. Kız kardeşi (halam Rübeyyi’) -bedenindeki bir ben’inden veya- parmağının ucundan tanıdı.

Enes b. Nadr, Uhud’da herkesin şaşkın hale düştüğü bir anda tek başına ilerler, bu şaşkınlığın şoku içinde olan Muhacirlerden bir gruba rastlar. “Sizi böyle hareketsiz kılan nedir?” diye sorar. “Rasûlullah (s.a.s.) şehit edilmiş!” cevabını verirler. Enes b. Nadr: “Ondan sonra yaşamayı ne yapacaksınız? Onun öldüğü dava uğruna siz de ölün!... Ey kavmim! Muhammed öldü ise, Muhammed’in Rabbi (davası) ölmedi, Muhammed’in kavga verdiği dava adı­na siz de kavga verin!” demiştir ve kendisi müşriklerin üzerine atılarak çar­pışmış ve şehit olmuştur.

Ahzâb sûresinin 23. âyet-i kerimesi, işte zikri geçen bu sahabe efendimiz hakkında inzal olmuştur: “Müminlerden Allah’a verdiği ahdi yerine getiren adamlar vardır. Kimi bu uğurda canım vermiş, kimi de beklemektedir, ahitle- rini hiç değiştirmemişlerdir.”( Buhârî, Megazî. 1 )

Nesîbe Hatun(r.anh.), Kâ’b’ın kızı ve ensârdan Zeyd b. Âsım’ın hanımı­dır. Uhud harbine kocası ve iki oğluyla berâber katılan İslâm’ın bu mücâhide kadını, kahramanlıkta herkesi hayretler içinde bırakmıştı. Hatta Rasûlullâh (s.a.s.) Efendimiz’in üzerine hücum eden fedaîlerden bir süvarinin ayağını kılıçla ikiye ayırdı ve atından aşağı düşürüp öldürdü. Kendisi de birkaç yerin­den yaralanıp her tarafı kana boyandığı halde, kocasını ve çocuklarını harbe teşvik ediyordu.

Bu sırada Kureyş’in azılı meşhurlarından İbn-i Kamie; “Bana Muhammed (s.a.s.)’i gösteriniz; ya o, ya ben!” diyerek bizzat Rasûlullâh (s.a.s.)’a saldır­mıştı. Bunun üzerine Nesibe Hatun, hemen yetişti. İbn-i Kamie’ye üç kere kılıç çaldı. Fakat kestiremedi. Çünkü İbn-i Kamie’nin üzerinde iki zırhı vardı. İbn-i Kamie ise, kılıçla Nesibe Hatun’u omzundan yaraladı.

Düşman, her ne taraftan Rasûlullâh (s.a.s.)’ın üzerine hücum etse, Nesîbe Hatun, hemen kocası ve oğulları ile birlikte yetişip müdâfaa ederdi. Hz. Pey­gamber (s.a.s.), O’nun hakkında şöyle buyurur: “Uhud gününde, sağa sola her baktığımda Ümm-i Ümâre’yi (Nesîbe Hatun’u) yanımda savaşır gör­düm.” Yine bu gayretli hizmetlerinden dolayı, Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Efen­dimiz, bu mübarek aile hakkında: “Yâ Rab! Bunları bana cennette komşu eyle!..” diye duâ buyurdular.

Hz. Hanzala (r.a.) henüz yeni evlendiği günün gecesiydi. Sevgili Peygam­berimiz, ashâbını toplayarak İslâm’a saldırmak ve müslümanları yok etmek için bütün savaş hazırlıklarım tamamlayan Mekkeli müşriklere karşı harp ya­pılması kararını vermişlerdi. Harbe katılacak sahâbiler tek tek evinden çağı­rıldı. Harp haberini duyuran haberci, Hanzala’ın evine uğradı. Bu karar ve Rasûlullah Efendimizin emri ona da ulaştı. Emri duyan Hanzala, boy abdesti alma fırsatını bulmadan Uhud’a gitmek üzere hemen sahabenin arkasından koşmaya başladı ve eshâbının arasına katıldı.

Harp sona erince müslümanlar Medineye dönmeye başladılar. Harbe iştirak edenlerin yakınları acaba bizden geriye dönen olacak mı heyecanı içerisinde yollara sıralanmışlardı. Bunların arasında henüz bir günlük evli olup, gece yarısı sevgili Peygamberimizin emrine uyarak harbe giden ve şehitlik şerbeti içen Hz. Hanzala’nın dul hanımı da vardı. Herkes büyük bir heyecanla harpten dönenlere yakınlarını soruyor, fakat hiç kimse kimseye cevap veremiyordu.

