Şeyh Hâmid Mardin-i (Şah-ı Mardin-i), Evlatları ve Dergâhlarının Durumu

Şeyh Hâmid (Şahı Mardin-i KS), Mardin’de faaliyetlerini sürdürürken çocuklarını âlim mutasavvıf olarak yetiştirmiş ve çevre bölgelere irşad görevi için göndermiştir. Bu merkezler tekke hizmeti yanında medrese faaliyetleri ile bölgenin ilim ve irfan merkezleri olmuşlardır.

TASAVVUF 16.04.2021, 23:43 17.04.2021, 13:32 Ramazan Peri
423
Şeyh Hâmid Mardin-i (Şah-ı Mardin-i), Evlatları ve Dergâhlarının Durumu

Şeyh İbrâhîm (1821-1859)

Şah-ı Mardin’in en büyük oğludur. 1821 senesinde Siirt’te doğmuş ve babasının Mardin’e taşınmasıyla 1844 yılında Mardin’e gelmiştir.

Şeyh İbrahim bütün tahsilini babasının yanında yapmıştır. Yirmi üç yaşına geldiğinde ise ondan tasavvuf ve ilim icâzeti almıştır. Şeceretü’d-Düriyye müellifi, Şeyh Hâmid’in onun hakkında şöyle dediğini nakleder: “Oğlumun derecesi benden yedi derece daha yüksektir.”104

Babasının isteğiyle Dara’ya gitmiş ve ve burada mescid inşa ettirmiştir. Fakat Dara’ da iki yıl kaldıktan sonra şu anda Gercüş’e bağlı bir köy olan Ayınkâf (Kayapınar) sakinlerinin isteğiyle Şeyh Hâmid, oğlunu Kayapınar’a göndermiştir. Kayapınar’da yaptığı ilk iş cami ve medrese inşa etmek olmuştur. Bu medresede muhtelif yörelerden gelen talebeler tahsil görmüştür. Onun ve ondan sonra çocukları sayesinde Kayapınar bir ilim ve irfan merkezi hâlini almıştır. 105

Şeyh İbrahim, 1859 yılında vefat etmiştir. Mezarı Kayapınardadır ve müridleri kabri üzerine türbe yaptırmıştır.106

Şeyh İbrahim aşağıda isimleri zikredilen iki eseri bulunmaktadır:

Tuhfetu’l-îhsân:

Bu eseri tamamlayamadan vefat etmiştir ancak yeğeni Şeyh Kemaleddin bu eseri tamamlamıştır.

Zahiretul-Vehbiyye fi Tarîkati’n-Nakşebendiyye:

Eser yedi bölümden oluşmaktadır. Son bölümde babası Şeyh Hâmid’in hayatını konu almıştır.107 [1] [2] [3] [4]

Şeyh Abdullah (1835-1910)

Şeyh Hâmid’in ikinci oğlu olan Şeyh Abdullah, 1835 yılında Siirt’te doğmuştur ve annesinin ismi Halime Hanımdır.

Şeyh Abdullah, bütün tahsilini babasının yanında tamamlamıştır. Ardından Şeyh Hâmid, büyük oğlu Şeyh İbrahim ile beraber kendisini irşad faaliyetleri için Mardin’in Dara köyüne göndermiştir. Abisinin Dara’dan ayrılmasından sonra da burada faaliyetlere devam etmiş, camii ve tekke inşa etmiştir. Bu tekkede maddi açıdan fakir olanları ağırladığı gibi değişik yerlerden gelen çok sayıda öğrencinin tedrisatıyla da ilgilenmiştir. Perşembe ve cuma günleri icra ettiği vaaz meclisine değişik yerlerden olmak üzere kalabalık bir halk topluluğu iştirak etmiştir. Otuz bin kişinin kendisinden el aldığı tahmin edilmektedir.[5] [6]

Babasının vefatından dolayı Mardin’e dönmüştür. Dara’daki medreseye dedesi Şeyh Hâmid’ten icâzetli torunu Şeyh Muhammed Said müderris olarak görev almıştır. Bu medresede çok sayıda âlim yetişmiştir. Bu medresede yetişen en önemli zatlar olarak Şeyh Ahmed el-Haznevî, Şeyh Hüseyni Kınnıkî, Musa Kâzım Çeçânî, Molla Ahmed Cevzî’yi sayabiliriz.[7]

