Haberin Kapısı
2021-11-11 10:09:24

Teslimiyet, Yeterli Rızık, Kanaat -1

İbrahim Cücük

11 Kasım 2021, 10:09

Hz. Peygamber (s.a.s.) şu iki hadîs-i şerifte şöyle buyurmuştur:

“Müslüman olan/teslim olan, kendisine yeteri kadar rızık verilen, Allah’ın kendisine verdiği nimete kanaat eden kimse, şüphesiz kurtuluşa ermiştir.”

(Müslim, Zekât, 125; Tirmizî, Zühd, 35; İbn-i Mâce, Zühd, 9.)

“İslam’a ulaştırılan ve geçimi yeterli olup buna kanaat eden kimseye ne mutlu!”

(Tirmizî, Zühd, 35.)

Bu iki hadîs-i şerîfte sayılan İslam nimetinin dışındaki nimetler, iman olunca değer kazandı; mutluluk ve kurtuluş sebebi oldu. Zira bütün nimetler, İslam-iman nimeti varsa nimettir, iman yoksa nimetler başa beladır.

İslâm, kalbin rızkı; yeterli rızık, bedenin rızkı; kanaat, gönlün rızkıdır.

Esasında İslâm’daki Allah’ın rızasını kazandıran her bir şey, kalpteki teslimiyetin ve Allah’ın kula hidayetinin dışa yansımasıdır.

Müslüman, teslimiyetini şu üç yolla ortaya koyan kimsedir:

a) Kalbi ile tasdik ederek,

b) Dili ile tasdikini ikrar ederek,

c) Bedeni ile de tasdikini tatbik ederek.

a) Kalbin teslimiyeti; Allah Teâlâ’yı, Hz. Peygamber (s.a.s.)’i ve Hz. Peygamber’in Allah’tan getirdiği şeyleri tasdik etmekledir.

Bu teslimiyet, imanın asıl rüknüdür. Diğer ikisi ise kâmil imanın rükünleridir.

b) Dilin teslimiyeti; kelime-i şehâdeti ve kelime-i şehadette kastedileni kavrayarak ve bilerek ikrar etmektir.

c) Bedenin teslimiyeti; tasdik ettiği gerçekleri, tasdike uygun sâlih amel ve Sünnete/Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sözlerine, fiillerine ve tasvibine uygun olarak uygulamaktır.

Bu üçünü içine alanı delil olarak şu hadîs-i şerîfi sunabiliriz:

“Sizden birisi, hevasını getirdiğime tabi kılmadıkça iman etmiş olmaz.”

(Tebrîzî, el-Hatîb, Mişkâtü’l-Mesâbîh, I, 59, hadis no: 167. Beyrut 1979.)

Hz. Peygamber (s.a.s.) iki şey getirmiştir:

a) Üsûl yani itikadî konular,

b) Fürû’ yani ibadet, ahlâk ve ahkâmı içine alan amelî konular.

Bir kimse usûle uyar da fürûa uymazsa yani iman eder de amel etmezse mü’min-i fâsık olur; usûle ve fürûa uymazsa yani iman etmez ve amel de etmezse net kâfir olur; usûle uymaz da fürûa uyarsa yani iman etmez de iman etmiş gibi gösterirse kâfir münafık olur.

Müslüman hem usûl hem fürû konularına uyan yani hem tasdik hem tatbik eden kimsedir.

Bu konudaki ilâhî ölçü şu âyet-i kerîmedir:

“Hayır, Rabbine yemin olsun ki aralarında çıkan anlaşmazlıklarda seni hakem yapıp sonra da verdiğin hükümden dolayı içlerinde sıkıntı duymadan, tam bir teslimiyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.”

(Nisâ sûresi 4/65)

Bu âyet-i kerîme, müslümana şu dört şeyi bildirmektedir:

1) Müctehid ise her konuda Hz. Peygamber’i (s.a.s.) hakem kabul edip ona müracaat etmek

2) Avam ise müctehidlerin istinbat ettiği ictihadları kabul etmek,

3) Hz. Peygamber’in hükmünü, iman gereği kalp ile sıkıntı duymaksızın tasdik etmek,

4) Hz. Peygamber’in hükmüne, kâmil iman gereği tatbik ederek teslim olmak.

Sitemizden en iyi şekilde faydalanmanız için çerezler kullanılmaktadır.