Azerbaycan’da son dönemde yaşanan başörtüsü kısıtlamaları ve İsrail ile olan girift ilişkiler, ülkeyi küresel ve bölgesel bir tartışmanın odağı haline getirmiştir. Medyada yer alan iddiaların ve yüzeysel yorumların aksine, Kafkasya’nın bu stratejik ülkesinde yaşananlar anlık kararlardan ziyade, I. Dünya Savaşı sonrasında kurulan küresel düzenin, Sovyet mirasının ve derin diplomatik bağımlılıkların bir tezahürüdür. Azerbaycan’ın iç politikası, bölgesel güvenlik kaygıları ve toplumsal farkındalığı arasındaki dengeyi anlamak; hamasi yaklaşımlardan uzak, rasyonel bir analizi zorunlu kılmaktadır.

Tarihsel Arka Plan: KGB Mirası ve Bağımsızlık Süreci

Azerbaycan’ın bugünkü yönetim yapısını ve jeopolitik yönelimini anlamak için 1990’ların başındaki bağımsızlık yıllarına bakmak gerekir. Ebulfez Elçibey dönemindeki milli ve bağımsızlıkçı çizgi, Ermeni lobisinin ve bölgesel güçlerin baskısıyla büyük bir sınav vermiştir. Bu süreçte, eski bir üst düzey KGB yöneticisi ve Komünist Parti üyesi olan Haydar Aliyev’in Nahçıvan’dan Bakü’ye gelerek yönetimi devralması, ülkenin kaderini tayin eden temel dönüm noktası olmuştur. 11 gün gibi kısa bir sürede gerçekleşen bu iktidar değişimi, Aliyev ailesinin bugün de devam eden yönetim modelinin temellerini atmıştır. Bu model, bir yandan Rusya ile dengeli ilişkiler gözetirken diğer yandan Batı ve İsrail ile stratejik ortaklıklar kurma esasına dayanmaktadır.

Görünürdeki Kriz: Başörtüsü Kısıtlaması ve Toplumsal Reaksiyon

Son günlerde kamuoyunda geniş yankı bulan okul çağındaki kız çocuklarının başörtüsü (hicap) nedeniyle yaşadığı mağduriyetler, aslında yeni bir yasal düzenlemenin sonucu değildir. Azerbaycan’daki bu kısıtlama 2010 yılından beri yürürlüktedir; ancak dönemsel olarak siyasi aktörler veya dış odaklar tarafından dolaşıma sokularak köpürtülmektedir.

Bu yapay kısıtlamaya karşı Azerbaycan halkının gösterdiği sivil reaksiyon ise oldukça asildir. Okul kapılarında gözyaşı döken inançlı öğrencilere, başı açık arkadaşlarının "Sakın başını açmayasın!" diyerek verdiği destek, ülkedeki toplumsal sağduyunun ve derin bağların bir kanıtıdır. Yönetimin bu kısıtlamayı "İran veya Vehhabi etkisini kırmak" kılıfıyla pazarlamasına rağmen, halk nezdinde İslam'a olan yöneliş ve farkındalık her geçen gün daha da artmaktadır.

İsrail Bağımlılığı: Dijital Esaret ve Güvenlik Denklemi

Azerbaycan ile İsrail arasındaki ilişkiler sadece askeri alımlarla sınırlı olmayıp, ülkenin hayati altyapılarını kapsayan derin bir bağımlılık ilişkisine dönüşmüştür. Karabağ Savaşı’nda İsrail’in Türkiye’nin katbekat üzerinde askeri ve lojistik varlık göstermesinin arkasında stratejik bir hesap yatmaktadır.

  • Teknolojik Altyapı: Azerbaycan; e-devlet sistemini, bankacılık ağlarını, fiber ve dijital altyapı ile uydu sistemlerini tamamen İsrail firmalarına emanet etmiştir.
  • Ekonomik ve Askeri Bağlar: Azerbaycan ordusunun envanterindeki silahların %60'ından fazlası İsrail menşeilidir ve İsrail, Azerbaycan petrolünün en büyük müşterilerinden biridir.
  • Siyasi Tehdit: Aliyev yönetiminin İsrail ile ters düşmesi durumunda tüm bu dijital, mali ve askeri sistemlerin kilitlenmesi riski bulunmaktadır. Bu durum, Azerbaycan yönetimi üzerinde ciddi bir esaret ve beka korkusu yaratmaktadır.

Küresel Denklem: Uluslararası İlişkiler Ağında Azerbaycan

Azerbaycan’ın dış politikası, sadece yakın komşularıyla değil, küresel güç merkezleriyle örülü çok katmanlı bir uluslararası ilişkiler ağına dayanmaktadır. Bakü’nün attığı her adım; Washington, Moskova, Pekin ve Londra eksenindeki büyük stratejilerin doğrudan yansımasıdır.