Şeyh Abdullah, 1882 yılında Hacca gitmiş ve hac dönüşünde irşad hizmetlerine devam etmiştir. Hacdan geldikten iki yıl sonra babası Şeyh Hâmid’in mescidini onararak daha güzel bir hale getirmiştir. Onarım bittikten sonra ikindi namazlarının akabinde cemaate vaazlar vermiştir.[8]

Şeyh Abdullah’ın cömertliği çevresindekileri hayrette bırakacak derecedeydi. Hayli fazla olan emlak gelirlerinin tamamını hayır ve iyilik yolunda sarf etmekten çekinmez, cömertlik ve yardımseverlikte kimse onu geçemezdi. Kapısından kimse eli boş çevrilmezdi. Cömertliği hakkında kendisine soru soranlara şöyle demiştir: “Kapıma herhangi bir ihtiyacı için gelen eğer muhtaç birisi ise ona yardımcı olmuş olurum. Şayet kötü niyetli birisi ise ben ondan haysiyetimi korumuş olurum. Bu yüzden kapıma gelen hiç kimseyi eli boş çevirmiyorum.” Etrafında bulunan herkes mutlaka ondan bir şekilde yardım almıştır.[9]

Şeyh Abdullah anne baba hakkı hakkında “Hasanetü’d-Dareyn fi Birri’l- Valideyn” isminde bir risâle kaleme almıştır. Risâlenin mukaddimesinde gençlerin ahlâkının bozulması ve anne babaya itaatin azaldığını gördüğü için böyle bir risâle yazmaya gerek duyduğunu ifade etmiştir.[10] Bu risâle, eş-Şeceretü ’d-Düriyye fi Menâkıb’i Sadat’il Hamidîyye adlı eserde Şeyh Abdullah’ın hayatının anlatıldığı bölüme muhakkik tarafından dipnot olarak eklenmiştir.

Şeyh Abdullah, 1910 yılının şubat ayında vefat etmiş ve Mardin’de babasının yanına defnedilmiştir.[11]

Şeyh Abdullah babasının mürşidi Şeyh Hâlid el-Cezerî’nin damadı idi. Şeyh Abdullah dört oğluna halîfelik vermiştir.[12]

Şeyh Abdulhalîm (1841-1912)

Şeyh Hâmid’in dördüncü oğlu olan Şeyh Abdulhalîm; 1841 yılında Siirt’te doğmuş ve babasının refakatinde Mardin’e gelmiştir. Mardin’e geldiğinde henüz üç yaşındadır.[13] Muhammed Sadık Hamidi’nin verdiği bilgiye göre Mardin’e gelmeden evvel annesi vefat etmiştir.

Babası Şeyh Hâmid’in yanında ilim tahsiline başlamış ve babasından İslami İlimlerden icâzet almıştır. Bunun yanında gene babasının yanında Matematik, Astronomi, Felsefe okuyarak bu ilimlerden de icâzet almıştır. Ayrıca babasından tarikat halîfeliği almıştır.[14]

İlim tahsilinden sonra babası Şeyh Hâmid tarafından Midyat Kutlubey/Tınat köyüne irşad faaliyeti için gönderilmiştir. Abisi Muhammed Alaeddin’in vefatından sonra babasının isteği üzerine Başkavak köyüne yerleşmiştir. Başkavak’ta birçok talebe yetiştirmiş ve dini hayatın halk arasında canlanması için yoğun çaba sarf etmiştir. 1882 yılında abisi Şeyh Abdullah ile beraber hacca gitmiştir.[15]

1912 yılında Başkavak’ta vefat etmiştir. Türbesi Başkavaktadır. Vefatından sonra medrese ve tekkede ki görevleri oğulları ve yeğeni üstlenmiştir.[16]

Beş erkek çocuğunun hepsi de Şeyh Abdulhalîm’den halîfelik almış ve Mardin’in çeşitli bölgelerinde irşad faaliyetlerinde bulunmuşlardır.[17]

Şeyh Muhammed Alaaddin (1837-1866)

