"Onlar; zararından emin oldukları için dostlarını uzak tuttular. Düşmanlarını kazanmak için yakınlarına aldılar. Yanlarına aldıkları düşmanları dost olmadığı gibi, uzakta tuttukları dostları da düşman oldu. Herkes düşman safında birleşince, yıkılmaları mukadder oldu.''-Ebu Müslim Horasani-

Parti kapatmak için parti kurulmaz anlayışı ile yola çıkıp küresel elitler ile işbirliği yapıp sıcak para arzı ile piyasaları coşturan Ak Parti oluşturduğu sanal Refah ortamı ile kendi dolar milyarderlerini oluşturduğu gibi zenginliğin oluşturduğu konforizmde haram ile helal anlayışını da kaybettiler.

Bu yazıda kaybolup giden Ahlaktan bahsetmeyeceğim zira bir önceki yazıda sadece Ak Partililerin değil dindarların ekseriyetinin 90 lı yılların sonuna doğru elde ettikleri Ahlaki üstünlüklerini tümden yitirdikleri üzerine zaten durmuştuk. Bugün bu yazıda artık yolun sonuna gelindiğine dair öngörü ve tespitlerimizi dile getirip muhtemel yaşanacak senaryolar üzerine yoğunlaşacağız.

Bundan tam 10 Sene önce 1 Kasım 2015 seçimlerinde Saadet Partisi İstanbul 2. Bölge Milletvekili Adayıydım. Seçim öncesi Esenlerde bir otelde Milletvekili Adayları toplantısı yapmıştık. O toplantıda aynen şu ifadeleri kullanmıştım. "Bu seçimin sonuçları ne olursa olsun Ak Parti içerisinde yaşamış olduğu çürümüşlük ve Ahlaki çöküntü ile 2020 yılını göremeyecekler" demiştim.

Lakin Ak Parti kokuşmuş mevcut sistemi rekdifiye ettiği gibi 15 Temmuz Sütü bozuk Sosyolojik Darbesi de Ak Partiyi rekdifiye edip ömrünü uzattı. Hakkını yemeyelim Siyasi bir deha olduğunu her zaman kabul ettiğim Sayın Recep Tayyip Erdoğan bu süreci çok iyi kullandı ve oluşan mağduriyetten Ak Partinin ömrünü bir 10 yıl daha uzattı.

Bu süreç çok daha farklı olur muydu? O gece yani 15 Temmuz gecesi Darbecilerle Hükümet arasında yaşandığını düşündüğüm bazı pazarlıkların Ak Partinin çok uzun ömürlü olmasını değil tedrici olarak bazı şeylerin tahkim edilerek ömrünü sonlandırmasını öngördüğünü düşünüyorum. Bundan dolayı 15 Temmuz öncesi Ak Partinin en büyük muhalifi olan ve 28 Şubat kararlarının bizzat uygulayıcısı olan MHP birden Ak Partiye yanaşmış hükümete desteğini alenen açıklamıştır. Bununla birlikte Ak Partiye olan muhalif söylemlerinin her zaman arkasında olduğunu, sözlerinden asla dönmediklerini (ki 17/25 sürecini MHP alenen savunmuştu ve Tayyip Erdoğan’dan hesap soracaklarını söylemişti) zaman zaman dile getirdiler.

Devlet Bahçelinin 2018 Yılında yaptığı konuşmada "Tayyip Erdoğan ile birlikte Cumhuriyetin 3. Evresini tüm kurum ve kuruluşları ile tamamlayacağız" sözü bugün kısmen tamamlanmış olup nihayete erdirilmesi için önümüzde yapılması öngörülen seçimlerde Tayyip Erdoğan'ın tekrar aday olup seçilmesi istenmektedir. Lakin 1. Dünya Savaşı öncesi ve sonrasında etkin olan Kuva-i Milliye ruhuna sahip özellikle Teşkilatı Mahsusayı kuran ruhun devamı olanlar bugün hükümet içerisinde yeniden aktif olmuşlardır. Bu kişiler öyle tahmin ediyorum ki Devleti sadece Hükümet ile değil ortak akla sahip muhalifler ile düzlüğe çıkarma düşüncesindeler.

zYine 1. Dünya Savaşı öncesi zuhur eden İttihat Terakkinin Batıcı tarafını savunan Mahmut Şevket Paşa ekolünden gelenlerde özellikle 15 Temmuz sürecinden sonra hükümet içerisinde baskın bir şekilde rol aldılar. İşte son 4 yılda Hükümet içerisinde kendisine yer bulan Teşkilatı Mahsusa ruhunu temsil edenlerle Mahmut Şevket Paşa ekolünden gelenler ciddi bir sürtüşme içerisindeler.

7 Ekim 2023 de başlayan Aksa Tufanı tüm dünyada geniş yankı bulurken Türkiye’de de vicdani sorumluluğu olanların seslerini yükseltmesine neden oldu. Hakan Fidan bir konuşmasında isim vermeden İslam Dünyasında ki hükümetlerin/devletlerin İsrail ile ticaret yapmasından duyduğu rahatsızlığı dile getirmesi ile birlikte başlayan "Türkiye İsrail ile ticaret yapıyor şayiası" biran da Türkiye’nin gündemine oturdu. İlk önce Sosyal Medya trolleri sonrada Parti resmi ağızdan bunu yalanlasa da ilgili bakanlıklar çok ciddi bir stratejik hata yaparak "İsrail ile yapılan ticarette kısıtlamaya gidildiği" sonrasında ise "ticaretin tamamen kesildiği" açıklaması yapıldı. İşte o zaman Ak Parti tabanından şöyle bir ses yükseldi "madem İsrail ile ticaret yapılmıyordu bu kısıtlama neyin nesi?" Sonrasında ise "hani İsrail ile ticaret yapılmıyordu sizi olmayan şeyi mi durdunuz?" Soruları alttan alta sorulmaya başlandı.

