Haberin Kapısı
2020-10-07 14:37:36

Haçlı Seferleri Son Sürat Devam!

Muhammed Yılmazsoy

07 Ekim 2020, 14:37

Bismillahirrahmanirrahim.

Değerli kardeşlerim, , dost-düşman ayırımının birbirine karıştığı bu dönemde, genelde yazmayı daha az tercih ettiğim alanlardan biri olan, siyasetten ve Dünya siyasetinden yazacağım.

Tarih, iman küfür savaşının her çeşidine şahit olmuştur. Müslüman olmayanlar bağlılarını, kendilerini konumlandırdıkları davaya inandırarak ikna etmiş ve kullanmıştır. Müslümanlar ise; Allah rızası, ila-i kelimetullah ve adalet şiarı çerçevesinde bir araya gelip mücadele etmişlerdir, hala etmektedirler ve kıyamete kadar da edeceklerdir İnşaAllah.

Ortada bir mücadele var ise, mecburen bir sistem de olmalıdır. Sistem; aynı maksatla bir araya gelmiş farklı unsurların, sorunsuz, kesintisiz ve tam kapasitede çalışabilmesi için ortaya konulan iradedir. Etkili ve amaca yönelik bir mücadele sistemsiz yürümez!

Barbar batı (Muğalatasız) kendi insanı dâhil olmak üzere tüm insanlığa ve değerlerine savaş açmış ve bu batıl inançlarına başta kendileri olmak üzere, kendinden olduğunu söyleyenleri de, gerek legal gerekse illegal yollar kullanarak, inandırmıştır.

İslam ve Küfür arasındaki en belirgin savaşlar, hala devam eden Müslümanlar ile haçlılar arasındaki savaşlardır.

Türkiye geçirmiş olduğu fetret döneminin ardından, hem kendisine vurulmuş, hem de Kendi hinterlandına vurulmuş prangalardan kurtuldukça, her şey, daha da net ortaya çıkmaya başladı.

Türkiye kendi hava sahasına, deniz sahasına ve kara sahasına sahip çıkmaya başladıkça, demokrasi ve laiklik havarilerinin maskeleri düşmektedir. Bu kabilden, İslam coğrafyalarına demokrasi getirememeye başladılar. Eskisi gibi, İslam ülkelerine etki ajanları vasıtasıyla etki edememeye başladılar. İslam dünyasının umudu olan Türkiye, içerisindeki cerahatten kurtuldukça, yüzüne gülenlerin aslında ne menem alçaklar olduğunu görmeye başladı. Özellikle 15 Temmuz’dan sonra tüm kamu kurumlarına ve silahlı kuvvetlerimizin içine sızmış ‘Darkonlar-Scrull’lar’ açığa çıkartıldı.

Ne mi oldu?... Artık terörle mücadele etmek için havalanan uçaklarımız, Suriye’de ve Irak’ta, ‘terörist avlıyoruz’ diye dağı taşı bombalamamaya başladı. Bizzat teröristleri bombalayıp etkili sonuç almaya ve terör belasından kurtulmamıza imkân sağlamaya başladı. Terör ve teröristlerle mücadele sistemi değiştirilerek, Teröristlerin içerde karşılanması taktiğinden, teröristlerin gönderildiği kaynaklarda karşılanması taktiğine geçildi. Bu taktik neticesinde dost gibi görünen, yanınızdayız diyen ülke ve oluşumların, aslında bizi ve İslam’ı bitirmek için Haçlı ittifakının elemanları olarak kuyumuzu kazdıklarına şahit olduk. Planlarını bozduk. Bu haçlı ittifakları ile mücadelemizde edindiğimiz her tecrübe ağır bedeller neticesinde bizim hanemize yazıldı. Bilendik, öğrendik ve kendi geleceğimize sahip çıkmak için ayağa kalktık.

Bu ayağa kalkmamız kendi hinterlandımızın da umutlanmasına vesile oldu. Şimdi nerede bir Müslüman ve mazlum coğrafya varsa, O yanık bağırlarından umut ve muhabbetle, Müslüman Türkiye’ye zafer yolunda dua etmekte.  