Şeyh Hâmid’in üçüncü oğludur. Siirt’te 1837 yılında doğmuştur.[18] Bütün tahsilini babasının yanında tamamlamış ve ilim icâzetini babasından almıştır. Seyr ü sülûkte belli bir makama vardıktan sonra babası Şeyh Hâmid kendisine halîfelik vermiştir ve kendisini irşad için Kızıltepe’ye göndermiştir.[19] Kızıltepe’de Ulu Cami’nin yanında kendisine tekke inşa edilmiştir. Bu tekkede dört yıl irşad görevini sürdürdükten sonra babası Şeyh Hâmid tarafından Savur’a bağlı eski ismi Ahmediyye olan Başkavak köyüne gönderilmiştir. Köyde cami bulunmadığından ilk olarak bir camii inşa ettiren Şeyh Muhammed Alaaddin, daha sonra yanına bir tekke de inşa ettirmiştir. Vefatına kadar burada irşad faaliyetlerini sürdürmüştür.[20] [21]

Bu zat, Nüzhetur-Riyad limen Arade ’l-lttiaz adıyla bir eser kaleme almıştır/23 Eser yazma halindedir, torunu Şemseddin Hamidi’nin kütüphanesinde bir nüshası bulunmaktadır.

Şeyh Muhammed Alaaddin; ilim ve irşad ile meşgulken genç bir yaşta 1866 yılında vefat etmiştir. Kabri Başkavak köyündedir. Müridleri daha sonra kabrinin üstüne türbe inşa etmişlerdir.[22] Nureddin ve Kemaleddin adında iki oğlu olmuştur.[23]

Şeyh Abdurrahman Zihnî Efendi (1852-1910)

Mardin’de yetişen büyük bilginlerden olan Şeyh Abdurrahman, 20 Haziran 1852 yılı Cuma günü ikindi namazından sonra Mardin’de doğmuştur.[24]

Şeyh Abdurrahman, tahsil hayatına yedi yaşında Savur Kapı Camii İmamı Molla İbrahim Efendi'nin rahle-i tedrisinde Kur’an-ı Kerim’i hatmederek başlamıştır. Dada sonra tahsiline babasının yanında devam etmiş ve onun yanında tahsilini tamamlamıştır.[25]

Şeyh Abdurrahman, babası Şeyh Hâmid’in vefatından sonra abisi Şeyh Abdullah ile beraber Hamidîyye Medresesi’nde tedrisata devam ederek birçok talebe yetiştirmiş ve yüzlerce kişiye icâzet vermiştir. Öğrencileri arasında Amerikan Hastanesi doktorlarından Antuvanzade Abdülahad ve oğlu Antuvan da vardır.[26]

Şeyh Abdurrahman, Osmanlı’nın çeşitli bölgelerinden davet edilen âlimlerin katıldığı kongreye davet edilmesi üzerine[27] 24 Eylül 1896’da İstanbul’a gitmek üzere yola çıkmıştır. İstanbul’da yirmi gün kadar Şeyh Ebü’l-Huda es-Seyyâdi’nin Tekkesinde misafir olmuş ve daha sonra Nişantaşı’ndaki devlet misafirhanesinde ağırlanmıştır. İstanbul’da bulunduğu beş ay dört gün boyunca devrin padişahı II. Abdülhamit ile üç kez görüşmüş; padişahın iltifatına mazhar olmuş ve padişah kendisini Mardin Nakşibendi, Kâdirî ve Rifâî tarikatlarının postnişîni olarak tayin ederek dergâhı için ona ve evladına intikal etmek üzere 250 kuruş maaş tahsis etmiştir. Aynı zamanda Padişah Şeyh Abdurrahman’a refakat eden Sadizade İsmail Efendi ve Sofi Süleyman’a da kayd-ı hayat şartı ile ayda 100 kuruş maaş tahsis edilmiştir. İstanbul’da iken hacca gitmeye niyetlenen Şeyh Abdurrahman, çıkan veba hastalığı yüzünden seferler iptal edilince hacca gidememiştir.[28]

Şeyh Abdurrahman’ın sadece Mardin’de bilinen, saygı gösterilen bir âlim olmadığını ve başka memleketlerde de tanındığı II. Abdülhamit ile olan görüşmesinden anlamaktayız.[29]