Rusya-Ukrayna savaşında uygulanan dış politik hamleler ve oluşturulan Tahıl koridoru Hakan Fidanın ön plana çıkmasını sağladı. Sonrasında Suriye de elde edilen başarı ise Hakan Fidan'ın Tayyip Erdoğan sonrası için isminin sık sık zikredilmesine neden oldu. Bu yazının sonuna gelindiği saatlerde ülkesinde çok ciddi İsrail lobisi olan ve İsrail’in güdümünde olan Azerbaycan’ın isteği ile Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Oktay Saral Azerbaycan aleyhtarı sözleri nedeni ile bizzat Cumhurbaşkanı tarafından görevden alındı.

Osman Kavala meselesi,

Deniz Yücel meselesi,

Rahip Bronson meselesi,

Trump’ın “Aptallık” yapma mektubu ve bu mektubu müzede saklaması,

Tayyip Erdoğan’ın rest çekmesi üzerine Trump’ın talimatı ile Tayyip Erdoğan’ın 6 farklı ülkeden mal varlıklarının sorgulanmasını istemesi üzerine sözünden cayıp ABD’ye gitme kararı alması...

Yaşanan ekonomik sıkıntılar ve bu sıkıntılara bir çözüm bulunamaması…

Bir dönem yüksek perdeden “Hırsız” olarak ilan ettiği kişiye Ekonomiyi bizzat teslim etmesi…

Son “fon” krizinde süreci iyi yönetemeyip hırsızlığını alenen itiraf eden Ak Partili yöneticilerin yargılanmaması buna mukabil toplumda İslami Camiada kanaat önderi olarak kabul edilen bazı isimlere sadece muhalif oldukları için ters kelepçe yapılıp boyunlardan baskılanarak gözaltına alınmaları…

Yine sırf muhalif oldukları için bir takım İslami grupların yapmış oldukları Anayasal hakları olan gösteri ve yürüyüşlerde özellikle tesettürlü kadınlara sert müdahaleler…

İşte tüm bunlar Ak Partinin hitap ettiği “Dindar” kesimde ve “özgürlükçü” kesimde infiale sebebiyet verdi.

Nadiren de olsa ülkelerde yaşanan bu türden krizler o ülkelerde bir devrin sonunu yeni bir devrin başlangıcının işaretidir. Haliyle bu süreçlerde kendi devirlerinin Liderlerini de ortaya çıkarır. Yaşanan 28 Şubat Post Modern Darbesi ve 2001 krizleri nasıl kendi liderlerini doğurup eskileri tasfiye ettiyse bu süreç de Mevcut Liderleri tasfiye edip yeni Liderlerin doğmasına sebep olacaktır.

Son 4 yılda içeride yaşanan tüm olumsuzluklara yaşanan onca krizlere karşın Dışarıda yaşanan ve Hakan Fidan’ın kontrolünde gelişen hadiselerin hepsinde pozitif neticeler alınması Hakan Fidan’ı fazlasıyla ön plana çıkardı. Özellikle Rusya- Ukrayna krizinde Türkiye ile Ukrayna arasında ki ve Türkiye ile Rusya arasındaki ekonomik ve askeri işbirliklerinin sekteye uğramaması ve en önemlisi oluşturulan “Tahıl Koridoru” Türkiye hariciyesi ile Ticaret Bakanlığının büyük bir başarısıdır. Dış Politikada yaşanan bu pozitif gelişmeler Hakan Fidan’ı ön plana çıkarırken, kullandığı dil ile hiçbir kesimi dışlamayan yapıcı Muhalefetin ve yeni nesil siyasetin en güzel örneklerini sergileyen Saadet Partisi Genel Başkanı Mahmut Arıkan’ın özellikle Ak Parti tabanının yaşanan gelişmelerden ötürü “dindarların siyasetinden” soğumaması için gösterdiği çaba takdire şayandır. Son 1 yılda 6 ayda bir Yargıtay tarafından açıklanan üye sayılarında Ak Partiden sonra en fazla üye artışı olan partinin Saadet Partisi olması bunun en bariz örneğidir.

Yaşanan gelişmeler bize şunu çok net bir şekilde göstermektedir: Ortada bizzat dindarlar eliyle gerçekleştirilen hem ekonomik hem adalet hem de Ahlak krizi vardır. Bu sorunu yine ya biz dindarlar kendimiz çözeceğiz ya da en az 50 yıl bu ülkede İktidar yüzü göremeyeceğiz. Eğer bu krizleri iyi yönetemez ve çözemezsek bu 50 yıl içerisinde ödeyeceğimiz bedel sadece iktidara gelememek olmayacaktır. Koskoca en az 3 kuşak neslide kaybetmenin bedelini ödeyeceğiz.

Ya el ele vereceğiz ya da çok acı bir şekilde yok olacağız…