  • Batı ve Enerji Diplomasisi (ABD & İngiltere): Azerbaycan, I. Dünya Savaşı’ndan bu yana küresel enerji koridorlarının en kritik düğüm noktalarından biridir. Bakü-Tiflis-Ceyhan (BTC) gibi devasa boru hatları, Batı dünyasının Rus enerjisine olan bağımlılığını kırmak adına Anglo-Amerikan ekseni tarafından stratejik olarak desteklenmektedir. Bu durum, Aliyev yönetiminin uluslararası finans çevreleri ve Batılı başkentler nezdinde diplomatik bir dokunulmazlık zırhı elde etmesini sağlamaktadır.
  • Rusya ile Pragmatik Denge: Sovyet mirasının sıcaklığını hala ensesinde hisseden Bakü, Moskova’yı doğrudan karşısına almaktan titizlikle kaçınmaktadır. Rusya, Kafkasya’daki askeri ve siyasi ağırlığıyla Azerbaycan’ın egemenlik sınırlarında her an bir istikrarsızlık kartı oynayabilecek güçtedir. Aliyev yönetimi, Batı ve İsrail ile yürüttüğü stratejik ortaklıkları Rusya’nın kırmızı çizgilerini çiğnemeden, adeta bir ip cambazı maharetiyle dengelemek zorundadır.
  • Çin’in Kuşak ve Yol Stratejisi: Azerbaycan ekonomisinin ve lojistik yatırımlarının önemli bir kısmı bugün Çin’in küresel ticaret vizyonuyla doğrudan entegredir. Pekin yönetimi, Orta Koridor’un kalbinde yer alan Bakü’yü Avrupa’ya açılan güvenli bir kapı olarak görmekte ve buradaki ekonomik nüfuzunu her geçen gün artırmaktadır. Bu durum Aliyev yönetimine ekonomik bir alan açsa da küresel finansal bağımlılığı çok ortaklı hale getirmektedir.

Jeopolitik Kıskaç: İran ve Zengezur Koridoru

Azerbaycan’ın İsrail ile yakın durmasının en sıcak rasyonel gerekçelerinden biri sınır komşusu olan İran tehdididir. İran, Kafkasya'da Şia nüfuz alanı kurmak ve ideolojik molla rejimi ihraç etmek istemektedir. Buna karşın, İran içinde yaşayan yaklaşık 30 milyonluk Türk nüfusu da Bakü için hem bir güvence hem de potansiyel bir risk barındırmaktadır. Azerbaycan yönetimi, Güney Azerbaycan'da çıkabilecek olası bir özgürlük hareketinin başkentinin Bakü yerine Tebriz olmasından ve kendi gücünü gölgelemesinden çekinmektedir.

Diğer taraftan, Türkiye’nin Adriyatik’ten Çin sınırına kadar kesintisiz bir Türk dünyası ticaret hattı kurmasını sağlayan Zengezur Koridoru, küresel emperyalizmin en büyük hedeflerinden biridir. Stalin döneminde adeta bir hançer gibi bölgeye saplanan Ermenistan toprakları, Türk dünyasının kara bağını koparmak için dizayn edilmiştir. Bugün İsrail ve küresel odaklar, Azerbaycan’a "Türkiye seni işgal edecek, sana İslamcılık ithal edip DEAŞ gibi etiketleyecek" propagandası yaparak Bakü’yü Ankara’dan kontrollü bir şekilde koparmaya çalışmaktadır. Hatta Azerbaycan Dışişleri'nin Akdeniz'de Rum kesimi ve Yunanistan ile yakınlaşması, "iki devlet, tek millet" şiarının üst yönetim düzeyinde pragmatik hesaplarla nasıl ayrıştığını göstermektedir.

Sonuç ve Türkiye’nin Pozisyonu

Azerbaycan’da yaşanan başörtüsü zulmü ve İsrail eksenli politikalar, Aliyev yönetimi ile Azerbaycan halkının ve devlet çıkarlarının aynı kefeye konulamayacağını açıkça ortaya koymuştur. Türkiye, imparatorluk özgüveni ve derin stratejik aklıyla hareket ederek, Azerbaycan'ı tamamen İsrail'in kucağına itmeyecek hassas bir dengeyi yürütmelidir. Söz diliyle değil, hal diliyle, sivil farkındalığı artırarak ve adeta İsrail’in hakimiyet alanlarını daraltarak Bakü’yü bu küresel esaretten kurtarmak uzun vadeli yegane stratejidir. Tarihin büyük yürüyüşü dikkate alındığında, bugünkü baskılar ve kısıtlamalar geçici birer "sivri sinek vızıltısından" ibaret kalacak, kardeşlik ve irfan galip gelecektir.