Haberin Kapısı
2022-02-19 22:23:49

Hz. Peygamberin En Temel İki Özelliği

İbrahim Cücük

19 Şubat 2022, 22:23

HZ. PEYGAMBER’İN EN TEMEL İKİ ÖZELLİĞİ

a) Şahsiyetinde açığının olmaması

b) Davasında açığının olmaması

a) Şahsiyetinde açığının olmaması

Hz. Peygamber’in (s.a.s.) şahsiyeti emîn olmasıdır. Emînliğinde dostları ve düşmanları ittifak halindeydiler. İşte bu yönünde açığı yoktu.

b) Davasında açığının olmaması

Hz. Peygamber’in (s.a.s.) davası, bütün peygamberlerin davası gibi Allah’ın davasıydı.

Allah’ın davası, tevhîd davasıdır; Lâ ilâhe illallâh yani Allah’tan başka ilahın olmaması, Allah’tan başka rabbin olmamasıdır.

Lâ ilâhe illallâh; Allah’tan başka helal eden-haram eden yoktur, Allah’tan başka hüküm koyan yoktur, Allah’tan başka emreden-nehyeden yoktur, Allah’tan başka kendisine ma’bûd/ibadet edilip kulluk edilen yoktur.

Hz. Peygamber’in, tevhîd davasını anlamada, anlatmada, hayatını tevhîd akidesine göre yaşamasında açığı yoktu.

İslam davası, kâmil, mükemmel ve mükemmil/kemale erdiricidir. İslam davasının sahibi olan Allah Teâlâ kâmil ve mükemmildir.

Kur’ân-ı Kerîm, bütün insanlar için lazım olan iman, ibadet, ahlak ve ahkâmın hakikatini ortaya koyan bir nurdur, ışıktır.

Allah Teâlâ, şu âyet-i kerimede Hz. Peygamber’in (s.a.s.) şahsiyetine burhan/delil, davasına nur demiştir:

“Ey insanlar! Size Rabbinizden kesin bir burhan geldi ve size apaçık bir nur indirdik.”

(Nisâ, 4/174)

Âyet-i kerîmedeki burhandan/delilden maksat, Hz. Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’dir; nurdan maksat da Kur’ân-ı Kerîm’dir.

Hz. Peygamber (s.a.s.) ile Kur’ân-ı Kerîm birbirine zıt değil, birbirini tasdik etmekteler.

Hz. Peygamber (s.a.s.), Kur’ân-ı Kerîm’in aleyhine değil, lehine delildir; anlaşılabilir, tasdik edilebilir, tatbik edilebilir, uygulanabilir ve fıtrî olduğunu gösteren bir delildir.

Bir mümin; davetçi, davanın lideri ve mürşid, davası ile hayatı birbiriyle örtüşürse kabul görür.

İslam düşmanları, Hz. Peygamber’in şahsiyeti hakkında “Muhammedü’l-emîn” diyorlardı, aleyhine bir şey söyleyemiyorlardı. Ancak, heva ve nefislerine esir oldukları için Kur’ân-ı Kerîm’e yani İslam davasına, Allah’ın koyduğu dine, helal-haram hükmüne, öldükten sonra tekrar dirilecekleri gerçeğine inanmıyor ve karşı çıkıyorlardı.

Nurun özelliği hem kendisini hem başkasını göstermesidir; Kur’ân-ı Kerîm’in tevhîd davasının hak olduğunu, İslam düşmanlarının şirk ve küfür davasının bâtıl olduğunu gösteren bir nurdur.

Nûr, ışık kaynağı, her şeyin hakikatini gösteren hakikatin kaynağıdır.

İslam davasını savunanların hayatları ile davaları, birbirleriyle örtüşürse hayatları davalarının lehine delil olur, eğer örtüşmezse aleyhlerine delil olur.

Müminlere özellikle İslam davasını dava edinenlere ne derece emîn denirse ve ne derece emniyet edilirse, o derecede İslam davası anlaşılır ve İslam davasını dava edinenler izlenirler ve örnek alınırlar.

Bugün Müslümanlar olarak, İslam davasını dava edinen; davetçi, müderris, müftî/müctehid olan âlimleri, mürşidleri, İslam davası adına çıkan lideri ve lidere tabi olan kimseleri davaya muhalif fiil ve hallerinden korumamız gerekir. Böylece kendileriyle davalarının birbirine muvafık olmaları sağlanmış olur. Böylece Müslümanların birbirlerine hakkı ve sabrı tavsiye etme vazifesi de yerine getirilmiş olur.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.