“Bilin ki Allah kendi yolunda sağlam örülmüş bir duvar gibi kenetlenmiş saflar halinde çarpışanları sever.” SAF 4

Dünya ve bölgemiz yeni bir zamana uyanıyor. Sovyetlerin yıkılması ile Tek kutuplu olan Dünya ABD’nin dayatması ile Yeni Dünya Düzenine maruz kaldı. 1991 yılında İngiltere Başbakanı Thatcher, gittiği Moskova’da; “Artık Doğu-Batı zıtlaşması kesin olarak son bulmuştur. Yeni Kutuplaşma Batı ile Akdeniz ve Ortadoğu havzasındaki “fundamentalist İslamcı” cereyanlar arasında oluşacaktır” diyordu. Bunun neticesinde 1. Körfez Savaşı Patlak vermiş ardından Cezayir’de Batı destekli Darbe girişimi yaşanmış ve 200 binden fazla Müslüman şehit edilmiş İslami Selamet Cephesi liderleri hapsedilmişti. Yine aynı tarihte Bosna Savaşı Patlak vermiş yüzbinlerce Müslüman katledilmiş ırzlarına geçilmiş namusları kirletilmişti. 1996 yılında İktidara gelen Erbakan kurduğu D8’lerle bu sürece rest çekmiş ve ardın Uluslararası şer ittifakının desteği ile Posmodern bir darbe ile karşı karşıya kalmıştı.

Erbakan’ın Batıya karşı yani Emperyalizme karşı yapmış olduğu bu hamle Türkiye’nin bazı dinamiklerini harekete geçirmişti. Özellikle İslamcı olmayan ama antiemperyalist olan Derin mekanizma Türkiye’nin sinir uçlarında Batı karşıtı İslamcıların ufaktan ufaktan yerleşmesine göz yumdular. Çünkü 28 Şubat Darbesini yapan Sebataycı cuntanın derdinin bağımsızlık ve irticaya karşı mücadele olmadığı 28 Şubat sonrası hortumlanan devlet kurumları ve sermaye transferleri ile net bir şekilde görmüşlerdi. Bunu Rahmetli Erbakan Hocanın cenaze töreninde resmi bir tören olmamasına rağmen bazı Generalleri üniformalarıyla törene göndererek gösterdiler.

Bu süreç 15 Temmuz sonrası Amerikancı subayların tasfiyesine kadar gitti. Yine bu zaman zarfında İstihbaratın Millileştirilmesi ve onun neticesinde Dış politikada kısmi iyileştirmeler İslam Coğrafyasında yeni atılımlarında işaret fişeği oldu.

Son 4 senelik süreçte Türkiye hariciyesi Balkanlardan Asya-Pasifiğe kadar uzanan geniş bir coğrafyada Agresif bir Dış politika anlayışı ile hareket ediyor. Şartların ve zamanın Türkiye lehine işlemesi ise bu süreçte bir hayli mesafe alınmasını sağladı. Zira ABDde Waspçıların iktidarda olmuş olması ABDemperyalizminin kendi hinterlandı ile ilgilenip İslam Coğrafyasından yavaş yavaş çekilmek istemesi bu sürecin en önemli mihenk taşı olmuştur. ABD’nin Neocon Siyonist ittifakının 90’lı yılların başlarında başlatmış olduğu Büyük Ortadoğu Projesi kapsamındaki haçlı seferleri ABD ye yüzmilyarlarca dolar zarara girmesine neden olmuş işgal edilen topraklarda ve ABD üslerinin bulunduğu müttefik ülkelerdeki masraflar artık çekilmez bir hal almıştır. 1. Trump döneminde başta Irak olmak üzere İslam coğrafyasından çekilme söylentileri 2. Trump döneminde de devam etmiş. Ve nihayetinde bu senenin başlarında ABD savaş Bakanlığının hazırladığı "Ulusal Savunma Stratejisi" ile süreç ete kemiğe büründü. Lakin İsrail’in kudurmuş köpek gibi sağa sola saldırması ve başlattığı İran Savaşı bu süreci sekteye uğratsada hedefinden saptırmamıştır. Bununla birlikte ABD/İsrail- İran Savaşında ABD üslerinin bulunduğu İslam Ülkeleri ne kadar savunmasız kaldığı ABD’nin nasıl onları yalnız bıraktığı başta Suudi Arabistan olmak üzere bazı İslam ülkelerinde kısmi uyanışlara sebep olmuştur. Yaklaşık 3 sene önce Türkiye öncülüğünde başlatılan "Savunma Paktı" süreci Türkiye-Pakistan ve Suud troykasına İran da aslında dâhildi. Lakin savaş sürecinden dolayı muhtemelen başka anlamalara çekilmesin maksadıyla İran süreç dışında tutulmuş. "Mekke Anlaşmasının" imzalandığı gün İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi X hesabından yaptığı paylaşımda "İslam ülkelerinin ABD ye yaslanmalarının onları korumayacağı ve Müslümanların kendi coğrafyasında kardeşler arasında işbirliği olmasının olumlu" olacağına atıf yapması bir yerde İran’ın sürece nasıl baktığının da işaretiydi. Zira bir gün sonra İran hariciyesi Mekke Anlaşmasından duyduğu memnuniyeti X hesabından ayrıca paylaştı.

Ancak şunu belirtmek isterim ki; Bu anlaşma bu haliyle tabi ki bir İslam NATO’su değildir. Lakin ilerleyen süreçlerde başta Mısır ve İran olmak üzere Endonezya, Malezya ve Lübnan gibi ülkelerin dâhil olması ile ciddi bir bölgesel güç olacağı aşikârdır. Hatta bu oluşuma Rusya’nın da dâhil olması yüksek ihtimal dâhilindedir.

Türkiye hariciyesinin BOP ’un hedefinde olan ve bölünmesini istediği tüm ülkelerde (Sudan, Libya, Arabistan, Suriye ve İran) aktif bir dış politika izleyerek ilgili ülkelerde bölünmüşlük yerine birlik ve beraberlik içerisinde hareket edilmesini sağlamaya çalışması ayrıca takdire şayandır.

Yani şunu özellikle belirtmek isterim ki;

Ne İslam Coğrafyası eski coğrafya,

Ne Türkiye hariciyesi eski hariciye...

Türkiye ve İslam coğrafyası yeni bir günün şafağına uyanıyor. D8’lerle birlikte atılan tohumlar yavaş yavaş meyvelerini vermeye başladı.

Dağın ardını görebilenlere selam olsun...