Haberin Kapısı
2022-05-18 12:13:26

HER ŞEYİ BİLEREK VE SORARAK YAPMAK

İbrahim Cücük

18 Mayıs 2022, 12:13

İslâm’da ilk farz “iman”dır. Farzdan önce farz ise “ilim”dir. İlim olmazsa ne iman olur ne de amel olur. Kur'ân-ı Kerîm’in ilk inen ve “Oku” diye başlayan emri ilimle ilgilidir. En son inen âyet de takva ile yani doğru bilgiyi bilmek ve takvaya riayet etmekle, diğer bir ifadeyle hem Hakka hem halka karşı yanlış yapmaktan korunup hassas davranmakla ilgilidir. Ebû Hureyre’nin (r.a.) dediği gibi “Takva, dikenli tarlada ayağına diken batmadan yürümektir.”

Hz. Peygamber (s.a.s.), “Oku” emriyle Allah Teâlâ’nın göstermesi ve bildirmesiyle hem çareyi hem çevreyi okudu. Bugün bize gereken hem çareyi hem çevreyi doğru ve isabetli okuyan ilim ehillerine müracaat etmemizdir ve bu kişiler yoksa, onların hemen yetişmeleri için çalışmamızdır.

Şu âyet-i kerimenin ilmin imandan önce geldiğine delil olduğu söylenebilir:

“Bil ki Allah’tan başka ilah yoktur.”

(Muhammed sûresi 47/19)

Dikkat edilirse âyet-i kerîmede önce “bil ki” ifadesi geçmekte sonra “Allah’tan başka ilah olmadığına iman” gelmektedir. Demek ki ilim imandan öncedir. Çünkü Allah’ı bilmeyenin imanı da ameli de olmaz.

İlim her müslüman erkek ve kadına farzdır. Hz. Peygamber şöyle buyurmuştur:

“(İnanılması ve reddedilmesi, uygulanması ve terk edilmesi farz olanın) ilmi(ni) talep etmek (bilmek, öğrenmek ve araştırmak) her müslümana farzdır.”

(İbn Mâce, Mukaddime, 17.)

Bu hadîs-i şerîfe göre lazım ve faydalı olan ilim, âlim olan olmayan herkese konumuna göre farzdır. Yine Hz. Peygamber (s.a.s.) şöyle buyurmuştur:

“Ya âlim ol ya talebe ol ya da dinleyen ol yahut seven ol, beşinci olma helak olursun.”

(Aclûnî, Keşfu’l-hafâ ve Müzîlü’l-elbâs, I, 149, 150.)

Her müslümanın terbiye üstadı edinmesi farz değildir fakat ilim üstadı edinmesi farzdır. Eğer kendi kendisini terbiye edemezse, asrın insaf sahibi âlimlerin hüsn-i zan ettiği ilim ve irfan sahibi kimseye müracaat etmesi farz olur. Çünkü kötü ahlaktan kurtulup ahlakımızı güzelleştirmemiz farzdır.

Maddî ve manevî sahada ilerlemek ilimde ilerlemekle olur. İlimde geride olan her şeyde geride olur. İlme ulaşmak, önce âlime ulaşmak, sonra kitaplardan istifade edecek seviyeye gelince âlimlerin denetiminde kitaplardan istifade etmekle mümkün olur.

Her konuyu, o konunun ehline, uzmanına, tecrübe sahibi ve özellikle basîret ehline sormak gerekir.

Allah Teâlâ Kur’ân-ı Kerîm’de insanları ikiye ayırmıştır: Avam ve havas.

a) Avam, müctehid olmayan,

b) Havas da müctehid olan kimsedir.

Avam için Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Bilmiyor iseniz zikir (Kur’ân ve hadisten hüküm çıkaran ictihad) ehline sorun!”

(Enbiyâ sûresi 21/7.)

En büyük veli de olsa ictihad ehli değilse, bu sahada o kimse avamdandır ve müçtehide yani Kitap ve Sünnet’ten hüküm çıkaran kimseye sorması gerekir.

Havassa müracaat edilmesi gerektiği ile ilgili Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur:

“Kendilerine güven (barış) veya korku (savaş) hususunda bir haber geldiğinde onu yayarlar; hâlbuki o haberi Peygambere ve içlerinden emir/yetki sahibi olanlara götürselerdi, onlardan istinbâta (Kitap ve Sünnet’ten hüküm çıkarmaya) nitelikli olanlar onu anlar bilirlerdi. Allah'ın sizin üzerinizde fazlı ve merhameti olmasaydı, pek azınız dışında, muhakkak şeytana uyardınız.”

(Nisâ sûresi 4/83.)

“Eğer bir şey hakkında çekişirseniz onu Allah (Kur’ân)’a ve Rasûl (Sünnet)’e götürün, eğer Allah’a ve âhiret gününe inanıyorsanız. Bu hem hayırlı hem netice itibariyle daha güzeldir.”

(Nisâ sûresi 4/59.)

Özetle eğer müctehid değil avamdan ise müctehide sorar; müctehid ise Kitap ve Sünnet’e sorar. Hiçbir kimse hüküm koyamaz. Hükmü ancak Allah Teâlâ koyar. Müçtehid ise içtihad usûlü ile Kitap ve Sünnet’ten hüküm çıkarır. Eğer müctehid yoksa tercih ehli olan âlimler bir araya gelip komisyon oluşturur. Komisyon ise meseleleri Fıkıh Usûlü ile karara bağlar.

Allah Teâlâ, her sahada bize âlim yetiştirme derdini nasip ede, hazırda olan âlimlerin de kıymetini bilip istifade etmeye bizi muvaffak kıla inşallah!..

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.