
Anadolu Selçuklu Devleti’nin çözülme sürecinin ardından XIII. yüzyıl sonlarından itibaren ortaya çıkan Anadolu Beylikleri, siyasal parçalanmışlığa rağmen mimarî ve sanat alanında dikkat çekici bir süreklilik ve çeşitlilik üretmiştir. Bu dönemde cami inşası, yalnızca dinî ihtiyaçların karşılanmasına yönelik bir faaliyet değil; aynı zamanda siyasî meşruiyetin tesis edildiği, toplumsal bütünlüğün güçlendirildiği ve estetik anlayışın somutlaştığı çok katmanlı bir temsil alanı olmuştur.
1. Siyasî Meşruiyetin Mimari Dili: Camii
Beylikler döneminde camiler, hükümdarların ve hanedanların varlığını şehir mekânında görünür kılan başlıca yapılardır. Bir beyliğin hâkim olduğu şehirde inşa edilen ulu cami ya da merkezî cami, hâkimiyet iddiasının mimarî bir nişanesi olarak işlev görmüştür. Kitabelerde beyin adı, unvanları ve bazen soy bağı özellikle vurgulanmış; böylece cami, taş üzerinden konuşan bir siyasî metne dönüşmüştür.
Bu durum, Selçuklu geleneğinin bir devamı olmakla birlikte, Beylikler döneminde daha yerel ve hanedan merkezli bir karakter kazanmıştır. Her beylik, cami inşası yoluyla hem Selçuklu mirasına bağlanmış hem de kendi özgün kimliğini vurgulama imkânı bulmuştur.
2. Mimari Plan Tipleri ve Yerel Çeşitlilik
Anadolu Beylikleri camilerinde tek tip bir plan anlayışından söz etmek güçtür. Bu çeşitlilik, hem coğrafî şartların hem de yerel mimarî geleneklerin etkisini yansıtır.
Çok ayaklı, düz tavanlı camiler özellikle ahşap malzemenin bol olduğu bölgelerde tercih edilmiştir (ör. Eşrefoğulları Beyliği). Ahşap direkli camiler, Orta Asya Türk mimarî geleneğinin Anadolu’daki güçlü devamı niteliğindedir.
Tek kubbeli ya da küçük ölçekli camiler, şehir dokusu içinde mahalle merkezli bir ibadet anlayışını yansıtır.
Ulu camiler, genellikle çok sahınlı ve geniş mekânlı olup cuma namazına ve toplu ibadete hizmet etmiştir.
Bu çeşitlilik, Beylikler döneminin “deneysel” ve geçiş niteliğini de açıkça ortaya koyar.
3. Malzeme ve Süsleme Anlayışı
Beylikler camilerinde malzeme kullanımı büyük ölçüde yerel imkânlara bağlıdır. Taş, tuğla ve ahşap en yaygın malzemelerdir. Özellikle taş işçiliğinde görülen sade ama etkili bezemeler, dönemin estetik anlayışını yansıtır.
Süsleme programlarında geometrik ve bitkisel motifler ön plandadır. Bu programlarda yazı, mimarî süslemenin ayrılmaz bir unsuru olarak kullanılmış; kitabeler ve kuşak yazıları caminin hem estetik hem de düşünsel boyutunu güçlendirmiştir. Öte yandan aşırı süsten kaçınılması, Beylikler camilerinde genel bir eğilimdir. Bu durum, yapının işlevselliğini ve manevî atmosferini öne çıkaran bir anlayışla ilişkilendirilebilir.
4. Cami ve Şehir İlişkisi
Anadolu Beyliklerinde cami, çoğu zaman bir külliye çekirdeği olarak tasarlanmıştır. Medrese, imaret, zaviye ve türbe gibi yapılarla birlikte cami, şehrin sosyal ve ekonomik hayatının merkezinde yer almıştır. Böylece cami, yalnızca ibadet edilen bir mekân değil; eğitim, yardımlaşma ve toplumsal etkileşim alanı hâline gelmiştir. Bu yönüyle Beylikler dönemi camileri, Osmanlı şehir modelinin de habercisi niteliğindedir.
5. Selçuklu Mirası ve Osmanlı’ya Geçiş
Anadolu Beyliklerinde cami inşası anlayışı, Selçuklu mimarî geleneğinin devamı olmakla birlikte Osmanlı klasik mimarisine geçişin de zeminini hazırlamıştır. Plan şemaları, yapı-tezyinat dengesi ve şehirle kurulan ilişki, daha sonra Osmanlı mimarisinde sistematik ve merkezî bir forma kavuşacaktır.
Anadolu Beyliklerinin Cami Anlayışında XIV. Yüzyılda Yaşanan Değişim
XIV. yüzyıl, Anadolu Beylikleri mimarisi açısından yalnızca bir devam değil; belirgin kırılmaların ve dönüşümlerin yaşandığı bir dönemdir. Bu yüzyılda cami inşası, Selçuklu mirasını sürdürmekle birlikte yeni siyasî, toplumsal ve estetik ihtiyaçlara cevap veren farklı bir mimarî anlayışa evrilmiştir. Kısacası Anadolu Beylikleri'ne ait 14. yüzyıl yapıları incelenince, cami inşası anlayışında iki hususta değişiklik olmuştur.
Önce, yapıyı büyük bir mekan bütünlüğü içinde toplamaya elverişli olmayan ulu (yani çok ayaklı) cami, yanı sıra küçük ölçüde de olsa tek kubbeli camiler de yapılmış ve merkezi planlı camilerin ilk denemeleri başlatılmıştır. Yani mekân bütünlüğünü sekteye uğratan çok ayaklı cami tipinden, küçük ölçüyle inşa edip kubbeyi daha az sütunla oturtmaktır.
İkinci olarak, camiler bu dönemde son toplanma yeri (son cemaat yeri) adını taşıyan yeni bir bölüm kazanmışlardır. Son olarak da cami ile birlikte ele alınan avlunun ilk denemeleri bu dönemde başlamıştır.
Hızlı bir geçiş olmasa da deneme yoluyla yavaş geçişler görülür.
Sözün Özü
XIV. yüzyılda Anadolu Beyliklerinin cami anlayışında yaşanan değişiklik; yatay, çok ayaklı Selçuklu camilerinden daha merkezî, sade ve işlev odaklı mekânlara doğru bir evrimi ifade eder. Bu dönüşüm, sadece mimarî bir tercih değil; siyasî yapılanma, ekonomik şartlar ve toplumsal ihtiyaçların ortak ürünüdür. En önemlisi ise bu süreç, Osmanlı klasik cami mimarisinin fikrî ve mekânsal altyapısını hazırlayan tarihî bir eşik niteliği taşır.