Dini yaşantısına son derce ihtimam gösteren Şeyh Abdurrahman; kendisinin İstanbul’a gideceğinden haberdar olan Diyarbakır Valisi Giritli Sırrı Paşa, kendisine: “Tedavi için İstanbul'a gitmek üzere yüce makamdan izin istedim, bu izin gelirse sizi İstanbul'a ben götüreceğim” der. Şeyh Abdurrahman İstanbul'a gitmek üzere Diyarbakır’a varınca, Vali Sırrı Paşa onu ziyaret eder ve kendisine : “Tam siz buraya gelmişken izin de geldi. Bu sizin kerametinizdir, refakatimde sizi Samsun yolu ile İstanbul’a ben götüreceğim” der. Fakat Şeyh Abdurrahman: “Beni mazur görün ben valilerle yolculuk edemem, ben bir dervişim ancak hâlime uygun şahıslarla yolculuk ederim” diyerek bu teklifi kabul etmez, kendi imkânları ile İstanbul’a gitmiştir.[30]

İstanbul’dan döndükten sonra faaliyetlerine devam eden Şeyh Abdurrahman, 4 Şubat 1910’te Cuma günü Mardin’de vefat etmiş ve babası Şeyh Hâmid’in türbesine defnedilmiştir. Namazını abisi Şeyh Abdullah Efendi kıldırmıştır.[31]

Üç evlilik yapan Şeyh Abdurrahman’ın sekiz evladı vardır.[32] Erkek çocuklarından Şeyh Ahmed Sıbğatullah babasının yerine posta oturmuş ve diğer oğulları Mardin çevresinde müftü ve imam olarak görev yapmıştır. Oğullarından Abdülhamit ve Şemseddin Birinci Dünya Savaşı esnasında şehit düşmüşlerdir.[33]

Şeyh Abdurrahman’ın yazdığı eserler şunlardır:

Kitabu Bidayeti ’s-Suûl Şerhu Minhaci’l-Usûl:

Kadî Beydâvî’nin Usûl-i Fıkha dair yazmış olduğu eserinin muhtasar bir şerhidir.

Kitabu Sevadi’l-Basar fi Usuli’l-Hadisi ve ’l-Eser:

Hadis Usulu’ne dairdir. Bu eser ile alakalı Ahmet Keleş tarafından I. Uluslararası Mardin Tarihi Sempozyumu’nda yayınlanan “Abdurrahman Zihnî Bin Es-Seyyid Eş-Şeyh Hâmid El-Mardînî El-Hüseynî'nin "Kitâbu Sevâdi'l-Basari Fî Usûli'l-Ehâdis Ve'l-eser" Kitabı Bağlamında Hadis İlmindeki Yeri” isimli bildirisi bulunmaktadır.[34] [35]

en-Nuru’l-Lami ve ’l-Feydu’l-Cami:

Akaid ve Felsefe’ye dairdir.

Merkel-Menare 'Ala İsam el-İstiare11

Şeyh Hâmid ve Evladından Sonra Dergâhların Durumu

Daha önce belirttiğimiz gibi Şeyh Hâmid Mardin’de faaliyetlerini sürdürürken oğullarını âlim-mutasavvıf olarak yetiştirmiş ve çevre bölgelere irşad görevi için göndermiştir. Bu merkezler tekke hizmeti yanında medrese faaliyetleri ile bölgenin ilim ve irfan merkezi olmuşlardır. Oğullarının görev yaptığı merkezler şunlardır:

  • Kayapınar (Aynkaf Medresesi) - Şeyh İbrahim
  • Dara Medresesi - Şeyh Abdullah
  • Başkavak (Ahmediyye) Medresesi - Şeyh Muhammed Alaaddin
  • Kutlubey (Tınat) Medresesi - Şeyh Abdulhalîm

Bu müesseseler; toplumun verdiği maddi destekle ayakta kalmayı başarmıştır. Bu durum bölge halkının ilim ve tasavvuf ehline gösterdiği teveccühü göstermesi açısından son derece önemlidir. Mardin ve civar vilayetlerin icâzetli hocaların çoğu hatta 1860 tarihinden 1980 yılına kadar medrese tahsili görmüş hemen her kişinin ya bizzat kendisi, hocası yahut hocasının hocası muhakkak bu Hamidi medreselerinde okumuş veya okuyanlardan ders almıştır. Bu ailenin efradı yanında okuyan talebeler, hocaları hakkında eserler kaleme almışlardır. Molla Ahmed el-Cevzî Dara medresesindeki hocası Şeyh Muhammed Said (v.1914) hakkında “Tuhfetü’l- Müridin” adlı bir eser kaleme almıştır.[36]