Ancak sorulan soruları Sevgili Peygamberimiz cevaplıyordu. En son olarak soru sorma sırası, şehit olan Hanzala’ın hanımına gelmişti. Rasûlullah Efen- dimiz’e yaklaşarak:

Ey! Allah’ın Rasûlü! Hanzala nerede, demesi üzerine sevgili Peygambe­rimiz cevabında:

“Hanzala şehit oldu”, buyurdu. Bunun üzerine Hanzala’nın hanımı:

Yâ Rasûlullah, şu anda söyleceğim bir aile sırrıdır. Sizler de biliyorsunuz ki, kocamla daha henüz ilk evlendiğimiz geceydi. Kocam Hanzala, sizin mü- bârek emrinize uyarak boy abdestini alamadan harbe katıldı. Bildiğiniz gibi şehit oldu. Bu sebeple, emir veriniz de kocamı bulsunlar ve yıkasınlar, dedi. Bunun üzerine sevgili Peygamberimiz yarı hüzünlü bir şekilde “Sen Hanza- la için hiç merak etme! Ben Hanzalayı rahmet suları ile melekler tarafından yıkanırken gördüm.” buyurdu. Bunun üzerine bütün sahâbiler Uhud yolunu tuttu ve herkes Hanzalayı aramaya başladı. Daha sonra sahâbiler Hanzala’yı henüz vücûdu kurumamış ve ıslak bir şekilde buldular.

Sevgili Peygamberimizin müjdesini bizzat gözleriyle gördüler. Bunun için o ölümünde sonra anılırken “Gasil’ül-melâike” yani Meleklerin gusül ettirdiği diye anılırdı. Bu evlilikten ashâbın büyüklerinden Hanzala b. Abdullah dün­yaya geldi.

Abdullah b. Cahş (r.a.) ile Sa’d b. Ebî Vakkas (r.a.), dayı-hala çocuk­larıdır. Harbin alabildiğine kızıştığı bir sırada, ikisi bir aralık karşı karşıya geliverir. Hadisenin bundan sonrasını Sa’d b. Ebî Vakkas bize şöyle nakleder:

“Abdullah b. Cahş (r.a.), beni elimden tuttu ve hızla bir yere doğru sürükle­di... Büyükçe bir taşın altına gelmiştik. Bana, ‘Sen dua et, ben âmin diyeyim; ben dua edeyim, sen âmin de’ dedi. Önce ben dua ettim ve duamda şunları söyledim:

“Allah’ım, benim karşıma güçlü bir kâfir çıkar. Onunla kıyasıya savaşayım. Sonra onu mağlup edip selebini (ganimetini) alayım ve Rasûlullah’ın karşı­sına gazilik şerefiyle çıkayım.. “O, benim bu duama derinden “amin” dedi. Ancak onun bakışları, daha başka bir noktadaydı. Zaten az gören gözleri âdeta etrafında olup bitenleri görmüyordu. Dua etti ve duasında şunları söyledi:

“Allah’ım, benim karşıma da güçlü bir kâfir çıkar. Onunla kıyasıya sava­şayım ve önce gazilik ünvanını alayım. Ardından, o beni şehid etsin. Ağzımı, burnumu, gözümü, kulağımı kessin ve Sen’in huzuruna öyle geleyim. Sen bana sor: ‘Abdullah, ağzını, burnunu, gözünü, kulağını ne yaptın?’ Ben de Sana cevaben diyeyim ki: “Allah’ım, ben onlarla dünyada iken çok günah iş­ledim. Huzuruna öyle günahkâr azalarla gelmek istemedim ve onları dünyada bırakıp öyle geldim.”

Sa’d b. Ebi Vakkas: “Ben de” diyor “beynimi donduran bu duaya “âmin” dedim. Sonra her ikimiz de düşman saflarına dalıverdik. Allah’a kasem ede­rim, ben ne için dua etmişsem, onu aynen gördüm. Savaş bitince de Abdullah b. Cahş’ı aradım. Baktım o da duasından istediklerini aynen elde etmişti.” Ab­dullah b. Cahş, hayat şiirini şehâdet kafiyesiyle bitirmiş ve bu dünyadan öyle göçmüştü. (İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-/âbe, 3/195; Heysemî, Mecmeu’z-Zevâid, 9/301)

Sümeyra binti Kays (r.a.). Uhud’da gösterdiği örnek davranışıyla unutul­mayan bir hanım sahabi! “O (s.a.s.) sağ olduktan sonra her musibet hiç gelir bana” diyebilen bir iman eri! Uhud günü Allah (c.c.) Rasûlünü dünya gözüyle görebilmek için çırpınan ve bir an önce ona sağ olarak kavuşabilmek hasretiy­le yanan bahtiyar bir hanım!

