İnsan ömrü iki nehir arasında akar: Bazen gönül daralır, yollar kapanır, sebepler tükenir gibi olur; bazen de her şey kolaylaşır, kapılar açılır, gönül ferahlar. Çoğumuz darlığı musibet, genişliği nimet olarak görürüz. Hâlbuki hakikat ehli, her iki hâlin de aynı Rahmet’in farklı tecellileri olduğunu söylemiştir.
İbn Atâullah el-İskenderî Rahmetullahi Aleyh, kulun sadece darlıkta değil, genişlikte de dikkatli olması gerektiğini hatırlatır. Çünkü insan bazen sıkıntı içinde Rabbini arar, fakat ferahlık geldiğinde gaflete düşebilir. Oysa maksat ne darlığın kendisi ne de genişliğin kendisidir; maksat, her iki hâlin de sahibine ulaşmaktır.
Darlık, kalbin secdeye daha yakın olduğu vakitlerdir. İnsan sebeplerin yetersiz kaldığını gördüğünde, görünmeyen Kudret Kapısı’nı daha çok çalar. Nice dualar vardır ki rahat zamanlarda değil, gecenin sessizliğinde dökülen gözyaşlarıyla doğmuştur. Nice insanlar vardır ki yıllarca öğrenemedikleri hakikatleri bir tek keder mevsiminde öğrenmişlerdir.
Fakat ferahlığın imtihanı da az değildir. Çünkü insanın ayağını kaydıran çoğu zaman yokluk değil, varlıktır. Darlıkta Allah’a yönelen kul, genişlikte de aynı bağlılığı koruyabiliyorsa, işte o zaman nimetin hakkını vermiş olur. Ferahlık sadece rahat etmek için değil; şükretmek, paylaşmak, hizmet etmek ve nimetin sahibini unutmamak için verilmiştir.
Mevlânâ Hazretleri Rahmetullahi Aleyh'in işaret ettiği gibi, gece olmasa gündüzün kıymeti bilinmezdi. Yağmur yağmasa toprağın bereketi ortaya çıkmazdı. Bulut ağlamadıkça güller açmaz. İnsan da bazen kalbinin karanlık gecelerinden geçmeden ruhunun sabahına ulaşamaz. Bu sebeple arifler, gelen her hâli bir misafir gibi karşılamışlardır. Ne darlıkta ümitsiz olmuşlar ne de genişlikte kendilerinden geçmişlerdir.
Seyyidut taife Şeyh Cüneyd-i Bağdâdî Rahmetullahi Aleyh’in buyurduğu gibi, darlık Hakk’ın kula kendisini hatırlatmasıdır; genişlik ise kulun sadakatinin sınanmasıdır. Hakiki yolcu, rüzgârın yönüne göre değil, kıblesine göre yürüyendir. Kalbi bazen hüzünle, bazen sürurla dolsa da yönünü değiştirmez.
Belki de insanın en büyük yanılgısı, Rabbini sadece ihtiyaç zamanlarında aramasıdır. Hâlbuki kulun olgunluğu, sıkıntıda yalvarabildiği gibi ferahlıkta da şükredebilmesidir. Çünkü darlıkta yapılan dua ile genişlikte edilen hamd, aynı kapıya çıkan iki ayrı yoldur.
Neticede hayatın her mevsimi bize aynı hakikati fısıldar: Darlığın da genişliğin de sahibi aynıdır. Birinde sabır istenir, diğerinde şükür. Birinde gözyaşıyla açılan kapılar vardır, diğerinde hamd ile korunan nimetler. Ve kul için asıl kurtuluş, hangi hâlde bulunursa bulunsun kalbini Hakk’ın huzurundan ayırmamaktır.
Zira bazen bir kırıklık, yılların ibadetinden daha hızlı ulaştırır insanı Rabbine. Bazen de bir nimet, şükürle karşılandığında kulu daha yüksek ufuklara taşır. Önemli olan hâllerin değişmesi değil, kalbin yönünü kaybetmemesidir.
Yâ Rabbi! Bizi darlıkta Sana sığınanlardan, ferahlıkta Seni unutmayanlardan ve her hâlinde yalnız Sana yönelenlerden eyle. Âmin.