Şeyh Ahmed Haznevî, Şeyh Hüseyin Kınnıkî, meşhur şair Ciğerhun (v. 1984) bu medreselerde okuyan talebelerden en meşhurlarıdır.[37]

Bu medreselerin başındaki zatlar kütüphaneler de kurmuşlardır. Bilhassa Şeyh Abdurrahman, İstanbul’da padişahtan kitap istemiş, bu sayede geniş bir kütüphane kurmuş ve kitaplarının ciltlenmesi için Mardin’de bir dükkân vakfetmiştir. Bu kütüphanedeki eserler medreselerin kapatılmasının ardından yakılmış, kuyulara atılmış veya eserin isminin belli olmaması için ilk ve son sayfaları yırtılmıştır. Bu eserlerden ailenin elinde kalanlar Yüzüncü Yıl Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kütüphane ’sine bağışl anmı ştır.[38]

Hâmidi ailesi mensupları görev yaptıkları merkezlerde fetva vermek, halkın dini-içtimai sıkıntılarına çare bulmak gibi hususlarda da topluma hizmet etmişlerdir.[39] Şu anda Muhammed Sadık Hamid’inin arşivinde Hamidi ailesine yazılan altı yüze yakın mektup bulunmaktadır. Bu mektupların bazılarını devlet ricâli bazılarında da halktan bazı kimseler yazmıştır. Bu mektuplar dahi Hamidi ailesinin toplumun sorunlarına olan duyarlılıklarını ve kendilerinin sorun çözücü bir mercii olarak benimsediğini göstermektedir.[40]

Toplumsal olaylara müdahale konusunda verilebilecek en önemli örneklerden bir tanesi ise Şeyh Fethullah’ın önlediği toplumsal çatışmadır. Şeyh Fethullah, Şeyh Hâmid’in büyük oğlu olan Şeyh İbrahim’in oğludur. 1864 yılında Kayapınar’da doğmuştur. Tahsilini, babasının ve amcası Şeyh Abdullah’ın yanında tamamlamıştır. Babasının vefatından sonra Ayınkâftaki medreseye bakmıştır. 1947 yılında Beşiri ilçesine bağlı Sulan köyünün Cami'inde müridleri ile sohbet ederken aniden vefat etmiş ve Kayapınar’ta babasının yanına defnedilmiştir.[41]

Kısaca hayat hikâyesine değindiğimiz bu zatı asıl önemli kılan hadise, Midyat’ın Gülgöze köyünde vuku bulan hadisedir. 1915 yılında çıkan Ermeni tehcirine yönelik çıkarılan kanun Midyat’ta da uygulanmak istenmiştir. Kanuna dayanarak bazı aşiretler Süryanî yerleşim yerlerine saldırmak istemişlerdir. Bunun üzerine Süryanîler Midyat’ın Gülgöze köyünde toplanarak savunma hattı oluşturmuşlar ve aylarca süren çekişmeler soncunda Süryaniler Şeyh Fethullah’ın güvence vermesi halinde teslim olacaklarını söylemişlerdir. Gülgöze köyüne gelen Şeyh Fethullah, Süryanilerin canlarına, mallarına, ırzlarına dokunulmasının haram olduğunu söylemiştir. Akabinde kardeşinin oğlu Şeyh Sıdki Efendi’yi bölgedeki devlet görevlerinin antlaşmaya uymaması halinde öldürebileceklerini söyleyerek Süryanilere rehin bırakmıştır. Kendisi de çatışmaları önleyen belgeyi çıkarmak üzere Diyarbakır’a gitmiş ve Diyarbakır’da yetkililerle yaptığı görüşme sonucunda çatışmanın önlenmesine dair belgeyi çıkararak bölgeye gelmiştir. Böylece binlerce Süryani’yi olası bir can kaybından kurtarmayı ve toplumsal çatışmanın çıkmasını engellemeyi başarmıştır. Üstlendiği bu görev nedeniyle Deyruzafaran’da Hristiyan din adamlarının resmi arasında Şeyh Fethullah’ın fotoğrafı yıllarca asılı durmuştur. 2003 yılında ise herhangi bir açıklama yapılmadan resim kaldırılmıştır. Ayrıca Süryaniler Şeyh Fethullah’ın torunu Ahmed Hamidi’ye yurt dışında olanaklar sağlamış ve Viyana’da tıp eğitimini alması için ona yardımcı olmuşlardır.[42]