Batının haçlı seferlerine devam ettiğini çok eskiye gitmeden örneklerle ispatlamak istiyorum.   

Bosna Hersek'te 29 Şubat-1 Mart 1992 tarihlerinde bağımsızlık referandumu yapıldı. Referanduma katılanların yüzde 99'undan fazlası "bağımsız" Bosna Hersek için, "evet" dedi. Referandumun ardından JNA ve Sırp paramiliter grupların farklı şehirlerde saldırıları başladı. 6 Nisan 1992'de ise başkent Saraybosna'da 3,5 yıl sürecek kuşatma ve katliamlar başladı. 1995 yılının temmuz ayında, BM koruması altında olan Srebrenica'da, Sırp komutan Ratko Mladic komutasındaki güçlerin şehre girmesinin ardından, ellerinden silahları alınan Bosnalılara, BM barış gücüne rağmen 8 binden fazla Boşnak erkeğin katledildiği bir soykırım gerçekleşti. 200 bine yakın insanın hayatını kaybettiği, bir milyondan fazla insanın evini terk ettiği, soykırım ve katliamların gerçekleştiği savaş, 1995 yılında imzalanan Dayton Barış Anlaşması ile sona erdi. Aliya, söz konusu barış anlaşmasına ilişkin, kerhen "Bu adil bir barış değil, ancak savaşın sürmesinden daha iyidir." ifadelerini kullanmıştı. BM Güvenlik Konseyi 5 daimi üyesi Çin’i çık gerisi haçlılardan oluşmaktadır. Kendilerinin emanına sığınmış Bosnalı Müslümanlar onlara rağmen katledilmiştir.

            Yine bu Haçlı güçleri, Kendi ayakları üzerinde durmaya başlayan Türkiye’nin başına, küçücük Yunanistan’ı, ‘eceline susamış it’ gibi, bela ettiler. Karşımıza sürüp, Ege ve Doğu Akdeniz’de uluslararası haklarımıza rağmen, arkasına almış olduğu iç ve dış haçlı desteği, uydurma haritalar ve tek taraflı kararlar ile kıta sahanlığımızı (KS) ve münhasır ekonomik bölge (MEB) sınırlarımızı yok saydılar. Bu hususta Hristiyan birliği (Avrupa Birliği)’ni, kendi tezlerine ikna etmekte hiç te zorlanmadılar. Aynı durumu Türkiye yapsaydı, bu haçlı zihniyeti, Etmediğini bırakmazdı!

            Suriye, Irak, Afganistan, Yemen, Sudan, Mısır, Libya, Kafkaslar, Doğu Türkistan v.s.  Bu zalimlerin ayaklarının altında inim inim inlemektedir!

Yine, Ermenistan diye 3 milyon nüfuslu ve sınırları, kara sınırları ile çevrili terörist bir örgüt! Çıkmış Azerbaycan’a saldırarak Dağlık Karabağ dışında kalan Azerbaycan’dan, toprak elde etmek istiyor. Haçlıları arkasına alarak, yalan yanlış ne dese Haçlı batının yanında olacağını bildiği için pervasızca saldırıyor.

Azerbaycan, karşı taarruza geçince de, ağlamaya başlıyor. BM’nin, ‘Azerbaycan’ın toprağıdır’ dediği, Dağlık Karabağ sorunu, 28 senedir çözeriz diye ortaya atılan Minsk üçlüsü (Haçlılar) tarafından çözülmedi, Çözülmek istenmedi! Çünkü yine Müslüman, yine İslami bölge…

Haçlılar bizim birliğimizi dirliğimizi dağıttılar, kendileri mesele İslam ve Müslümanlar olunca tam bir birliktelikle ortaya atılıyorlar!

Batı organize şiddeti iyi kullanıyor. Nerede kendisine ve çıkarlarına muhalif bir hareket varsa bu organize şiddeti kullanarak çıkan hareketleri bertaraf ediyor.

Selam ve dua ile..

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.