Sümeyra Hatun’un Uhud günü gösterdiği örnek davranışı bizler için önemli bir derstir. Onun bir hanım olarak ortaya koyduğu sabır, metanet ve muhabbet kıyamete kadar gelecek müminlere bir meş’ale olacaktır. Kendi şehitlerinin acılarına aldırış etmeden ısrarla Rasûlullah efendimizi araması, sorması pey­gamber sevgisine dair en güzel örnekler arasında zikredilecektir. Onun ibret dersleri veren bu güzel davranışı şöyle nakledilmektedir:

Sümeyra Hatun Uhud Savaş’ında müslümanların mağlubiyet haberini alın­ca çok üzülmüştü. Babası, kocası, kardeşi ve iki oğlu da savaşa katılmıştı. Acaba durumları ne olmuştu? Rasûl-i Ekrem (s.a.s.) Efendimiz hakkında da öldü diye bir takım şayialar duymuştu. Merak içerisinde kalmıştı. Rasûlullah (s.a) Efendimiz hakkında sağlam bilgi alabilmek için hanım sahâbîlerden bir gurub ile Uhud’a koştu.

Sümeyra Hatun savaş meydanına girince babasının, kocasının, kardeşinin ve oğlunun şehid olduğunu öğrendi. Hatta ok ve kılıç darbeleriyle param par­ça olmuş cesetlerini gördü. Sahâbîler Sümeyra Hatun’a baş sağlığı diliyor, sabır tavsiyesinde bulunuyorlardı. Bu şekilde onu teselli etmeye çalışıyorlar­dı. O ise metanetini bozmadan, vakur bir şekilde, ısrarla Rasûlullah (s.a.s.)’ı soruyordu. Onun sağlığı, sıhhati hakkında bilgi almak istiyordu. Kendisine sabır dileyen sahâbîlere:

“Rasûlullah ne yapıyor? Nasıldır? diye sorular yöneltiyordu.

Ashâb-ı kiram onun acısını paylaşmak istiyor o ise bir an önce Rasûlullah’ı görmek istiyordu. Sümeyra Hatun’un bu engin muhabbetine hayranlıkla şahid olan ashâb-ı kiram onun suallerine şöyle cevap veriyorlardı:

“Allah (c.c.)’a hamd olsun o iyidir. Senin istediğin gibidir.” Fakat bütün bu gayretler onun kalbindeki ıstırabı bir türlü dindirmiyordu. Bizzat kendisi Sevgili Peygamberimizi dünya gözüyle görmek istiyordu. Gözleri savaş mey­danında hep onu arıyordu.

Sümeyra Hatun kendisini teskin etmeye çalışan ashâb-ı kirama adeta yal­varırcasına: “Onun bulunduğu yeri bana bildirin. O’nu bana gösterin de Ona bir bakayım!” dedi. Sahabiler iki cihan güneşi Efendimizin bulunduğu tarafı işaret edince Sümeyra Hatun derhal o tarafa yöneldi. Koşarak hızlı bir şekilde oraya gitti. Efendimizin sağ olduğunu görünce Rabbimize şükretti ve :

“Anam - babam sana feda olsun Ya Rasûlullah! Sen sağ olduktan sonra her türlü musibet hiç gelir bana.” diyerek gönlündeki derin muhabbet ve hasreti dile getirdi.

Hz. Hamza’nın kız kardeşi, Müslümanların bozguna uğradığı haberini alınca Medine’den savaş alanına gelmişti. Bunu fark eden Rasûlullah (s.a.s.) Hz. Zübeyr’e, Hamza’nın cesedinin parçalanmış vaziyette ona gösterilmeme­sini tembih etmişti. Bunu hisseden Safiyye, “Kardeşimin şehid olduğunu bili­yorum. Allah yolunda böyle fedakârlıklar her zaman gerekir” demiş ve parça parça edilmiş kardeşinin cesedini görünce de, Hepimiz Allah’ın mülküyüz ve O’na döneceğiz” demek suretiyle büyük bir teslimiyet örneği gösterebilmiştir.