Bu zikredilen dört merkezinn yanında Hamidi ailesinden Şeyh Abdurrahman’ın büyük oğlu Şeyh Muhammed Ali tarafından açılan bir Nakşibendi - Hamidî tekkesi daha bulunmaktadır. Şeyh Muhmmed Ali (v. 1906) tahsilini babasının yanında tamamlamıştır. Dedesinin eserlerine şerhler yazmıştır. Şeyh Muhammed Ali, ilim ve tarîkat icâzetini babasından aldıktan sonra şu an Kızıltepe’ye bağlı Ğurs köyünde irşad faaliyetleri için gitmiştir.[43] Nitekim Osmanlı

Arşivindeki belgede bu yöndedir. Belgede bu köyde yeni tekke açan Şeyh Mehmed Ali Efendi’ye maaş tahsisi yapılması istenmektedir.[44]

Bu belgenin tarihi 1901 olup Şeyh Mehmed Ali 1906 senesinde vefat etmiştir. Köy halkı ile yaptığımız görüşmeden anladığımız kadarıyla müstakil tekke olarak kullanılan bir bina bulunmamaktadır. Şeyh efendi bazen camiiyi bazen de evini tekke olarak kullanmış olmalıdır. Vefatından sonra ise tekke ile ilgili herhangi bir bilgi bulunmamaktadır. Bu zattan sonra burada tekke faaliyetleri sonlanmış gözükmektedir. Şeyh Efendi’nin kabri Mardin’de Hamidi türbelerinde bulunmaktadır.

Bu merkezlerdeki tedrisat, halkın getirdiği fetvalar ve tasavvufi irşad gibi birçok faaliyet Şeyh Said isyanına kadar devam etmiştir. 1926 yılında zikredilen merkezlerdeki aile fertlerinin hepsi Türkiye’nin batısına sürgüne edilmesiyle faaliyetler kesintiye uğramıştır. Aile sürgünde iken Şeyh Hâmid’in türbesi gayr-i müslimlere satılmıştır. Sürgünden dönüldükten sonra aile fertleri dedelerinin türbesini satın almak zorunda kalmıştır. Şu an türbenin tapusu Hamidi ailesinde bulunmaktadır.[45]

Sürgünden sonra Başkavak ve Aynkâftaki hizmetlere devam edilmiştir. 1980 darbesinden sonra bu müesseseler tekrar kapatılmıştır. Batman ve Mardin’de hâlâ bilinen ve saygı gösterilen bir aile olan Hamidi ailesinin sadece Aynkâftaki faaliyetleri devam etmektedir. Son yıllarda Abdullah Hamidi Aynkâfta Kura’n-ı Kerim kursu inşa ettirmiştir.

Şu anda ailenin önde gelen ismi Muhammed Sadık Hamididir. Mardin, Amasya ve İstanbul Kâdıköy’de müftülük yaptıktan sonra Suudi Arabistan Ümmül Kur’a Üniversitesi’nde Öğretim Üyesi olarak çalışmıştır. Arapçadan tercüme ettiği eserler, telif eserleri ve yayınlanmış makaleleri bulunmaktadır. Hâlen İstanbul’da ikamet etmektedir.

Ahmet Arslan

Dicle Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü

Temel İslam Bilimleri Anabilim Dalı

Tasavvuf Bilim Dalı

----------------------------

[1] el-Mardinî, eş-Şeceretü’d-Dürriyye fî Menâkibi’s-Sâdâti’l-Hâmidiyye, s.120

[2] el-Mardinî, eş-Şeceretü’d-Dürriyye fî Menâkibi’s-Sâdâti’l-Hâmidiyye, s. 148.

[3] Hamidi, “Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, s. 148.

[4] Hamidi, “Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, s.435.

[5] Hamidi, “Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, s.444.

[6] el-Mardinî, eş-Şeceretü’d-Dürriyye fî Menâkibi’s-Sâdâti’l-Hâmidiyye, s. 194.

[7] Hamidi, “Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, s.437.

[8] el-Mardinî, eş-Şeceretü’d-Dürriyye fî Menâkibi’s-Sâdâti’l-Hâmidiyye, s. 196.

[9] el-Mardinî, eş-Şeceretü’d-Dürriyye fî Menâkibi’s-Sâdâti’l-Hâmidiyye, s. 194.

[10] el-Mardini, eş-Şeceretü’d-Dürriyye fî Menâkibi’s-Sâdâti’l-Hâmidiyye, s. 200.

[11] el-Mardinî, eş-Şeceretü’d-Dürriyye fî Menâkibi’s-Sâdâti’l-Hâmidiyye, s. 195.

[12] el-Mardinî, eş-Şeceretü’d-Dürriyye fî Menâkibi’s-Sâdâti’l-Hâmidiyye, s. 193.

[13] Hamidi, "Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, s. 439.

[14] Hamidi, "Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, s. 439.

[15] Hamidi, “Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, s. 439.

[16] Hamidi, “Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, s. 439.

[17] el-Mardinî, eş-Şeceretü’d-Dürriyye fî Menâkibi’s-Sâdâti’l-Hâmidiyye, s. 299.

[18] Hamidî, “Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, s. 439.

[19] Hamidi, “Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, s. 284.

[20] Hamidi, “Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, s. 446.

[21] Hamidi, “Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, s. 446.

[22] Hamidi, “Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, s. 440.

[23] Muhammed Sadık Hamidi, Mardinî es-Seyyid eş-Şeyh Hamid, Evlad ve Torunları, Erkam Matbaası, İstanbul 2002, s.62.

[24] Hamidi, “Mardinli Şeyh Hamid Ve Oğlu Şeyh Abdurrahman Zihni Efendi” s. 49.

[25] Hamidi, “Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, s. 433.

[26] Hamidi, “Mardinli Şeyh Hamid Ve Oğlu Şeyh Abdurrahman Zihni Efendi”, s. 51.

[27] Metin Eriş (Ed.), 81 İlde Kültür Ve Şehir Mardin, Mardin Valiliği Yayınları, İstanbul 2012, s. 196.

[28] Hamidi, “Mardinli Şeyh Hamid Ve Oğlu Şeyh Abdurrahman Zihni Efendi”, s. 52.

[29] Hamidi, “Mardinli Şeyh Hamid Ve Oğlu Şeyh Abdurrahman Zihni Efendi”, s. 52.

[30] Hamidi, “Mardinli Şeyh Hamid Ve Oğlu Şeyh Abdurrahman Zihni Efendi”, s. 50; Mardin İl Yıllığı/1967, yy ts, s. 112.

[31] Hamidi, “Mardinli Şeyh Hamid Ve Oğlu Şeyh Abdurrahman Zihni Efendi”, s. 54.

[32] Hamidi, “Mardinli Şeyh Hamid Ve Oğlu Şeyh Abdurrahman Zihni Efendi”, s. 54.

[33] Hamidi, Mardinî es-Şeyh Hamit Evlad ve Torunları, s. 111.

[34] Ahmet Keleş, "Abdurrahman Zihnî Bin Es-Seyyid Eş-Şeyh Hâmid El-Mardînî El-Hüseynî'nin "Kitâbu Sevâdi'l-Basari Fî Usûli'l-Ehâdis Ve'l-eser" Kitabı Bağlamında Hadis İlmindeki Yeri”, I. Uluslararası Mardin Tarihi Sempozyumu Bildirileri, Mardin İhtisas Kütüphanesi Yayınları, İstanbul 2006, ss.239-244.

[35] Hamidi, "Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, s. 446.

[36] Hamidi, "Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, ss. 428-438.

[37] Serdar Bedii Omay, Fasih Dinç, "Mardin Tasavvuf Geleneğinin birlikte Yaşama Kültürüne Katkıları”, Türkiye’de Birlikte Yaşama Kültürü Ve Mardin Örneği Sempozyomu, T C. Mardin Valiliği Yayınlar, İstanbul 2010, s. 80.