İslâm şehidleri ikişer ikişer toprağa verildiler. Tablo göz yaşartıcı idi. Hz. Hamza (r.a) kaftanı ile toprağa veriliyordu. Hz. Peygamber’in hicretten önce Medinelilere İslâmî öğretmesi için tayin ettiği ilk öğretmen Mus’ab b. Umeyr (r.a) toprağa verilirken üzerindeki elbise kısa gelmişti. Göğüs tarafına örtülün­ce alt kısmı, alt kısmına örtülünce de göğüs kısmı açıkta kalıyordu. Rasûlullah (s.a.s.) örtünün alt kısmına örtülmesini üst kısmına da izhir denilen kokulu otlardan konulmasını emir buyurmuştu.

Müşriklerin Uhud’dan ayrılmasından sonra Rasûlullah (s.a.s.) şehitleri yı­kanmadan, kanlı elbiseleriyle, ikişer üçer defnettirdi. (İbnü’l-Esîr, a.g.e., 2/162; Zâdü’l-Meâd, 2/246) Cenâze namazlarını ise, bu târihten 8 sene sonra kıldı. (Buhârî, 2/94; Tecrid Tercemesi, 4/655 Hadis No: 661)

Rasûlullah (s.a.s.) Uhud Şehitleri Hakkında Şöyle Buyurmuştur:

“Uhud harbinde kardeşleriniz şehit olunca Allah Teâlâ onların ruhlarını bir takım yeşil kuşların içlerine koymuştur. Bunlar Cennet ırmaklarına gelirler, içerler ve Cennet meyvelerinden yerler. Sonra bu kuşlar, arşın gölgesinde asılı bulunan altın kandillere konup tünerler. Şehid ruhları artık böyle mesut bir hayata erişince; bizim cennetteki bu halimizi dünyadaki kardeşlerimize kim bildirir ki, onlar da bilsinler de cihatdan çekinmesinler demişlerdi.”

Bünyamin Albayrak

------------------------

Kâinatın Kalbine Yolculuk "HAC" 101

Yorumlar (0)
14
parçalı az bulutlu
Namaz Vakti 26 Ekim 2021
İmsak 05:56
Güneş 07:21
Öğle 12:53
İkindi 15:47
Akşam 18:15
Yatsı 19:35
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Trabzonspor 10 24
2. Hatayspor 10 20
3. Beşiktaş 10 20
4. Alanyaspor 10 20
5. Fenerbahçe 10 19
6. Karagümrük 10 18
7. Konyaspor 10 17
8. Galatasaray 10 17
9. Altay 10 15
10. Adana Demirspor 10 13
11. Başakşehir 10 12
12. Gaziantep FK 10 12
13. Öznur Kablo Yeni Malatya 10 12
14. Sivasspor 10 11
15. Kayserispor 10 11
16. Giresunspor 10 9
17. Antalyaspor 10 9
18. Göztepe 10 8
19. Kasımpaşa 10 6
20. Rizespor 10 4
Takımlar O P
1. Ümraniye 10 24
2. Ankaragücü 10 24
3. Eyüpspor 10 20
4. Erzurumspor 10 19
5. Bandırmaspor 10 18
6. Kocaelispor 9 16
7. Tuzlaspor 9 14
8. Gençlerbirliği 9 14
9. Samsunspor 9 12
10. Boluspor 9 11
11. Bursaspor 9 11
12. Menemenspor 10 11
13. İstanbulspor 9 10
14. Denizlispor 9 10
15. Altınordu 10 10
16. Adanaspor 10 9
17. Manisa FK 10 9
18. Ankara Keçiörengücü 9 7
19. Balıkesirspor 9 6
Takımlar O P
1. Chelsea 9 22
2. Liverpool 9 21
3. Man City 9 20
4. West Ham 9 17
5. Brighton 9 15
6. Tottenham 9 15
7. M. United 9 14
8. Everton 9 14
9. Leicester City 9 14
10. Arsenal 9 14
11. Wolverhampton 9 13
12. Brentford 9 12
13. Aston Villa 9 10
14. Watford 9 10
15. Crystal Palace 9 9
16. Southampton 9 8
17. Leeds United 9 7
18. Burnley 9 4
19. Newcastle 9 4
20. Norwich City 9 2
Takımlar O P
1. Real Sociedad 10 21
2. Real Madrid 9 20
3. Sevilla 9 20
4. Atletico Madrid 9 18
5. Real Betis 10 18
6. Osasuna 10 18
7. Rayo Vallecano 10 16
8. Athletic Bilbao 9 16
9. Barcelona 9 15
10. Valencia 10 13
11. Espanyol 10 13
12. Mallorca 10 12
13. Villarreal 9 11
14. Celta de Vigo 10 10
15. Elche 10 10
16. Granada 9 7
17. Cádiz 10 7
18. Deportivo Alaves 9 6
19. Levante 10 5
20. Getafe 10 2
Günün Karikatürü Tümü