[38] Hamidi, "Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, ss. 446-449.

[39] Hamidi, Başkavak/Ahmediyye Köyü Eğitim Tarihi Hamidi Ailesi Ve Ahmediyye Medresesi, s.

3.

[40] Hamidi, "Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, s. 436.

[41] Hamidi, “Mardin ve İlçelerinde Hamidîyye Medreseleri”, ss. 435-436.

[42] M.Cengiz Yıldız, “Midyat Ve Çevresinde Dinlerarası Hoşgörünün Tesisinde Örnek Bir Şahsiyet: Fethullah Hamid”, Makalelerle Mardin IV, Önemli Simalar Dini Topluluklar, Mardin İhtisas Kütüphanesi Yayınları, İstanbul 2007, s. 111-112.

[43] Hâmidi, Mardinî Es-Seyyid Eş-Şeyh Hâmid, Evlad Ve Torunları, s. 101.

[44] Başbakanlık Osmanlı Arşivi, DH. MKT, nr.2549-99.

[45] Bu Bilgiler, Muhammed Sadık Hamidi ile yapılan 13.01.2017 tarihli görüşmeden alınmıştır.

Yorumlar (0)
27
açık
Namaz Vakti 03 Ağustos 2021
İmsak 04:05
Güneş 05:51
Öğle 13:16
İkindi 17:10
Akşam 20:30
Yatsı 22:08
Puan Durumu
Takımlar O P
1. Adana Demirspor 0 0
2. Alanyaspor 0 0
3. Altay 0 0
4. Antalyaspor 0 0
5. Beşiktaş 0 0
6. Karagümrük 0 0
7. Fenerbahçe 0 0
8. Galatasaray 0 0
9. Gaziantep FK 0 0
10. Giresunspor 0 0
11. Göztepe 0 0
12. Hatayspor 0 0
13. Başakşehir 0 0
14. Kasımpaşa 0 0
15. Kayserispor 0 0
16. Konyaspor 0 0
17. Rizespor 0 0
18. Sivasspor 0 0
19. Trabzonspor 0 0
20. Malatyaspor 0 0
Takımlar O P
1. Adanaspor 0 0
2. Altınordu 0 0
3. Ankara Keçiörengücü 0 0
4. Ankaragücü 0 0
5. Erzurumspor 0 0
6. Balıkesirspor 0 0
7. Bandırmaspor 0 0
8. Boluspor 0 0
9. Bursaspor 0 0
10. Denizlispor 0 0
11. Eyüpspor 0 0
12. Gençlerbirliği 0 0
13. Kocaelispor 0 0
14. Manisa FK 0 0
15. Menemenspor 0 0
16. Samsunspor 0 0
17. Tuzlaspor 0 0
18. Ümraniye 0 0
19. İstanbulspor 0 0
Takımlar O P
1. Arsenal 0 0
2. Aston Villa 0 0
3. Brentford 0 0
4. Brighton 0 0
5. Burnley 0 0
6. Chelsea 0 0
7. Crystal Palace 0 0
8. Everton 0 0
9. Leeds United 0 0
10. Leicester City 0 0
11. Liverpool 0 0
12. Man City 0 0
13. M. United 0 0
14. Newcastle 0 0
15. Norwich City 0 0
16. Southampton 0 0
17. Tottenham 0 0
18. Watford 0 0
19. West Ham 0 0
20. Wolverhampton 0 0
Takımlar O P
1. Deportivo Alaves 0 0
2. Athletic Bilbao 0 0
3. Atletico Madrid 0 0
4. Barcelona 0 0
5. Cádiz 0 0
6. Celta de Vigo 0 0
7. Elche 0 0
8. Espanyol 0 0
9. Getafe 0 0
10. Granada 0 0
11. Levante 0 0
12. Mallorca 0 0
13. Osasuna 0 0
14. Rayo Vallecano 0 0
15. Real Betis 0 0
16. Real Madrid 0 0
17. Real Sociedad 0 0
18. Sevilla 0 0
19. Valencia 0 0
20. Villarreal 0 0
Günün Karikatürü Tümü